Subgreen: "İnsan Olmak Demek Doğanın Parçası Olduğunu Anlayabilmek ve Yaşamın Bütünlüğünü Görebilmektir"

Hiç yorum yok


Yeni albümü 'Inner Mirror'u Subgreen adıyla geçtiğimiz günlerde yayınlayan Erdem Tunalı çok yönlü bir müzisyen ve prodüktör. Bir yandan kurucusu ve vokalisti olduğu POST grubunu sürdürürken, bir yandan da Noiseist adlı plak şirketinde Şenay Lambaoğlu, The Away Days ve Yasemin Mori gibi isimlerin albüm kayıtlarını gerçekleştiriyor, sergiler için ses tasarımlarına imza atıyor ve canlı performanslarıyla elektronik müzikseverlerin kulağının pasını siliyor.

Ücretsiz olarak dinleyicisi ile buluşan albümü vesilesiyle Noiseist stüdyosunda buluştuğumuz Tunalı'ya  Subgreen projesi ve bağımsız müzik üretimi hakkında sorular yönelttik ve her zaman olduğu gibi anlattıklarından epeyce feyz ve keyif aldık. 

Unutmadan belirtelim, Subgreen'in oldukça enerjik ve süprizli geçen canlı performanslarından birine tanık olmak isterseniz, yarın gece (15 Nisan) Peyote Nevizade'de olmanızı öneririz.

Sizi en son gördüğümüzde POST ile birlikte organik ses keşifleri peşinde koşuyor ve müziğe nasıl farklı bir boyut katabilir, buna kafa yoruyordunuz. O günden bugüne neler oldu, bahsedebilir misiniz?

2013 yılının Mart ayında Post olarak 'Organic Hologram’ı yayınladık. Oldukça güzel bir albüm oldu fakat 2 ay sonra başlayan Gezi olayları nedeniyle bütün konserlerimiz ve albüm turnemiz iptal oldu. Bir yandan olayların şaşkınlığı, bir yandan ise konser verememenin olumsuzluk yaratmasıyla albüm istediğimiz maddi başarıya ulaşamadı. Zaten o sırada kimsenin müzik yapacak, konser verecek ya da konsere gidecek hali yoktu. Bu kadar emek verdiğimiz albüm ne yazık ki elimizde patladı. Grup olarak bir dönem kendi işlerimize bakma ve solo projelerle ilgilenme kararı aldık. Durumu toparlayınca ve ülkedeki istikrar sağlanınca tekrar birleşip yolumuza devam edecektik. Şu an grubun diğer üyeleri ve ben kendi solo projelerimizle ilgileniyoruz.

Subgreen kimliğinizle kaydettiğiniz 'Inner Mirror' albümü geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Daha punk ve isyankar bir tavrı olan POST’un albümlerine göre biraz daha içe dönük. 'Inner Mirror’un öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?

'Inner Mirror' benim uzun zamandır üzerinde düşündüğüm solo elektronik projem. Yıllar içinde yazıp, hard diskimin bir kenarına fırlattığım parçaların bir araya gelmesiyle oluştu. POST bir grup, grup enerjisine sahip olduğu için daha farklıydı doğal olarak. Subgreen ise benim iç dünyamın bir yansıması. Bazı parçaları on sene önce, bazılarını ise geçen sene yazdım albümdeki. Bazılarını ev arkadaşlarımla şehirde, bazılarını ise doğada ve sayfiyede yazdım. 'Inner Mirror' Subgreen’in ilk albümü olduğu için tamamen benim duygusal, içsel yaşamımın bir yansıması olsun dedim ve daha ambient bir albümle açılışı yapmak istedim.  

'Inner Mirror’un kayıtları sırasında sizi sınırları zorlamaya yönlendiren, bozup tekrar kurduğunuz parçalar oldu mu?

Parçaları oluştururken sık sık yaptığımız bir şeydir bozup tekrar yapmak. Elbette her şarkı bitmeden önce sizi zorlar ve eksikleri bulmanız için size baskı yapar. Fakat bazı şarkılar vardır ki kendiliğinden tamamlanır. Bu albümdeki parçalar da bazen bir anda, bazen de uzun süreçlerden sonra oluştu.

POST albümünden aşina olduğumuz üzere yeni sesler peşinde koşup, onları eğip bükmeyi seviyorsunuz. 'Inner Mirror’da da bu etki var. Emrpovize etmek size ne ifade ediyor? Bir özgürlük ifadesi mi, yoksa risk almak mı?

Yaratılmamış sesler yaratmak ve yaratılmış olanları başkalaştırıp yeni sesler türetmek elektronik müziğin felsefelerinden biri. Emprovizasyon ise bambaşka bir dünya. Bazen müzik yazarken aklıma ilk gelen sesleri ve melodileri kullanıyorum, bazen ise tekrar tekrar değiştiriyorum yazdığım şeyleri. Hayatı şablonlara göre yaşamaktansa her zaman şablonları aşan bir biçimde yaşamı tercih ettim. Müziğimde de hiç bir şablona, kurala bağlı kalmadan özgürce doğaçlayabilmektir en büyük amacım. Aksi takdirde mekanikleşen, evrimleşmeyen bir sistemden bahsediyor oluruz. Emprovize demek anla bir olmak, anın içinde, anla beraber, anda varolmak demek. Şablona göre hareket etmemek, orjinali ortaya çıkarabilmek demek. Kuşkusuz sanatçının en büyük arzusudur orjinali ortaya çıkarabilmek. En büyük zorluktur da aynı zamanda.

Emprovizasyon demişken, albümdeki 'Improvization With My New Toys' parçasının öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?

Yeni synthesizerlarımı aldığım gün ortaya ilk çıkan müzik 'Improvisation With My New Toys'. Nedense hiç değiştiremedim öylece bıraktım şarkıyı. Değiştirmek içimden gelmedi, olduğu gibi oluşu hoşuma gitti, Bir kaç kez denedim ama değiştiremedim. Doğaçlama oluşu, şablonsuz oluşu bana yetti.


POST ile birlikte müzik yaparken parçaları ortaya çıkardıktan sonra grubun diğer üyelerine geliştirmeleri için paslyordunuz. Subgreen’de ise bir başınasınız. Hangisi daha zor?

Tek başına müzik yapmak şüphesiz ki daha kolay ama bunu böyle yorumlamamak gerek. Müzik bir ahenk bütünlüğüdür. Bir kaç kişinin bir araya gelerek aynı boyutta müzik yapması tarif edilmez duygular yaratır insanda. Sanki evrimin bir üst seviyesi gibidir: aynı anda aynı parçayı çalmak, bir eşzamanlılık, eşduygudaşlıktır. Evde ise daha içe dönüksünüz bir başınıza müzik yaparken. Her şeyi tek başınıza siz düşünürsünüz. İkisi farklı duygular ve etkiler yaratır müzikte.

Albümdeki bazı parçalarda yağmur ya da rüzgar gibi doğadan sesleri duyuyoruz. Endüstriyel gürültüler ya da şehir sesleri yerine doğaya dönmenizin nedeni neydi? Sesleri nasıl belirlediniz?

Genelde doğaya dönük bir yaşamı amaç edinmişimdir. Yaşamın her anında doğa anadan besleniyorum. Dolayısıyla doğayı dışlayan bir müzik olamazdı benim için. Bir kuşun ötüşünü hiçbir synthesizer’la çalamazsınız. İmkansızdır bu. Öte yandan insan demek, birey demek şehirde yaşayıp iyi bir kariyer sahibi olmak demek değildir. Çoğunluk böyle sandığı için şehirler bu kadar kalabalık. İnsan olmak demek, doğanın bir parçası olduğunu anlayabilmek ve yaşamın bütünlüğünü görebilmek demektir. Sesleri nasıl belirlediğim sorusuna dönersek, doğayı dinleyerek diye cevap verebilirim.

Albüm kapağındaki görsel çalışmayı çok beğendiğimizi söylemeliyiz. Kimin imzasını taşıyor?

Albüm kapağı sevgili eşim Özge’ye ait. Kendisi benim bir illüstrasyonumu yapmıştı ve çok hoşuma gitti, üzerinde değişiklikle bu hale geldi. Emre Can Ağtaş’ın dijital rötuşları sayesinde tamamlandı.

Canlı performanslarda görseller kullanıyor musunuz? Bu görselleri kim tasarlıyor? Tasarımcıyı bu parçada şöyle olsun diye yönlendiriyor musunuz, yoksa tamamen inisiyatifi bırakıyor musunuz?

Canlı performanslarımda oldukça güçlü görseller kullanmaya çalışıyoruz. Elektronik müzik artık görsel sanatlarla bütünleşmiş durumda. Müziğin görsel ifadesi yönünde çok ciddi adımlar atılıyor her geçen gün. Biz de audio-visual performanslar vererek müziğin etkisini arttırmaya çalışıyoruz. Görsel çalışmaları ‘Decol’ sanat kooperatifi tasarlıyor. Tasarımda belli şeyler dışında sanatçıya hiç bir yönlendirmede bulunmuyorum. Herkes özgürce sanatını ifşa ediyor. 

Sahnede müzik yaparken neler yaşadığınızı sizden dinleyebilir miyiz? Mesela, gergin ve kontrolcü mü olursunuz yoksa akışına bırakıp deneyselliğe mi dümen kırarsınız?

Sahne benim en özgür olduğum yer. Seyirciyle buluştuğumuz ortak bir özgürlük alanı. Müzisyen olarak ben özgürce kendimi gerçekleştiririm ve seyirci bu tür bir özgürlük alanına dahil olmaktan mutluluk duyar. Performans öncesi tabi ki heyecanlıyım, fakat bu heyecan için yapıyorum zaten yaptığım şeyi. Heyecan olmasa yapmacık olurdu. Her performans farklı bir biçimde geçiyor, o günkü ruh halim neyse onu sahneye taşımaktan çekinmem, dolayısıyla deneysellik her sahnemde görebileceğiniz bir şey.


Müziğinizi dört duvarla kaplı bir mekan yerine kamusal bir alanda yapacak olsaydınız, neresi olurdu?

Ormanda.

“Özgür müzik, özgür dinleyicilerle buluşmalıdır” gibi bir ifadeniz var. 'Inner Mirror’u da Noiseist etiketiyle ücretsiz olarak yayınlamayı tercih ettiniz. Sizce bundan sonra bu gibi hareketler daha sık görülecek mi? “Ücretsiz indirme” konusu dinleyiciyi bir tür tembelliğe itme riski taşıyor mu?

Müziği artık meta olmaktan çıkarmalıyız. Sanatın bütün türleri için geçerli tabi bu. Benim böyle bir imkanım vardı ve ücretsiz olarak yayınladım albümü. Zaten çok fazla insanın para vererek müzik almadığını biliyorum. Bugün spotify gibi kurumlar müziğin satın alınmasını azaltıyor. Açıp ordan dinliyor zaten isteyen kişi. Popüler bir müzik de değil benim müziğim. Az sayıda insana, müzik araştıran, sanat araştıran insanlara hitap eden bir müzik. Özgür düşünen insanlara ait bir müzik. Dolayısıyla özgür dinleyici, özgür dinleyici ile buluşmalı dedim ve albümü bedava yayınladım. 

'Inner Mirror’u dijital dışında fiziksel formlarda, görselleri ve belki sizin notlarınızla birlikte plak ya da CD olarak görmemiz mümkün olacak mı?

İlerde belki plak olarak bastırabilmeyi çok isterim fakat şu an için sadece dijital ortamlarda. Böylelikle hem dünyaya daha rahat ulaşabiliyor, hem de maliyet önemli ölçüde azalıyor. CD teknolojisi artık sona erdi fakat plak altın çağlarını yaşıyor tekrar. Ülkemizde elektronik müziğin bu dalları çok tercih edilmiyor, sonuçta popüler değil, daha çok deneysel bir  müzik. O yüzden satışlardan hiç bir zaman geri dönüş beklemedim. Fakat albüm farklı üç boyutlu tasarımlarla zaman zaman karşınıza çıkacak.

Bir yandan reklam filmlerine ve sinema sektörüne müzik üretirken, bir yandan da kendi müziğinizi üretiyorsunuz. Bağımsız bir plak şirketinizin olması size arzu ettiğiniz özgürlük alanını sağlıyor mu?

Tabii, hiçbir kaygımız olmadan istediğimiz her şeyi albüme koyabiliyoruz. Müzik ve sanat yaşam boyunca özgürlük için mücadele etti. Şu an internet sayesinde belli bir özgürlükten söz edebiliyoruz. Plak şirketlerine ihtiyaç kalmadan insanlar evlerinde müzik yapabiliyor ve bunu paylaşabiliyor. Reklam ve film müziği yaparak kazandığım bütün parayı özgür müziğe yatırıyorum, üstelik hiç bir karşılık beklemeksizin. Böylece gerek kurgularken, gerek yayınlarken daha da özgür olmak için elimizden geleni yapıyoruz.



Ülkede birbiri ardına meydana gelen terör olayları ya da gerginlikler müzik üretimini nasıl etkiliyor? Konserlerin birbiri ardına iptal edimesi, olanların da neredeyse boş geçmesi müzik endüstrisinin geleceği konusunda sizi endişelendiriyor mu?

Bu çok garip bir dönem. Bir yandan yolda bomba patlayacak mı diye tedirgin, ve paranoyak bir halde yürüyoruz, diğer yandan haberlerde sürekli ölüm haberleri. Müzik endüstrisi  ise bu ülkede bitmiştir, hiçbir müzisyen hayatından memnun değil. Konser yapılamıyor, para akışı tamamen durmuş durumda. Ama oturup durmak yerine hissettiğim bütün duyguları müziğime aktarmaya çalışıyorum. ‘Requiem For My People’ diye bir parça yazdım ve ölen insanlarımız adına hissettiklerimi anlatmaya çalıştım. Müzik endüstrisi için endişelenmeyi geçtim, gelecek nesiller için endişeleniyorum. Elimden ancak bu kadarı geliyor, ama umudumu kaybetmiyorum hiçbir zaman. Elbet bir gün her şey yoluna girecek. 

Konserlerden söz edelim biraz da. Sizi ne zaman, nerede dinleyebilir müzikseverler?

Genelde her ay 1 veya 2 defa Peyote, Karga ve Coop gibi performans verilebilen alanlarda konser veriyorum. Fakat bağımsız ve gerilla konserler de veriyoruz. A.I.D. sanat oluşumları gibi. Konserleri takip etmek isteyenler Facebook sayfamıza üye olabilirler.

Günümüz ya da geçmiş ayırt etmeksizin soruyoruz; müziğiyle sizi etkileyen müzisyenler hangileri? Sorunun devamı olarak; bugün bağımsız İstanbul sahnesinde ilginizi çekenler kimler?

O kadar fazla müzik dinliyorum ki! Hemen her çıkan şeyi takip etmeye çalışıyorum.  Aoki takamasa, Kettel, Autehre, Ochre, Oval, Chopin, Sattie, Boards of Canada, Future Sound of London, Orbital, Chemical Brothers, Radiohead, Blur... Türkiye'de ise   Ah! Kosmos ve Seretan ilgimi çeken isimler.

Dinleme Noktası

Bandcamp

Soundcloud

Albümü ücretsiz indirmek için

erdemtunali.com

Hiç yorum yok :