Şubat Ayı Konser Etkinlikleri - Bölüm 1

Hiç yorum yok


Şubat ayı konser etkinliklerinden bir sezon dizi çıkabilir diye düşünüyorum. Neredeyse her gün bir konser var. Bu bizler için çok iyi olabiliyorken, aynı zamanda yorucu olmasından dolayı (ve tabii ki de maddi bakımdan da) insanı zora sokabiliyor ama yine de yılmayacağız tabii. Çok etkinlik olması sebebiyle, bu yazıyı iki bölüm olarak düşündüm ve buyrun başlayalım.

1 Şubat Cumartesi günüyle başlayan ayın ilk konseri Cemal Reşit Rey’de izleyeceğimiz Buika’nın. Daha önce de ülkemizde konserler veren Buika, artık bizim için tanıdık simalar arasında. Anne-babası Afrikalı olup İspanyol doğumlu olduğundan ve Miami’de yaşadığından müziğinde bu coğrafyaların hepsinden bir şeyler bulmak mümkün. Afrika ritmlerinden flamenkoya, çingene şarkılarından küba müziğine kadar uzanan geniş bir yelpaze ile caz, funk ve soul rüzgarlarına selam yolluyor. Son albümü “La noche más larga (2013)”’dan parçalar seslendireceği konser kaçmamalı.



3 Şubat Pazartesi günü ise Cemal Reşit Rey konser salonu Grammy ödüllü post bop caz alto saksofoncu (vey an flütçü) Kenny Garrett’ı ağırlıyor. Genç yaşta Duke Ellington Orchestra, daha sonra da Miles Davis’le çalarak yeteneğini göstermiş ve sololarıyla da hafızalara kazınmış olan Garrett, son albümü “Pushing The World Away(2013)” ile blues, kalipso, latin, swing, post-bop ve hatta avant-garde cazı birleştiren bir yol izlemişti. Kendisinin içtenlikle ve eğlenerek yaptığı doğaçlamaları dinlemek için yollara düşmek gerekir.



5 Şubat’ta yine CRR salonunda oturuyor bulacağız kendimizi. Bu defaki konuğumuz trompetçi ve besteci  Wadada Leo Smith ile kendisine eşlik eden Golden Quartet. Beş buçuk saat süren son çalışması Ten Freedom Summers, 1954 ile 1964 yılları arasındaki Amerika’daki afro-amerikalıların sivil haklar hareketini anlatan 19 parçalık bir eser ki daha tamamlanmış değil. Smith, biraz blues, biraz gospel ve füzyon caz ile harmanladığı hikayeleriyle, sadece yüzde 40’ı notaya dökülmüş olan bu eserde doğaçlamalarıyla bizi ilginç bir yolculuğa çıkaracağa benziyor.


7 Şubat ise çakışmaların yaşandığı Norveç rüzgarlarının estiği bir akşam. CRR’de Jaga Jazzist ve Stian Westerhus & Pale Horses, çift etkili, bol deneysel bir akşam vadediyor. Jaga Jazzist son albümünü Britten Senfonia ile yaptığı için orkestral bir konser bekliyordum ama kendilerine sorunca bu konserin öyle olmayacağını ama ileriki tarihlerde bunu yapmayı düşündüklerini söylediler ve beni mest ettiler. Bu durumda o akşam Jaga Jazzist’in o eklektik ve benim aklımı başımdan alan cazdan funka, balkan ritmlerinden trip-hop'a - ve hatta daha fazlasına - kadar uzanan o geniş ses yelpazesine tanıklık edebileceğiz. Deneysellikte kendini aşan gitarist Westerhus’un Pale Horses ile geliyor olması da ayrıca çok şaşırtıcı oldu benim için. Bu kadar erken beklemiyordum doğrusu. Pale Horses ile yaptığı çalışma çok yeni ve ben de çok merak ediyordum nasıl bir şey oldu diye. Bekleyip göreceğiz artık. Bu noktada anlayamadığım tek şey, CRR’in neden bu iki grubu aynı akşam ağırladığıdır. İkisini ayrı akşamlarda daha uzun sure dinlemeyi tercih ederdim doğrusu. Efenim sizi füzyon caz pek sarmıyorsa o zaman Salon’un yolunu tutup Yüzyüzeyken Konuşuruz’un açılışını yapacağı Stornoway konserine geçiş yapabilirsiniz. Yumuşak gitar tınılarıyla tatlı şarkı sözleri yazan ve sakin bir müzik yapan Yüzyüze Konuşuruz, benim için yeni ama hayran kitlesi 2 yıl öncesine kadar gidiyor. Folk-pop icra eden Stornoway, Oxford’tan aramıza katılıyor ve solist Brian Briggs’in kaleminden çıkan ilginç şarkı sözleri, Briggs’in tenor sesi, biraz elektronika biraz rock, hatta avant-garde tatlar da içeren lezzetli bir konser ile başımızı döndürmeyi planlıyor.







10 Şubat’ta CRR konser salonuna geri dönüyoruz. Bu kez konuk İsveçli caz vokal Viktoria Tolstoy. Soyadı aynen düşündüğünüz gibi Leo Tolstoy’dan geliyor, kendisi onun torunun torunu oluyor yanılmıyorsam. Kendisine ait bir çok albümü olduğu gibi ayrıca Estbjörn Svensson, ABBA’dan Benny Andersson’la çalışmış ve Nils Landgren, Jacob Karlzon gibi önemli isimlerle de bir araya gelmiş. Sesinin güzelliğinin yanısıra kendine özgü bir caz ifadesi oluşu insanı ona çekiyor. Bana kalırsa Solveig Slettahjell’den sonra duyduğum en tatlı kadın vokallerden.



11 ve 12 Şubat’ta ise Babylon’da Ibrahim Maalouf, Illusions ile bizi daha önce Diagnostic’te yaptığı üzere fırtınalı bir konsere davet ediyor. Lübnan doğumlu Fransız müzisyen Maalouf, son albümü Illusions’ta doğunun mikrotonal öğelerini kullanarak rock, funk, pop, elektronik müzik de ekleyip büyük bir caz tenceresinde hepsini çok hoş bir şekilde harmanlıyor. Ayrıca bu albümdeki her bir şarkı Maalouf’un kendi yaşamındaki sorgulamalarını ve yaşadığımız yanılsamaları da anlatıyor. Yine özel bir konser olacak anlaşılan.



12 Şubat’ta ise Salon’da Norveçli müzisyen, aynı zamanda yazar ve muhabir, Jenny Hval var. Konsepti ve müziği ile insanı alıp götüren ilk albümü “Viscera”yı 2011’de çıkaran şarkıcının izlediği yol onu bugün 2013 Nordic Music Prize adaylarından biri haline getirdi. Tabii kendisi bunu umursuyor mudur? Zannetmiyorum. Son albümünde kendisine ilham veren Paris Hilton’ın seks kasedi ve Oslo’daki bombalama ile Utoya’daki katliam olması, onun dünyada olup biteni belki vahşi diyebileceğimiz bir açıklıkla anlatması, şarkı söylemenin vücudu hasta eden bir şey olduğunu söylemesi onu ilginç bir müzisyen kılıyor. Canlı performansında neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayacağımızı umuyorum.



14 ve 15 Şubat’ta İsveçli müzisyen Jens Lekman bizlerle olacak. Lekman, bir zamanlar deli gibi dinlediğimiz pop şarkıları ile günümüzün elektronik soundunu kendine özgü bir şekilde birleştiren esprili ve romantik bir adam. 2004’te çıkarttığı üç EP’den, 2007’deki “Night Falls Over Kortedala”, ve 2012’deki dokunaklı “I Know What Love Isn’t”a kadar bu tavır devam ediyor. Son albümünde kendisinin klasik akustik gitar akorlarının yanısıra daha büyük bir ses yelpazesi görmüştük. Geri vokaller, saksofonlar, parıldayan yaylılar ve esprili bir piyano kendisine eşlik etmişti. Umuyorum bu konserde de öyle olur.




Rahsan K. (aka waxpoeticg)

Hiç yorum yok :