Cancan

Hiç yorum yok


Bu, 2005 yılında dünyaya gelmiş, minik, kara burunlu bir kız kedinin öyküsü.


Bir gece yarısı Eskişehir'den İstanbul'a gidecek trene yetişmek için elimde bavul hızlı hızlı yürüyorum. Bir süs havuzunun kenarında sıçan gibi bir yaratık gördüm. Gözler çapak çapak, ağız burun sümük içünde, yürüyüş sarhoş gibi. "Ben bunu burdan alayım da bi bahçeye bırakayım" dedim. Yürüdüm yürüdüm bahçe yok. "Güvenli bir yer bulamadım, bari seyahati erteliyim de 2 gün yuva arayayım" dedim. Bileti yaktım, tuttum öğrenci evine götürdüm. İki gün yuva aradım, bulamadım.

İki gün sonra "Ben bu kızı İstanbul'a götüreyim, orada illa ki birini bulurum" diye düşündüm. Korkak, her seste irkilen, gözünü irinden açamayan beyaz minik bedenini taşıma kabına koydum, soluğu tren garında aldım. Trenlerde bilen bilir, hayvan taşınır ama bilet alırsın. Öğrenci halimle cebimde sadece kendi bilet param olduğundan benim kız hayatının ilk ve tek tren yolculuğuna kaçak çıktı. Koltuğun altına kabı sakladım, yanımdaki genç çocuktan "çaktırmamasını" rica ettim ve 6-7 saat yol gittik. Gıkı çıkmadı miniğimin.




İstanbul'da evde kutudan çıkardım, kıpkırmızı gözlü Gremlin gibi bir şey. Elim kadar var yok. Babam "yaşamaz herhalde " dedi, "dur bakalım" dedim. Yaşadı. "İyileşti madem, ben bunu İstanbul'da kakalarım birine" dedim. Meğer o biri bizmişiz. Panda kılıklı, kırmızı gözlü, pembe kulaklı, kılkuyruk yavrunun adını Cancan koyduk; Afacan'ın Can'ı+Canavarın Can'ı=Cancan.
Masalın en güzel yeri burası sevgili okur. Gel zaman git zaman Eskişehirli minik panda büyümüş. Dünyanın en tatlı centilmen sarı kedisi Jr'ı döver, Felicita'ya sataşır, cadalozun önde gideni olup çıkmış. Çok şey görmüş geçirmiş, filmler izleyip şarkılar dinlemiş. Çok gazetenin üzerine yatıp mürekkebini yalamış. Kargalar tarafından kovalanmış, epey sinek yutmuş, kaçın kurası olup çıkmış. Kendini temizlemeyi bilmiyormuş. ilk adab-ı muaşeret derslerini Felicita'dan almış. Ergenlikte "tamam ben öğrendim yeter bırak" diye kıza posta koymuş. Bir kedinin öğreneceği her şeyi öğrenmiş, kocaman olmuş. Ama hep çapaklı gezmiş. Yetim Cancan kız ailemizin pandası, canımıklı kurabiyesi, damağı mühürlüsü, hiç büyümeyen koca bebeği olmuş. Cancan'lı kimi anlar ve anılar bu şehir günlüğüne girmiş.  Ne yani, Alternatif-İstanbul'un kurucu kedilerinden olmak kolay mıymış, iyi valla. *

Hayat akmış gitmiş. Bir bakmışız ki tam 10 sene olmuş masal başlayalı. Minik kız tüm sevgisiyle hayatımızı güzelleştirirken hepimiz yaşlanmış ve yıpranmışız. Bir bayram günü kapıyı çalmış hastalık. Nefes almakta zorlanmış Can kız. Doktor "hazırlıklı olun" demiş, "her an..."   Ama Cancan kız o bayramı geçirmiş. Düzelir gibi olmuş. Yaramazlıklara, sabah kahvaltısı şebekliklerine, kucak üstü masajlarına yeniden başlamış. Herkesi umutlandırmış, daha ayrılığa zaman var dedirtmiş.

Meğer gidişi zamansız olmasın istemiş güzel kız. 1 ay süre vermiş ki, biraz daha onu öpüp koklayalım. Biraz daha birlikte geçireceğimiz zamanımız olsun demiş. Küçük kalbi 12 Kasım'da durana dek, her gün canımıza can katmak için dayanmış.

Sıcak bir Kasım günü öğleninde uykuya dalar gibi son nefesini vermiş Öpücük kız.  Jr'ın hemen yanına, malta eriği ağacının dibindeki yeni yerine yatmadan önce son kez kara burnundan öpücüğünü vermiş ve toprağa karışmış.

Masal bitti sandınız, nasıl da yanıldınız. Cancan kız, malta ağacının çiçeğinde her sabah yeniden doğuyormuş. Başka bir varlık olarak canımızın canı olmaya devam ediyormuş. Yani bu bir veda değil, Cancan kızın öyküsünü tarihe not düşmekmiş.

* Pıtırcık'ın en sevdiğim lafı.

Hiç yorum yok :