Bengi Ünsal: "Salon İstanbul’un yenilikçi, öncü, kaliteli keşif mekanı"

Hiç yorum yok



Kapılarını ilk kez açtığı 2010'dan bu yana geçen beş yıllık sürede Salon İKSV hem konser programıyla, hem de müziği tam manasıyla hissetmenize imkan veren kaliteli ses sistemiyle müziksiz kalamayan İstanbulluların hayatının vazgeçilmezi oldu.

Mekanın kapısındaki görevliden teknik işlerle uğraşan sorumlusuna kadar tüm ekibin bu başarıda payı büyük. Bu müthiş takımın başında ise açıldığından bu yana Salon'un direktörlüğünü yürüten Bengi Ünsal var. 

Bengi'yi genellikle Salon'un çıkışındaki fuayede tadı damakta kalan konserlerin hemen ertesinde dinleyicilere performansı nasıl bulduğunu sorarken görmek mümkün. Dinleyiciden gelen öneri ve görüşleri çok önemsiyor ve muhakkak Salon'a bir şekilde yansıtıyor. Bizce bugün Salon'un bu kadar sevilip benimsenmesinde bu arkadaşca yaklaşımın payı büyük.

Bu elbette bizim gördüklerimiz... Salon'un perde arkasında olup biteni ve 2015 programına dair tüyoları yoğun programının arasında hasbıhal etme olanağı bulduğumuz Bengi'den dinleyelim...


Başlarken Salon IKSV'nin kuruluşundan bahsedelim istiyoruz. Bu proje nasıl ortaya çıktı? Sen hangi aşamasında dahil oldun?

Proje bina satın alındığı ilk günlerde ortaya çıktı. Ben o sırada İstanbul Caz Festivali’nde çalışıyordum ve bu mekan nasıl bir mekan olmalı diye beyin cimnastiği yaptığımızı hatırlıyorum. Daha sonra ben ayrıldım ve Salon hayatıma, İKSV, yeni binasına taşınmadan hemen önce 2009 yılında girdi. İKSV Genel Müdürü Görgün Taner beni binaya götürüp, sadece dört duvardan ibaret, betonarme haldeki alanı gösterip başına geçmemi teklif ettiği zaman. Kısaca ilk günden beri Salon’layım. Adı, logosu, kişiliği, cismi olmadığı günden beri.

Kurulduğu günden bu yana Salon İstanbul'un kültür yaşamına neler kattı?



Öncü ve yenilikçi bir bakış açısıyla özellikle müzik disiplininde bir çok ismi İstanbul  seyircisi ile ilk kez buluşturdu. Bazı müzik toplulukları büyümeden önce küçük bir salonda onları deneyimleme fırsatı verdi. Sadece festival ve büyük konser salonlarında değil, kulüp ortamlarında da konserlerin tam saatinde başladığı ve sahnedeki müzisyene ve yanında aynı deneyimi yaşamaya gelen kişiye saygı gösterilen bir mekan olabildi. Yarattığı OyunSalonu markası ile de bağımsız tiyatroya İstanbul’da ek alan açtı. 

Salon'un konser programını oluştururken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

En birinci kriterimiz mutlaka kalite. Türünde iyi kabul edilen, eleştirmenlerden tam puan almış projelere yer veriyoruz. İzlenmesi, kaçırılmaması gerektiğine inandığımız isimleri davet ediyoruz Salon sahnesi’ne. Bunu yaparken ise kapasitemiz ve bütçemiz itibariyle uygun olanları seçiyoruz. Eskiden bir danışma kurulumuz vardı. Bu yıl itibariyle ise müzik yazarlarına, bloggerlara ve en önemlisi de gerçek Salon sahiplerine izleyicilerimize, Salon’da görmek istedikleri isimleri sorduk. Peceteyeistek adıyla gerçekleştirdiğimiz bu kampanya sonucu, turnede olan, seyirci kapasitesi uygun isimler bu sezon sahnemizde yer alıyorlar.

Şu ana kadar İstanbul dinleyicisi ile buluşturmayı çok isteyip de henüz başaramadığınız isimler var mı? Ne gibi engeller çıktı?

Chilly Gonzales. Yıllardır uğraşıyoruz, olmuyor. Sebebini bilmiyoruz. Bir şekilde ikna edemedik, Belki önümüzdeki dönemde ikna etmeyi başarırız. Genelde turne programı ya da finansal koşulların uygun olmaması gibi engeller çıkabiliyor. 

Müzisyenlerin seçiminde dinleyici tercihleri ne şekilde etkili oluyor? Talep ve geri bildirimleri hangi şekillerde alıyorsunuz?



Oldukça etkili oluyor. Bize gelen istekleri çoğunlukla sosyal medya üzerinden topluyoruz ama mail atan veya konser esnasında bize şahsen söyleyen arkadaşlarımız/izleyicilerimiz de var.

Salon severler 2015 yılında hangi müzisyen ve grupları dinleme olanağı bulacak? Hangi konserleri kaçırmasak iyi olur?

Bize göre her konser çok iyi. Her biri kendi müzik dalında en iyi ve kaliteli müzisyenlerden. Burada seçimi seyirciler, grubu tanıyıp tanımadığına bakmadan, her bir konsere eşit şansı vererek kendi zevklerine göre yapmalılar. Indie veya Rock seviyorlarsa Low, The Raveonettes, Efterklang, Mark Lanegan, The Notwist, Swans; caz seviyorlarsa Phronesis, Troyka veya neoklasikçilerden hoşlanıyorlarsa A Winged Victory for The Sullen, Douglas Dare... İyi müziğe şans vermek, farklı ve yeni birşeyler deneyimlemek için ise programın tamamına dikkat etmelerini öneririz. 


İnsanların Salon'da adeta evlerindeymiş gibi rahat müzik dinlediğini pek çok insandan duyuyoruz. Sence bunun sırrı nedir?

Bizim ilk günden beri amacımız seyircinin sahnedeki müzisyen ile bire bir, göz göze, kalp kalbe ilişki kurabildiği güzel bir deneyim yaşatmaktı. Müziğin, sanatın önemli olduğu ve mekanı şekillendirdiği. Bunda da başarılı olabildiysek ne mutlu bize.



Salon'da şöyle bir detay hep dikkatimizi çekmiştir: Konserin başında herhangi bir anons olmamasına rağmen sessizlik isteyen konserlerde dinleyiciden çıt çıkmıyor. Başka mekanlarda pek az gördüğümüz bu detay Salon'da nasıl başarıldı?



Biz bunu başarabilmek için bazen bilet gelirimizden feragat ederek oturma düzeninde konserler yapıyoruz veya barımızı konsere göre farklı bir yere konumlandırabiliyor ve bar çalışanlarını mutlaka bilgilendiriyoruz. Kapıdan seyircinin içeri girdiği an itibariyle Salon çalışanları da sessizlik kelimesini kullanmasalar da, kendi ses tonlarını ayarlayarak bence bu duruma destek oluyorlar. Her şeyden önemlisi ise, sahnede olanı deneyimlemek için gelmiş seyirci, ona ve etrafındakilere karşı biraz daha saygılı ve dikkatli oluyor. 


Bengi Ünsal sözgelimi Salon'un direktörü değil de, sürekli takipçisi olsaydı sahnede kimleri görmek isterdi?



Güncel müziğin en iyi örneklerini görmek isterdi. Salon da janra farkı gözetmeden bunu yapmaya çalışıyor zaten. Seyirci Bengi olarak Türk müziğinin normalde Salon sahnesine sığmayacak büyüklükte isimlerini özel projelerle sahnede görmek isterdim. Onun dışında bu soruya, bunca yıldır müzik sektöründe olan ve tüm dengeleri bilen biri olarak Damon Albarn şeklinde cevap veremeyecegim. :)

Kurulduğu günden bugüne kadar geçen sürede unutamadığın performans hangisiydi?



Bir tane yok. Bir kaç tane var, Patrick Watson’ın 2011 yılındaki konseri belki de en başında gelir ama listenin. Büyüleyici bir deneyimdi. Seyircinin ortasına kadar inip, mikrofonsuz söylediler bir şarkıyı. Çıt çıkmadı Salon’da. İnanılmazdı gerçekten. Yine John Grant. 2011 yılında ilk geldiğinde İstanbul’a. Salon konseri muazzamdı. 2012, St Vincent konseri. St Vincent’ın gitarını seyircinin ortasına bırakması unutulmazdır benim için. Bir de GusGus’un sonsuz dans ettiğimiz konseri. Olafur Arnalds ve Nils Frahm’ı unutmak olmaz sonra.. Zor soru! 

Salon'daki konserlerin bilet fiyatlarını herkesin ulaşabileceği bir aralıkta tutmayı nasıl başarıyorsunuz? Bir organizatör olarak İstanbul'daki konser biletlerinin fiyatları yüksek olduğu şeklindeki şikayetlere katılıyor musun?



Zarar ederek.. Bu zararımızı sponsordan karşılamaya çalışarak ve çok zorlanarak. Bazı bilet fiyatlarının yüksek olduğuna katılıyorum evet ama bazen gerçekten maliyetler yüzünden oluyor bu. Büyük sanatçıların kaşelerinde artış var. Bir de yükselen döviz fiyatları da hiç yardımcı olmuyor.

Salon'u tek bir cümleye sığdır desek?



İstanbul’un yenilikçi, öncü, kaliteli keşif mekanı.

Salon dışında kalan zamanlarında Bengi Ünsal neler yapar? Kimleri dinler, neler okur?

Salon dışında pek zaman kalmıyor ya da artık o kadar içiçe geçti ki zaten her okuduğum veya dinlediğim Salon için de oluyor. Daha çok günlük yayın takip ediyorum. Kültür, sanat ve müzik üzerine yazılar okuyorum çoklukla. Müzik olarak ne çıkarsa dinlemeye çalışıyorum. Takip edebildiğim kadarıyla. Bu yıl en çok ne dinledin dersen ise cevabım Douglas Dare’in albümü Whelm. Bir de herkes gibi Orhan Pamuk - Kafamda Bir Tuhaflık okuyorum.

Son soruda biraz seni tanıyalım istiyoruz. Bengi Ünsal kimdir? Nasıl bir eğitim hayatı oldu, neden kültür-sanat dünyasına dahil oldu? Salon’dan önceki hayatında neler yapıyordu?

Müziğe ilgim bando ile başladı sanırım. TVdeki Abant ve Yedigöller görüntüleri üzerine flüt çalmışlığım da vardır. Lise döneminde boş zamanlarımın çoğunu müzik televizyonları ve programları izleyerek geçirdim. İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünü kazandım. Okula gittiğimde derslerden geriye kalan zamanda kantinde MTV izliyordum. Sonra bir şekilde kendimi Number One TV’ye attım ve müzik serüvenim de o zaman başladı. Zaten babam televizyon izleyerek kendisine kariyer yapmış bir seni bilirim der. :) Akabinde Polygram, Universal ve DMC Müzik Şirketleri’ nde Ürün Müdürlüğü, H2000 Festivali, İstanbul Caz Festivali, Doublemoon Genel Müdürlüğü ve Salon. Ana hatlarıyla 18 yıl.

Hiç yorum yok :