Derya Açar Ergüç: "SALT’ın Hedefi; Öğrenmeye ve Tartışmaya Açık Bir Ortam Sağlamak”

Hiç yorum yok

SALT Beyoğlu, Forum, Fotoğraf: Mustafa Hazneci

SALT, Eylül ayından bu yana bir yandan Türkiye için büyük önem taşıyan 80'leri odak noktasına alan, bir yandan da o günlerde tartışılan konular üzerinden bugünü de tartışmaya açmayı da amaçlayan "Nerden geldik buraya" sergisine ev sahipliği yapıyor.
 
Farklı konulara odaklanan ve büyük ilgi gören bu sergiler görünen yüzü olsa da, SALT bundan çok daha fazlası. Tam 4 senedir İstanbul'un en kalabalık ve anonim caddesi İstiklal Caddesi'nde yer alan SALT Beyoğlu, Osmanlı Bankası'nın kültür mirasını günümüze taşıyan SALT Galata ve Ankara'nın tam kalbindeki SALT Ulus binalarında kamunun kullanımına açık ve tamamen ücretsiz bir kültür ve araştırma merkezi olarak hizmet veriyor. SALT, ziyaretçilerini yalnızca "izleyici" olmanın ötesine geçerek, kurumun tüm olanaklarından yararlanan birer "kullanıcı" olmalarını önemsiyor ve tüm yapısını buna uygun olarak kurmaya özen gösteriyor. Bu yönüyle her şeye dokunmanın "yasak" olduğu klasik bir sergi mekanı anlayışı güden kurumlardan tamamen ayrışıyor.



Derya Açar Ergüç, SALT İletişim ve Yönetim Direktörü, Fotoğraf: Tolga Pakar
Fiziki binalarının yanında, dijital ortamda demokratik bir anlayışla paylaşıma açtığı arşiviyle kültür-sanat ortamında büyük bir eksiği tamamladığını düşündüğümüz SALT'ı A'dan Z'ye daha yakından tanımak amacıyla SALT İletişim ve Yönetim Direktörü Derya Açar Ergüç'e kulak verdik.

4 yılı geride bırakan SALT’ın kuruluş öyküsüne değinelim istiyoruz öncelikle. Başlarken ne amaçlanıyordu, bunun ne kadarını gerçekleştirebildiniz? SALT’ın İstanbul kültür sanat hayatındaki yeri misyonuyla paralel işliyor mu?

SALT, yaklaşık 10 yıldır her biri kendi alanında önemli başarılara imza atan kültür kurumları Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi ve Garanti Galeri’nin faaliyetlerini sona erdirerek tek bir vizyon ve çatı altında birleşmesiyle oluştu. İstanbul’da Galata ve Beyoğlu’nda, Ankara’da Ulus’ta olmak üzere toplamda üç tarihi binada faaliyet gösteriyoruz. SALT, güncel sanat, mimarlık, tasarım, şehircilik, ekonomik ve sosyal tarih konularına odaklanan bir kültür ve araştırma kurumu.  Kurumun merkezinde SALT Araştırma var. SALT Araştırma basılı yayın ve dijitalize edilmiş belgeleriyle öğrenci, akademisyen ve araştırmacılara önemli bir kaynak sunuyor.

SALT’ın alışagelmişin ötesinde bir bakış açısı ve içeriği var. İlk kurulduğu andan bu yana büyük bir gelişim gösterdi. Bu gelişimi göstermesi için de bizim yaptığımız en büyük işlerden biri mümkün olan her platformda kurumu anlatmak oldu.

“SALT'ın özünde sorgulayan, araştıran, paylaşan, hata yapmaktan çekinmeyen bir duruş var. SALT’ın hedefi öğrenmeye, tartışmaya açık bir ortam sağlamak”

SALT’ın İstanbul’daki konumları belirlenirken neler göz önünde bulunduruldu?

SALT Galata, Fotoğraf: Mustafa Hazneci
Çok önemli iki değeri, İstiklal Caddesi ve Galata’nın sembolleri arasında yer alan iki tarihi yapıyı, aslına sadık kalarak restore etmeyi ve bu binaları yeniden işlevlendirerek araştırmaya, sorgulamaya, öğrenmeye, üretime ve tartışmaya açık bir oluşum yaratmayı amaçladık.

SALT Beyoğlu, İstiklal Caddesi’nin insan trafiği göz önünde bulundurularak öncelikle bir sergi mekanı olarak tasarlandı. Girişteki Forum alanı da dahil olmak üzere dört katı sergi mekanı olarak kullanılıyor. Şu anda "Nerden geldik buraya" sergimizin ağırlıklı olan bölümü SALT Beyoğlu’nda izlenebilir.  

SALT Galata ise, Bankalar Caddesi üzerindeki konumu ve mimari özelliği ile daha uzun zaman geçirmeye imkan verecek bir mekan. 

SALT Galata’ya gelenler, SALT Araştırma’da çalışabilir, sergi mekanını gezebilir, Atölyelerde düzenlenen etkinliklere katılabilir, Neolokal Restoran, Café ve Robinson Crusoe 389’dan faydalanabilir.

Beyoğlu’na geri dönecek olursak, Robinson Crusoe 389 kitabevinin ana merkezi SALT Beyoğlu’nun dördüncü katında. Hemen yanında SALT Bahçe var. SALT Beyoğlu ilk projelendirildiği zaman Bahçe “Edible Garden” (Yenilebilir Bahçe) olarak tasarlanmıştı, şu an ağırlıklı olarak bakım ve geliştirme odaklı, kişilerin çalışma mekanı olarak kullandıkları bahçe içinde bir ortam.

SALT Beyoğlu, Robinson Crusoe 389, Fotoğraf: Mustafa Hazneci
Robinson Kitabevi demişken; onlarla birlikte “Kitaba Dönüşmek” adında yeni bir program yürütülmeye başlandığını biliyoruz. Bu program neleri içeriyor?

Öyle bir yapı var ki SALT’ta, düşünce yapımız da buna göre şekilleniyor; Aynı çatı altında bulunduğumuz işletmeleri de kendimize benzetiyoruz. Kurumun araştırma, geliştirme ve içerik üretme üzerine düşünüyor olması kurumun bünyesindeki işletmelerimizle çalışma biçimimize de yansıyor. Örneğin SALT Galata’da Neolokal’in üst katında tohumlar ektikleri bir bahçe yaptılar, aynı zamanda “Yeni Yerel Sohbetler” isminde  bir söyleşi dizisi başladı.  

Eylül ayından itibaren de SALT ve Robinson Crusoe 389 ortak insiyatifi, 'Kitaba Dönüşmek' isimli yeni bir kamu programı başlattık. Mallarmé'nin “Dünyada her şey kitaba dönüşmek için vardır” sözünden yola çıkan “Kitaba Dönüşmek” serisi, “geçmiş tasası ve gelecek hayali” olan iki kurumun; SALT ile Robinson Crusoe 389 iş birliğinin bir yansıması. SALT programlarının yarattığı, kitapla başlayarak bilgilenen bir hayat var. “Kitaba Dönüşmek”, bu yaklaşımı, kamunun erişimine açık bilgi üretimi süreçleriyle desteklemeyi amaçlıyor. Bu kimi zaman bir kitap tanıtımı olabilir, kimi zaman sergilere paralel bir söyleşi, konferans olabilir.

2 Eylül’de SALT Galata’da gerçekleşen ilk etkinlik, Kullanma Kılavuzu 2.0: Türkiye’de Güncel Sanat 1975-2015  kitabının tanıtımıydı. Kullanma Kılavuzu 2.0: Türkiye’de Güncel Sanat 1975-2015, 40 yıllık bir sürece damgasını vuran eğilim, etkinlik ve tartışmaları farklı boyutlarıyla ele alıyor. Halil Altındere ve Süreyyya Evren’in editörlüğünde, 16 yazarın metninin yer aldığı kitap, söz konusu dönem içerisinde üretim yapan başlıca sanatçıların anıldığı, Türkçe ve İngilizce’deki en kapsamlı referans kitabı olma amacını taşıyor. “ Kitaba Dönüşmek” serisinin ikinci programında, online yayın platformu Ibraaz’ın son kitabı, Antony Downey’nin editörü olduğu Dissonant Archives: Contemporary Visual Culture and Contested Narratives in the Middle East kitap tanıtımı 5 Eylül’de SALT Galata’da gerçekleşti.

14 Ekim'de SALT Galata'daki Oliver Roy konuşması "Kitaba Dönüşmek" kapsamında gerçekleşecek 3. etkinlik olacak. Siyaset bilimci Oliver Roy ile gazeteci Ruşen Çakır,  Oliver Roy'un Metis yayınlarından çıkan Kayıp Şark'ın Peşinde isimli kitabı üzerinden sohbet edecekler.

"SALT'ta yaptığımız işin kamusallaşmasını, üzerine konuşulup tartışılmasını arzu ediyoruz"

SALT Beyoğlu, Forum, Fotoğraf: Mustafa Hazneci
SALT ve şehir arasında nasıl bir bağ var? SALT İstanbul’u, İstanbul SALT’ı hangi yönlerden etkileyip, değiştiriyor?

Yaptığımız işin kamusallaşmasını, üzerine konuşulup tartışılmasını arzu ediyoruz. SALT’ın ilgi alanlarına güncel sanatla birlikte mimarlık, şehircilik, toplumsal ve ekonomik tarih de giriyor.

Garanti Galeri zamanında "İstanbullaşmak" adında bir projemiz vardı. 2011 yılında bu projeyi İstanbul'a odaklı 90 etkinlikten oluşan bir program ve kent merkezindeki değişimleri inceleyen atölye ve sergi projesi Yapım Aşaması: Beyoğlu ile geliştirdik.  Kentin 10 yılını tarayan bir İnteraktif bir veri tabanı üzerinden İstanbul’a bakmanın hedeflendiği proje mekansallaştırılarak SALT Beyoğlu’nda sergilendi.  

Bildiğiniz gibi kent merkezi ciddi bir dönüşüm içinde. “Yapım Aşaması: Beyoğlu” Hollandalı mimar Hans Venhuisen yarattığı mahallenin insanlarının katıldığı bir oyun, ki bu oyunu bir mahkeme olarak düşünebilirsiniz, oynandı. Taksim Meydanı’ndaki trafiğin yerin altına alınması, Emek Sineması, kışlanın Gezi Parkı’nın üzerine inşası gibi sonradan hayatımızın çok başka türlü bir döneminin başlangıç noktası olan konuları 2011 Eylül’ünde SALT Beyoğlu’nda katılımcılarla enine boyuna ele alınmıştı.  Ayrıca yine İstanbullaşmak çerçevesinde, İstanbul’la ilgili cevabı hala bilinmeyen bir takım sorulara, konuşma, gezi, sunum ve performanslarla yanıt aranan etkinlik programı 90, Eylül-Aralık 2011 tarihlerinde devam etti. 90 etkinliğinde “uzmanlık” ve “tecrübesi” ile programa dahil olan katılımcılarla birlikte, projenin geliştirilmesine katkıda bulunmak isteyen herkesten önerilerini mekandaki iletişim noktasından ya da sosyal medya aracılığı ile iletmeleri için çağrıda bulunduk. Bu etkinlik programında Yenikapı kazılarının İstanbul’a ne öğrettiğinden tutun, bu şehirde meyve ve sebze üretimi nasıl sürdürülebileceği, Boğaz’ın akıntılarından elektrik üretme imkanları, şehirdeki gece hayatı ve alt kültüre kadar pek çok konu ele alındı.         

"SALT'ta önemli olan sadece ziyaretçi değil, kullanıcı olmak...”

SALT Araştırma, SALT Galata, Fotoğraf: Mustafa Hazneci
SALT’ın ziyaretçileriyle birbirini besleyen bir iletişim kurmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

SALT’ın elbette kimi faaliyetleri yerine getirmesi için binalarda adresinin belli olması gerekiyor. Ama buranın ürettiği içerikler, başka iletişim araçlarıyla da kamuyla  buluşabiliyor. Örneğin bizim binamıza hiç gelmemiş ama sosyal medya hesaplarımızı takip ederek, paylaştığımız içeriklerle beslenen bir çok kişi var. Fiziksel olarak SALT’ı ziyaret etmesine  gerek olmayabilir.

Günün sonunda ziyaretçi sayısı gibi kimi rakamlar tabii ki önemli ama insanların  web sitesinden, sosyal medyadan ya da saltresearch.org’dan bizi takip edebilir olması, sunulan içeriğe ulaşabilmesi ve SALT’ın faaliyetlerinden faydalanabiliyor olması bizim için çok değerli.  Burada önemli olan “ziyaretçi” değil  “kullanıcı” olmak.

Bizler düşünmeye ve üretmeye devam edeceğiz. Burası bir “düşünce yeri”. Dolayısıyla “kopyala-yapıştır” yapmadan, gündemi takip edip,  hayatın içinde yaşayarak bir şeyler üretmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken biz de kendimizi “ziyaretçi” olarak konumlandırıyoruz. Bu kurumda böyle bir düşünce yapısının olması şart. Herkesten ve her şeyden besleniyor olmamız gerekiyor. Bunu yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz.

Bizim hedefimiz “aidiyet” duygusu yaratmak. SALT’ı kullanan kişilerin kendilerini buraya ait hissetmesi önemli. Herkesin kendine özel bir SALT’ı olsun. Kurum çalışanları için de bu geçerli. Biz de kendimizi buraya ait hissediyor olmalıyız. Biz bu şekilde düşünür ve yaparsak, “kullanıcı” ile interaktif iletişimi sağlarsak, birlikte gelişebileceğimize inanıyoruz.

SALT’ın ziyaretçilerine sunduğu belge arşivinde ne gibi kaynaklar bulunuyor?

SALT Araştırma yaklaşık 100 bin basılı yayın ve dijital ortama aktarılmış yaklaşık 2 milyon belgeye erişim sağlayan kapasitesiyle öğrenci, akademisyen ve araştırmacılara önemli bir kaynak sunuyor.  Yılda yaklaşık 60 bin kişi SALT Araştırma’yı kullanıyor. Bu noktada SALT bir üniversite gibi çalışıyor çünkü ne yazık ki Türkiye’de kütüphaneler görünür değil ve kütüphane kullanımı da yetersiz.

Arşivin önemi de araştırmada kaynak oluşturması açısından ele alınmalı.  Bir coğrafyanın belleğini o coğrafyada tutmak önemli.  Belge ve kaynak oluşturmak, geliştirmek ve korumak bir süreç. SALT Araştırma’ya büyük emek, zaman, fon ve teknolojik yatırım gerekiyor. Belge ve kaynakları bir yerde toplamaktan öte, ulaşım kapasitesini sağlamak önemli.  Bunların erişime açılması ve bu kaynağı ücretsiz sunmak bilginin kamusallaşması adına önemli bir rol oynuyor.

“Nerden geldik buraya” sergisinin temelinde 1,5 yıllık bir araştırma süreci var”

Nerden geldik buraya sergisinden, SALT Galata, Fotoğraf: Mustafa Hazneci

SALT’ta yer alacak bir serginin hazırlanış sürecinden biraz bahsedebilir misiniz? Hangi serginin programda yer alacağı nasıl belirleniyor? İçeriğinin oluşturulmasında nasıl bir süreç işliyor?

Sergiler, SALT Araştırma ve Programlar ekibi tarafından hazırlanıyor.  SALT’taki programların hazırlanmasında önemli bir zaman ve iş gücü gerektiren bir araştırma süreci var. Biz üreten bir kurumuz, ithal eden değil.  Faaliyet gösterdiğimiz konularda yaptığımız uzun soluklu araştırmaları kamuya, kimi zaman bir sergi, kimi zaman bir konferans, kimi zaman bir yayın formatında açıyoruz.

Örneğin “Nerden geldik buraya” sergisinin temelinde 1,5 yıllık bir araştırma süreci var. Araştırma sürecinin başından beri SALT Araştırma ve Programlar ekibinden serginin yürütücüsü Merve Elveren’e Erman Ata Uncu eşlik etti. Dönemin süreli yayınları incelendi, bu yayınların (Yeni Gündem, Sokak, Birikim, Feminist, Cumhuriyet, Milliyet) arşivlerinden yararlanıldı.  Diğer taraftan 1980’lere dair akademik tezlere bakıldı.  Dönemin öne çıkan figürleriyle görüşmeler yapıldı.  Bu süreç içinde yaklaşık 200 kişiyle görüşüldü. Sergilerin kurgulanmasında tasarımcılardan da destek alıyoruz.  "Nerden geldik buraya" sergisi için Esen Karol ile çalıştık.

Neden 80’ler Türkiye’si üzerine bir sergi? Sergide hangi sanatçılar yer alıyor? Biraz bu serginin içeriğinden bahsedebilir misiniz?

"Nerden geldik buraya" sergisi L’Internationale Konfederasyonu'nun “Sanat Kullanımları - 1848 ve 1989’un Mirası” projesi kapsamında düzenleniyor. İki tarihî dönüm noktası olan 1848 ve 1989 yıllarını seçen “Sanat Kullanımları”, güce karşı yaratıcı tepki ve yurttaş direnci bağlamında radikal ve ulus ötesi bir Avrupa tarihiyle ilişki kuruyor. Her iki tarihsel devrimde de tüm dünya ve kültürlerine erişim sorunsalı, yeni yurttaşlık biçimlerinin talebi bakımından temel bir önem taşımaktaydı. Bu çerçevede proje 1989 yılını, 20. yüzyılın büyük bir kısmına nüfuz eden ideolojik bir çatışmadan öte, Avrupa’da 1848 devrimleriyle başlayan dönüşümün devamı olarak kabul ediyor. Bu iki tarih ile miraslarının yanı sıra bugünü yeniden yorumlamak üzere 1980’li yıllara odaklanıyor; aynı zamanda kamu erişimi, katılımcılık ve ortak yaratıcılığın teşvik edilmesini amaçlıyor.

Sergi, 12 Eylül askeri darbesiyle başlayan ve 1990’ların ortalarına kadar devam eden süreç içinde ortaya çıkan feministler, çevreciler, eşcinseller hakları aktivistleri, insan hakları savunucuları gibi farklı sivil muhalefet ve temsil biçimlerinden örnekler sürüyor.  Ağırlıklı olarak arşiv dokümanları üzerine kurulu sergide Halil Altındere, Serdar Ateşer, Aslı Çavuşoğlu, Barış Doğrusöz, Ayşe Erkmen, Esra Ersen ve Hale Tenger de döneme dair işleriyle yer alıyor.

Sergiye gelen tepkiler nasıl?

Şu ana kadar çok iyi yorumlar aldık. Tabii ki herkes kendi bakış açısıyla yorumluyor. O döneme bizzat tanıklık etmiş insanlardan bilhassa çok güzel tepkiler alıyoruz. Şu anda dahi aynı şeyleri konuştuğumuzu ama bir yandan da geçmişe dönüp baktığımız ve o dönemde biz de bunları yapıyor, böyle yaşıyorduk dediğimiz konuları da anımsatan bir sergi. Sergide geçmiş, bugün ve gelecek var. Geçmişte bunları konuşmuştuk, gelecekte de mi konuşuyor olacağız sorusunu sorduruyor. Örneğin, sergide yer alan Aydınlar Dilekçesi'nin bugün geldiğimiz konumda ne kadar güncel olduğunu fark ediyoruz. Bu sergide tek bir konu ele alınmıyor, çok ciddi bir arşiv çalışması yapıldı.

Perşembe Sineması programında gösterilecek filmler nasıl seçildi?

Seçki, "Nerden geldik buraya" sergisine paralel olarak aile yapısı,  kadın hareketleri, siyasi ortamı ve mimari yapıyı konu eden 1980’lerin kült Türk filmlerden oluşturuldu.

“SALT, kamuya mal olmuş; paylaşımcı bir kurum”

Atölye, SALT Galata, Fotoğraf: Mustafa Hazneci
SALT Araştırma Fonu ile pek çok projeye destek sağlıyorsunuz. Başvurmak isteyenler için süreç nasıl işliyor, bahsedebilir misiniz?

SALT Araştırma Fonu kapsamında mimarlık, tasarım, sosyal ve ekonomik tarih ve güncel sanat alanlarındaki bağımsız çalışmaları destekliyoruz. Hatta bu yıl nitelikli başvuruların artması nedeniyle SALT, fon verdiği proje sayısını altıdan sekize çıkardı.

SALT Araştırma Fonu ile ilgili bir seçici kurul var.  Her sene Ocak ayında ön başvuruları almak üzere duyuru yapıyoruz.  Şubat ayında ön başvurular toplanmış oluyor. Seçici kurulumuz, gelen başvuruları değerlendiriyor ve bir eleme gerçekleştiriyor.  Mart ayında ana başvuruları alıyoruz ve Nisan’da da fon kazanmaya hak kazananları açıklıyoruz.  Araştırmacılar Aralık ayında konularını kamuya açık yapılan değerlendirme toplantısında seçici kurul ve ilgililere sunuyorlar.  SALT, paylaşımcı bir kurum olduğu için bu sunumlara ilgilenen herkes katılabiliyor. Bu süreç içinde gerçekleştirilen ara toplantılarda projenin gelişimi hakkında kurula bilgi veriliyor, kurul da fikir ve önerileriyle araştırmacılara yönlendirmede bulunuyor.  

Bazı araştırma projeleri bir program olarak kamuyla buluşabiliyor. SALT Ulus'ta geçen sene gerçekleştirdiğimiz Dinamo Mesken sergisini örnek verebiliriz. SALT Araştırma Fonu kapsamında geliştirilen ve sergileştirilen bir projedir.  SALT olarak böyle imkanlar da sunabiliyoruz.

SALT’ın bütün kaynak ve olanaklarını kamunun paylaşımına ücretsiz açması muazzam bir detay. Buna nasıl karar verdiniz?

Toplumda kültürel bilinçlenmenin oluşması ve sanatın toplumla bütünleşmesi için, üretime olanak tanıyan bağımsız ve sürdürülebilir ortamların çoğalması ve yıllanarak bir bellek oluşturması gerektiğine inanıyoruz. Bu sebeple, farklı disiplinlerin ortak bir yönetim ve program altında bir araya gelerek ek katma değer yaratabileceği bir oluşuma imza attık.  Biz SALT’ı kamuya mal edilmiş bir kurum olarak görüyoruz. Bu kurumun sürdürülebilir olması için, kamu tarafından sahiplenilmesi gerektiğine inandık.

SALT aynı zamanda Avrupa Müzeler Konfederasyonu L'Internationale'nin de bir üyesi. Nasıl bir işbirliği içindesiniz? Birlikte geliştirdiğiniz ortak projelerden söz edebilir misiniz?

L’Internationale, hiyerarşik ve merkeziyetçi olmayan bir uluslararasıcılık üzerine kurulu bir konfederasyon; yerel olarak köklü, küresel olarak birbirine bağlı kültürel araçlardan oluşuyor. Farklılıklar ile yatay paylaşımlara değer veren bir sanat alanı öneriyor. Değişik coğrafyalardan yerel hikâyelerin birlikte okunabilmesi adına daha etkili araçlar ve yepyeni yöntemler sunmayı hedefliyor. L’Internationale bünyesinde Museum van Hedendaagse Kunst Antwerpen (MHKA/Belçika); Van Abbemuseum (VAM/Hollanda); Museu d’art Contemporani de Barcelona (MACBA/?spanya); Museo nacional centro de arte Reina Sofía (MNCARS/İspanya); Moderna Galerija (MG/Slovenya) ve SALT (Türkiye) yer alıyor.

Konfederasyon, AB’nin hibe desteğiyle “Sanat Kullanımları – 1848 ve 1989’un Mirası” [The Uses of Art – The Legacy of 1848 and 1989 (UoA)] adlı çok yönlü bir proje yürütüyor.

Proje, bir dizi sergi ve sempozyum ile dijital-basılı yayıncılık, online forum, eğitim platformu ve kurumlar arası kadro ve uzmanlık değişimi ile paylaşımını içeriyor.

“Sanat Kullanımları”, Ekim 2013’te Reina Sofía tarafından düzenlenen, sanat tarihi için 1980’lerde İspanya ve dünyadaki sosyo-politik dönüşümlerin merceğinden sivil toplumun gelişimine dayalı yeni bir perspektif tasarımını inceleyen bir sergiyle başladı. Beş yıl sürecek olan “Sanat Kullanımları” 2017 yılında, Avrupa çapında eşzamanlı sergi ve etkinliklerle sonlanacak. Bu kapsamda aynı yıl SALT, L’Internationale ve Müşterek Bilgi adlı bir program gerçekleştirecek.

Önümüzdeki günlerde SALT ziyaretçileri hangi sergi ve etkinlikleri görme olanağı bulacak?

15 Aralık 2015 - 14 Şubat 2016 tarihleri arasında SALT Beyoğlu’nun Forum alanında Sabiha Bozcalı sergisini gerçekleştireceğiz.

Sergi, SALT Araştırma tarafından yürütülen, Türk resim tarihinde ilk kadın ilüstratör olarak adı geçen ressam Sabiha Bozcalı üzerine bir araştırmanın görselleştirilmesidir. Sergi, Bozcalı’nın pek bilinmeyen, şimdiye kadar ayrıntılı şekilde incelenmemiş sanat pratiğine ışık tutarak Türkiye kültür hayatındaki rolüne dikkat çekmeyi amaçlıyor.

2016’da da yoğun bir programımız olacak.

"SALT gözü gönlü açık olan herkese hitap ediyor”


SALT olarak, daha önce sizi hiç ziyaret etmemiş kişilerin dikkatini çekme gibi bir çabanız var mı? Bu amaçla ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

SALT’ın belirli bir hedef kitlesi yok.  SALT gözü gönlü açık olan herkese hitap ediyor.

SALT’ın faaliyet gösterdiği konuların çeşitliğinin yanı sıra, SALT sergiler paralelinde ya da bağımsız pek çok kamu programı geliştiriyor.  Film gösterimleri, konuşmalar, performanslar, seminerler, atölyeler farklı kimliklerden, farklı yaş gruplarından, farklı ilgi alanlarından ziyaretçiye dokunabiliyor.

Documentarist, !f gibi film festivalleri ve Gastronomika gibi uzun dönemli iş birliklerine ek olarak  tek seferlik etkinliklere de ev sahipliği yapıyoruz.  İş birlikleri veya ev sahipliklerinde esas, etkinliğin içeriğinin SALT’ın faaliyet alanları ve kurum vizyonu ile paralellik göstermesi ve herkese açık, ücretsiz olması.

İletişim faaliyetlerimizin geniş, farklı mecralarda yer almasına önem veriyoruz. Konvansiyel mecralara ek olarak, sosyal medyayı ve dijital mecraları yoğun olarak kullanıyoruz.  SALT’ın bilinirliği, SALT hakkında farkındalık geçtiğimiz iki sene içerisinde süratle arttı.

Röportaj: Ezgi Aktaş, Gökşen Çalışkan



Hiç yorum yok :