M Train: Patti Smith ile Havadan Sudan

Hiç yorum yok


Patti Smith'in National Book ödüllü 'Just Kids' kitabı hakkındaki yazımda "2007 yılında İstanbul'da verdiği konserden sonra Roll dergisine verdiği bir röportajı anımsıyorum. Bir bilge gibi hayatını güzelleştiren küçük disiplinlerden bahsediyor, dünyanın giderek betonlaştığı ve çok uluslu şirketlerin dahi hayatımıza müdahale etme hakkını kendinde bulduğu günümüzde diş bakımı ve her gün belli bir miktar su içme gibi basit alışkanlıkların bile zihnen sağlam durmak için gerekli olduğunu anlatıyordu. Dingin, yaşam konusundaki deneyimlerini paylaşmaktan hoşlanan ama hâlâ anarşist bir anne gibiydi." demiştim. Patti Smith akkındaki bu düşüncem, geçtiğimiz günlerde okuyucularıyla buluşan M Train'i okuduktan sonra daha bir anlam kazandı dersem, abartmış olmam.



Patti Smith, M Train ile yaşamının olgunluk çağına götürüyor bizleri. Öyküsünün ilk cümlesi; "It's not so easy to write about nothing." Özgür ruhlu bir kadının hayatın gündelik sıradanlığından ve bir parçası haline gelen rutinlerinden dem vurduğu bir anlatı için nefis bir başlangıç. Yazarımız, evinin hemen yanındaki küçük bir cafede, kahverengi ekmeğe tost, küçük bir kase zeytinyağı ve sütsüz kahve sipariş ederek her zamanki masasına oturuyor ve öyküsünü anlatmaya koyuluyor. Fotoğrafçılıktan gelen detaylı gözlemlerle harmanlanan şairane ve samimi dil, daha en baştan dostça sarıp sarmalıyor okuyanı. Smith, izlediği bir filmden, Murakami'nin Zemberekkuşu'nun Güncesi kitabından, Berlin'de duvarı Bulgakov fotoğraflarıyla dolu Pasternak Kafe'den, The Killing dizisindeki dedektif Linden'dan, Frida Kahlo'nun Casa Azur'undaki üzeri kelebek işlemeli yastığından, Sylvia Plath'in intiharından, küçük, sade ama kişilikli otel odalarından ve Jean Genet'ten dem vuruyor. "Keşke yanımda olsaydın da hiç seyahat etmeseydim" diye seslendiği Fred Sonic Smith'e duyduğu aşkı, gerçekleşen ve gerçekleşmeyen hayallerini, "küçük mutluluklar çağı" olarak tanımladığı Michigan'daki çocukluk yıllarını, mütevazi ailesi ve çocuklarıyla ilgili an ve anıları fotoğraf kareleriyle gözümüzün önüne seriyor. Kendimizi birdenbire o çok sevdiği siyah uzun paltosunu kaybetmesine üzülürken ya da noel evvelinde yağan karın altında eve doğru yürürken buluyoruz. M Train son durağına geldiğinde damağımızda hayatı anlamlandırışına gıpta ile baktığımız ozanımız ile  uzun uzun hasbıhal etmiş olmanın o güzel tadı kalıyor.



Patti Smith, New York Kütüphanesi'nde yaptığı konuşmada; "M Train'in okuyucuları kendi atmosferi içine çekmesini ve gittikleri her yere de o duyguyu da taşımalarını umduğunu" söylüyor. 



"Nothing with words, usually something of Coltrane’s, like Olé or Live at Birdland. On the rare occasion of a rainout we would switch over to Beethoven, whom Fred particularly admired. First a piano sonata, and then with the rain steadily falling, we’d listen to Beethoven’s Pastoral Symphony, following the great composer on an epic walk into the countryside listening to the songs of the birds in the Vienna Woods."

Smith, Patti (2015-10-06). M Train (Kindle Locations 1259-1261). Bloomsbury Publishing. Kindle Edition. 

Hiç yorum yok :