Röportaj: Ane Brun İle Geçmişe Yolculuk

Hiç yorum yok



Ane Brun üretken bir müzisyen. Sürekli turne halinde,  turne aralarındaki boş zamanlarda da yeni şarkılar besteliyor ve albüm kaydediyor. Bu yoğun koşturma arasında İstanbul'a da iki kez uğradı, dolu salonlarda gelenleri mesteden konserler verdi. Her yeni turnesi sevinçle karşılandı, sosyal medya hesapları "İstanbul'a yeniden ne zaman geliyorsun?" mesajlarıyla dolup, taştı. Ane Brun da İstanbul dinleyicisine karşı boş olmadığını arayı fazla açmadan verdiği konserlerle gösterdi. Aradan geçen yıllar içinde Brun'un insanın içine işleyen şarkılarının ve izleyeni duygudan duyguya sürükleyen canlı performanslarının ününün giderek yayıldığı düşünülürse, her gelişinde daha büyük bir konser salonunu doldurmasına şaşırmamak lazım.

12 Aralık Cuma günü Küçükçiftlik Park'ta gerçekleşecek 3'üncü konseri öncesinde Ane Brun ile şarkılarının öykülerini dinleme fırsatı bulduğumuz keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İsteyenler bonus olarak 2011'deki ilk gelişinde yaptığımız kahve sohbetine de bir göz atabilirler, diyerek sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz.

Tekrar hoş geldin. Seni tekrar İstanbul’da görmek hem de bu kez çok daha büyük bir sahnede izleyecek olmak harika. Nasıl hissediyorsun?

Teşekkürler, hoş buldum. 2011’den bu yana üçüncü gelişim. İstanbul’u çok seviyorum ve daha şimdiden bir kez daha gelebilmek için sabırsızlanıyorum. Hem şehre, hem de buradaki dinleyicilere bayılıyorum.

Seninle birlikte biz de ilk albümün ‘Spending Time with Morgan’ın 10. yılını kutluyoruz. 10. yıl vesilesiyle ‘Songs' ve 'Rarities’ adında iki double albüm yayınladın. Şarkıların seçiminden bahsedelim istiyoruz biraz, nasıl bir süreçti? Seçimdeki kriterlerin nelerdi?

‘Songs’ albümünde esasen dinleyicilerin favorilerine ve tabii ki benim favori şarkılarıma odaklandık. Bunu yaparken tüm albümlerden birşeyler olsun istedik. Bir hayli zor oldu açıkçası, çünkü çok fazla şarkı var. Dürüst olmam gerekirse hepsini çok seviyorum, o yüzden seçmekte zorlandık.

'Rarities' ise daha önce hiç yayınlanmamış şarkı ve kayıtlardan oluşuyor. Bir kısmı da başka toplama albüm ya da  singlelarda yer alanparçalar. Açıkçası bu süreç, bizim biraz orada, biraz burada duran kayıtlarla dolu raflarımızı boşaltmanın bir yöntemiydi.

Albümlerinin en nefis yanlarından biri de coverlar. Hepsi ayrı ayrı güzel. Onların seçimini nasıl yaptın? Her birinin başka bir hikayesi olmalı.

Coverların bazıları başkalarının istekleri doğrultusunda yapıldı. Örneğin ‘True Colors’ sonradan reklam olan bir kısa film içindi. ‘Big in Japan’ bir dizi için yapıldı. ‘Feeling Good’ ise benim bir gün gitar çalarken eğlenmek için öylesine yaptığım bir kayıttı.

‘Rarities’deki coverlardan bahsetmem gerekirse… 'All My Tears', 'Orphan Girl' ve ‘Tragedy''yi bir kaç yıl önce Göteburg’da Emmylou Harris adına yapılan bir show için hazırlanırken Stokholm’deki stüdyomda kaydettim. Keza 'From Me To You' ve '1 Thing’ de aynı stüdyoda çıktı ortaya. The Beatles coverı İngiliz bir DJ’in isteğiydi.b‘Amerie’ ise son on yılda en sevdiğim dans şarkılarından birini kendi üslubumla söylemeye çalışırken çıkardığım bir cover oldu.

Bizim favorilerimizden biri ‘Halo’ oldu açıkçası.

2009’da The Diamonds turu sırasında ben ve üç kadın vokal arkadaşım 'The Sketches' albümünün tanıtımını yapıyorduk. Sahneye çıkmadan önce kuliste makyaj yapıp, ısınırken Beyonce ile birlikte 'Halo'yu mırıldanırdık. Ben de bir gün kendi versiyonumu yapmaya karar verdim. Aslında tamamen eğlence içindi. Ama Linnea Olsson sayesinde harika bir yorum ortaya çıktı.


Peki ya ‘Ain’t No Cure for Love’?

Leonard Cohen’in 'Ain't No Cure For Love' parçası 2009 yılında yayınlanan 'Cohen - The Scandinavian Report' albümü için yapıldı.


Favorilerimizden biri de Björk’ün ‘Joga’ coverı…

O parça 2010 yılında Polar Müzik Ödülleri Töreni’nde kaydedildi. Şarkıyı İsveç Kraliyet Filarmoni Orkestrası’yla Björk’ün de olduğu bir ortamda söyledim. hem performans öncesinde, hem de televizyon kaydından sonra ne kadar gergin olduğumu anlatamam. Ama sonuç çok güzel oldu. Açıkçası Björk’ün Polar Müzik Ödülü’nü aldığı gece ona olan saygımı ve hayranlığımı bu şekilde gösterebilmiş olmamdan dolayı bir hayli gururluyum.

Diğer coverlar?

‘If I had a Ribbon Bow' yapımcı olan arkadaşım Tobias Froberg tarafından Odetta için 2009 yayınlanan ‘Beatiful’ Star isimli toplama albüm için düzenlendi.

En sevdiğim gruplardan Eurythmics’in 'It¹s Alright’ parçası Uluslararası Af Örgütü ile Buffetlibre’nin 2007 yılındaki PEACE projesi için hazırlandı.

'Falling Down’, 2007 yılında daha 31 yaşındayken hayata veda eden Norveçli sanatçı St. Thomas’ın anısına kaydedilen bir albüm için hazırlandı.

Depeche Mode’un 'Fly on the Windscreen’ şarkısını ise yeni bir yorumla sunmam gerekiyordu. Yapımcısı Vince Clark’tı. Şarkı, Tonya Hurley’in “The Blessed” (Kutsanmış) kitabının tanıtım kampanyasının da birparçasıydı. Bu iş bana önerildiği sırada ABD’de turnedeydim. O yüzden vokalleri yolda, ABD’deki otoyol kenarındaki motellerden birinde kaydettim. Otel odasındaki dolapları kayıt odası gibi kullandık, çarşafları da ses yalıtımı için.

'Humming One of Your Songs 2013',  2003’te yayınlanan debü albümümde yer alan ilk parçanın yeni versiyonu. Bu parçayı bu şekliyle iki üç yıldır sahnede çalıyordum, 2013’ün başında da stüdyoya girip yeni haliyle kaydettim.

Elvis Presley cover’ı ‘Crawfish’i ilk defa Stockholm’da Club Killers ile birlikte çalmıştık. Club Killers, tanınan veya tanınmayan şarkıların ska/dub ya da reggae  olarak düzenlemelerini yapıyor ve müzisyenleri kendileriyle birlikte söylemesi için davet ediyor. Böyle bir çalışmada yer almaktan dolayı çok mutluyum.

'Petrified Forest Road', 2006’daki Amerika turnem sırasında yazdığım bir şarkı.  Batı sahili boyunca bir konser vermek için bir yerden biryere yolculuk ederken bir kağıt parçasına yazmıştım sözlerini. Aslında ‘Changing Of The Seasons’ albümüne koymak için kaydettiğimiz bir parçaydı, ancak yetişmedi. Bu şarkının düzenlemesini yaparken Nina Simone’un 'I¹m Gonna Leave You' kaydını örnek aldığımı söyleyebilirim.

Bob Dylan şarkısı 'She Belongs To Me’yi ise 2010 yılında çıkan 'Subterranean Homesick Blues: A Tribute to Bob Dylan's Bringing It All Back Home' albümü için kaydetmiştik.


Sürekli dünyanın her köşesine seyahat halindesin. Bu yaşam boyu seyyahlık hali geçtiğimiz 10 yıl içinde seni ve  müziğini nasıl geliştirdi?

Seyahat etmek ya da turneye çıkmak konusunda çok bir şey yazdığımı söyleyemem ama özel yaşamım hayat tarzımdan etkilendi, hatta daha karmaşık hale geldi diyebilirim. Bu da tabii şarkı sözlerime yansıdı (gülüyor). Dünyanın her köşesinde verdiğim yüzlerce konser daha iyi bir müzisyen ve şarkıcı olmamı sağladı.

İdeal konser dinleyicisi sence nasıl olmalı? Konserine gelen bir dinleyici ne ummalı?

İdeal bir dinleyici sakin şarkılarda sessiz duran, daha enerjik şarkılarda ise dans etmekten imtina etmeyen, eğlenen ve eğlendiğini bana gösteren seyirci. Karşılığında ben de  sahnede sunabileceğim en
iyi performansı sunuyorum.

Songs And Rarities’ turnesi sırasında başından geçen eğlenceli ya da dokunaklı bir anı var mı?

Benim için oldukça özel bir turdu.  Şarkılarımla birlikte geçmişe doğru yolculuk yapmaktan çok hoşlandım ve şundan eminim ki çok da uzun olmayan bir süre zarfında bir başka solo tura daha çıkacağım. Turnesırasında biri bana Norveçce söylediğim ‘Du Gråter Så Store Tåra’ şarkısını bebeğine her gece ninni olarak dinlettiğini söylemişti, bu beni çok etkiledi.

Konserlerinde canlı söylemeyi çok sevdiğin özel şarkılar var mı?

Bu her gece değişiyor ama özellikle ‘The Voice’ ve ‘Gillian’ ile Alice Boman ile seslendirdiğimiz ‘Daring to Love’ ı söylerken çok eğleniyorum.

İstanbul konserinde seyirciyi hangi süprizler bekliyor?

Tabii ki bir süprizim var ama size söylersem bu bir sürpriz olmaktan çıkar.

Önümüzdeki günlerdeki planların neler?

İstanbul konserinden önce biraz boş zamanım var, Stockholm’de evde geçireceğim. Yeni albümüm üzerine çalışıyorum bir yandan, onunla alakalı bazı çalışmalarım olacak. İstanbul’a uçmadan önce  Aralık’ın 10’unda Londra’da bir konserimiz var. Sonra İstanbul! Lezzetli yemeklerinizi yemek için sabırsızlanıyorum!


Röportaj: Gökşen Çalışkan & Ezgi Aktaş
Fotoğraflar: Alice Boman, Ane Brun resmi Facebook sayfasından


Hiç yorum yok :