Nerden Geldiğimiz Belli Buraya, Peki Ya Nereye Gideceğimiz?

Hiç yorum yok

 *Saltonline'ın Facebook sayfasından

Küçüklüğümden bu yana ne zaman gökkuşağı görsem sevinçten mest olurum. Hani şu aşık olduğumuzda karnımızda kelebeklerin uçuştuğu haller, arabanın tam yokuş aşağıya inerken yaşattığı o hoş kalp çarpıntısı ya da çok beğendiğimiz bir müzik dinlerken içine girdiğimiz halet-i ruhiye gibi. Bu nedenle yağmurlu geçen haftasonunda da gözüm sürekli lacivert gökyüzünün gün ışığıyla buluştuğu anda çıkacak renk cümbüşündeydi. Ama denk gelemedim.

3 Eylül’de Salt Galata ve Beyoğlu’nda başlayan “Nerden Geldik Buraya” sergisi 80’ler Türkiye’sinin alacakaranlık haline ışık uzatarak, içinde saklı kalan renkleri, gökkuşağı misali gün yüzüne çıkarıp bizlere hatırlatan ya da yaşı nispeten daha genç olan bir kesimle ilk kez tanıştıran bir proje. Sergi bunu yaparken aslında bugünümüze de ayna tutma misyonuna sahip.

Sergi için salt “80’lerin Türkiye’sini anlatıyor” demek yanıltıcı olur. Sergideki çalışmalar 12 Eylül’den sonra ülkenin yalnızca kendi içinde değil dünya düzeni içinde verdiği varoluş savaşının toplumsal hayattaki tezahürünü popüler kültür öğeleri üzerinden gözler önüne seriyor.

Vasıf Kortun, Merve Elveren, Erman Ata Uncu, İlhan Ozan ve Esen Karol’un yoğun emekleriyle ortaya çıkan ve İstanbul’u merkeze alan sergi, dönemi reklam filmi, dergi, fotoğraf, video gibi arşiv materyalleri ve sinemadan örneklerle değerlendiriyor.  Sergi ayrıca sanatçılar Halil Altındere, Serdar Ateşer, Aslı Çavuşoğlu, Barış Doğrusöz, Ayşe Erkmen, Esra Ersen ve Hale Tenger’in 1980’lerin politik ve kültürel dinamiklerini işledikleri ve zıtlıkları görmemize imkan veren çalışmalarından oluşuyor. 

Açılış günü hazırlık ekibinin ağzından dinleme fırsatı bulduğumuz sergiyi gezmeden önce Salt İstanbul Araştırma ve Programlar Direktörü Vasıf Kortun’u dinliyoruz. SALT’ın üyesi olduğu Avrupa müzeler konfederasyonu “L’Internationale” ortaklığının bir parçası olarak yerel bilginin değerlendirildiği bu serginin yurttaşlık bilinci açısından da bir kırılım noktası olduğunu belirtiyor. Kortun’un verdiği bilgiye göre araştırma süresi 1,5-2 yılı bulan sergi için yaklaşık 300 kişiyle görüşülmüş.

12 Eylül 1980’den Aralık 1993’e kadar geçen süreyi ele alan sergi askeri vesayet ve iktidar arasındaki “dengeli ilişkiyi” gözler önüne sererken, bir yandan sivil toplumun yükselişi ve Büyükşehir Belediyesi bütçesindeki yüksek artışlar şehrin içine girdiği değişim ve dönüşümü yansıtıyor. Sergideki parçaların birbiriyle bağlantılı hatta zaman zaman iç içe geçmiş olduğunu görüyorsunuz. Zira bir katta gördüğünüz bir işi , başka bir katta farklı bir kontekste görmeniz mümkün.



Serginin ilk ayağı olan Salt Beyoğlu’nda öncelikle 1989-1990 yılları arasında yayımlanan Sokak dergisi dikkat çekiyor. Tuğrul Eryılmaz’ın genel yayın yönetmenliğinde çıkan Sokak’ın ard arda sıralanmış kapaklarını duvarda gördüğünüzde günümüzde tartışmaya devam edilen bir çok konunun yaratıcı ve eleştirel bir üslupla o dönem şartlarında çok daha “özgür” biçimde kaleme alındığına şahit oluyorsunuz.


Sokak’ın medya özgürlüğü açısından 80’ler Türkiye’sine dahi özlemle bakmamıza neden olan kapaklarının ardından feminist harekete ilişkin işler karşımıza çıkıyor. 89 Ağustos’unda Adalet Bakanlığı’nın cezaevlerine yönelik tek tip giyim, görüşlerde Türkçe konuşma zorunluluğu gibi düzenlemeler içeren genelgesine karşı Cağaloğlu’nda oturma eylemiyle trafiği kapatan “Siyahlı Kadınları” görüyoruz. Bu fotoğrafın tam yanındaki duvarda ise Semra Özal liderliğindeki “Papatyalar”.


Bugünümüzü hatırlatan o kadar çok iş var ki sergide, bazen tarihin bu kadar tekerrür etmesinden yoruluyor insan. Misal Aziz Nesin’in önderliğinde kaleme alınan “Aydınlar Bildirgesi”ndeki cümleler bugün dahi tazeliğini koruyor:

“Ülkemizin, insan haklarının güvenceleri yurt dışında tartışılır bir ülke durumuna düşürülmüş olmasını onur kırıcı buluyoruz. Yaşam hakkı ve insanca yaşama, örgütlü ve toplumsal varolmanın çağımızda hiçbir gerekçe ile ortadan kaldırılamayacak baş amacıdır; doğal ve kutsal bir haktır. Bu hakkın anlam kazanması, düşünceyi özgürce açıklamaya, geliştirmeye ve etrafında örgütlenmeye bağlıdır. Bireylerimizin yeni ve değişik düşünce üretmelerini, gösterilmeye çalışıldığı gibi, bunalımların nedeni değil, toplumsal canlılığın gereği sayıyoruz.İnsanların son sığınağı olan adalet, insanca yaşamın da başlıca dayanağıdır. Bunun gerçekleşmesinin çağdaş hukuk devletinde geçerli yolları, adalet arayışının hiçbir şekilde engellenmemesini ve adalete ulaşmada olağanüstü yargı yollarına ve olağandışı yöntemlere başvurulmamasını gerektirmektedir..."



Sergide günümüzü hatırlatan işler arasında taa o zamanlar gündeme gelen 3. Köprü ve tüp geçit tartışmalarının medyadaki yansımaları, Aliağa Termik Santrali’ne karşı yürütülen kampanya gibi daha birçok iş var. 



Saymakla bitiremeyeceğim ama Halil Altındere’nin dönemin ‘kayıpları’nı isimleriyle pullara işlediği ‘Türkiye Kayıplar Ülkesine Hoşgeldiniz’ çalışması ve Aslı Çavuşoğlu’nun elinden çıkan; Rapçi Fuat’ın 1985’te TRT’nin ‘yasaklılar’ listesine alınan 205 sözcükten ürettiği şarkısını döndüğü “191/205” isimli iş en çok dikkat çekenlerden.


Salt Beyoğlu’ndaki bir başka kat bizi dönemin yayıncılık hayatıyla buluşturuyor. Penthouse’dan, Bilim Dergisi’ne, Güneş (Temiz Enerji) Dergisi’nden, Hayat’a kadar birbirinden farklı temalarda 270 derginin örneğini görmeniz mümkün. Serginin organizasyon ekibinden Erman Ata Uncu sergideki dergilerin Salt Galata'nın kendi arşivinden ve sahaflardan toplandığını belirtiyor.  

Beyoğlu’ndan ayrılırken son olarak Nesrin Topkapı’nın TRT’deki ilk yılbaşı performansı uğurluyor bizi ve Karaköy’e doğru kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz.

Serginin Salt Galata ayağında ilk olarak dönemin yasaklı ve cezalı yayınları karşılanıyoruz. Kitapları açıp incelemeniz ve önceden işaretlenmiş bölümleri okuyarak sergiyle bağlantısını görmeniz mümkün.


Ardından sergi boyunca bir kez daha hüzünlenmemize sebep olan “Yayıncılık Haritası” geliyor. Artık yalnızca gazeteci büyüklerimin hatıralarından duyabildiğim Babıali dönemindeki yayınevlerinin yerlerini gösteren harita.




Serginin bu katını gezerken kaçırmamanız gereken bir başka çalışma da “80’ler Evi”. Salondaki radyodan, yatak odasındaki örtülere, çalışma masasındaki “İş Bankası kumbarası”ndan ve “Sandık Odası”ndaki kıyafetlere kadar ince detaylarla dekore edilmiş bu ev bizleri çocukluk yıllarımıza götürdü.

Bugün yaşadıklarımız için arada bir durup kendimize sorduğumuz “Nerden geldik biz buralara” sorusuna ilişkin bir çok cevabı bulacağınız “Nerden Geldik Buraya” sergisi 29 Kasım’a kadar ziyaretçilerini bekliyor. Bütün işleri inceledikten sonra insan, “20 sene sonra da aynı mevzuları özgürlüklerimizin daha da elimizden alındığı bir ortamda tartışmayız umarım” diye geçirmeden edemiyor.

Bu arada Salt ekibi Perşembe Sineması etkinliklerini de sergi konseptiyle uyumlu olarak organize etmiş. 80’lerin aşağıda göreceğiniz kült filmlerini belirtilen tarihlerde izleme şansı bulabilirsiniz:

17 Eylül                                Ömer Kavur, Anayurt Oteli, 1986 
1 Ekim                                  Başar Sabuncu, Çıplak Vatandaş, 1985
8 Ekim                                  Halit Refiğ, Hanım, 1989




Hiç yorum yok :