"Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi"

Hiç yorum yok

Türkiye'de veganizmi tüm boyutları ile irdeleyen yayınların sayısı hakkında "yok denecek kadar az" yorumunu yapmak isterdik ancak bu bile çok iyimser bir yorum olur. Veganlığı bir beslenme ve yaşam tarzı olarak ele alan çeviri yayınlar kitapçı raflarında boy gösterse de, veganizmin salt bunlardan ibaret olmadığı malum. Gazeteci Zülal Kalkandelen ve yazar Can Başkent'in bu eksiği gözeterek hazırladıkları ve veganizmi etik ve ekonomi-politik boyutlarıyla irdeledikleri "Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi", bu alanda Türkçe yazılan ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Propoganda Yayınları tarafından e-kitap formatında yayınlanan kitapta, veganizm farklı yönelim ve yorumları ele alınarak tartışılıyor, hak mücadelesi boyutu da es geçilmiyor.

Zülal Kalkandelen ve Can Başkent ile veganizm mücadelesini anlamak isteyenlere ufuk açıcı bir tartışma/yaklaşım alanı sunan kitap üzerine hasbıhal ettik.


"Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi" isimli kitabınızda veganizmi bir yaşam pratiği ve felsefe olarak tanımlıyor, etik olarak ele alıyorsunuz.  Etik vegan kavramını açabilir misiniz?

Z: Sağlıklı beslenmek, çevreyi korumak ya da dini nedenler adına veganlığı tercih edenler var. Benim veganlığı benimseme sebebim, hayvanlara işkence edilmeyen, zulümsüz bir dünya olabileceğine dair inancım. Belki insanlara çok ütopik gelebilir, ancak içinde canlılara işkence olan hiçbir üretimi tercih etmiyorum. Bunu komik bulanlar, hatta bununla dalga geçenler olabiliyor. Ama ben yediğim, içtiğim, giydiğim ya da tükettiğim ürünlerde işkenceyle elde edilmiş hayvansal maddelerin olmasını tercih etmiyorum. Eskiden belki böyle yaşamak daha zordu, ancak teknoloji artık gelişti ve veganizm felsefesine uygun yaşamak çok daha kolay. 

'Öldür ye zincirini kırarım demekten daha net bir siyasi tavır düşünemiyorum'

Teknoendüstriyel kapitalist sistemde veganlığı tercih etmek bir politik karşı çıkış, bir vicdani ret diyebilir miyiz?
 
Z: Doğduğunuz andan itibaren bir sistemin içindesiniz. Size daha en başından toplumun düzeni budur, böyle yaşanır gibi dayatmalar yapılıyor. Vegansan, ilk söyledikleri şey "et yemek doğanın kanunu" oluyor. Ben buna karşı çıkmanın bile başlı başına bir devrimcilik olduğunu düşünüyorum. Dedenizin dedenizin dedesinin de kabul ettiği bir düzeni sorgulamaya başlıyor, alternatif bir yaşam tarzıyla ayakta kalabileceğinizi savunuyorsunuz. Hayvancılık endüstrisinin ne olduğunu biliyor, ben bu "öldür ye" zincirini kırarım diyorsunuz. Bundan daha net bir devrimci ve siyasi tavır düşünemiyorum.

C: Bence bir politik karşı çıkış olduğu muhakkaktır veganlığın. Ama yine de vicdani ret diyemeyiz buna. Ben bu sisteme, etoburluğa o kadar da fazla bir iktidar ve güç atfetmek istemiyorum. İnsanların bireyselleşemediği, kendi fikir ve arzularını takip edemediği bir toplumda bizler sivri görünüyoruz. Saçını yeşile boyayan adamlara nasıl kötü kötü bakıyorsa bu toplum, bize de öyle bakıyor. Dahası yeşil saçlı adam gibi kimseye zarar da vermiyoruz. Bu mahalle baskısı, bu yıldırıcılık değil miydi bu memleketi bu kadar ilkel bir hale getiren? Vegan siyasetin, ekolojist hareketten bağımsız ilerlemesi zor bence. Eğer günün birinde memleketimin Yeşiller'i veganlığı seçerse, o zaman, onlarla işbirliği elbette gündeme gelebilir. Aksi takdirde, Yeşiller'in samimiyetine inanmak bence imkânsızdır. Bu manada, en koyu yeşil de veganlardır.
 
Kitapta son derece pragmatik ilerleyen gündelik hayatta kendi içinde tutarlılık gerektiren veganlığın çeliştiği noktaları tartışıyorsunuz. Sizi en çok zorlayan vegan karşıtı argüman nedir? Buna nasıl yanıt veriyorsunuz?

Z: Vegan yaşamak, bir çaba ve emek gerektiriyor. Ancak bu çabaya değiyor. Ben yaşamı yalnızca alınan haz olarak algılamıyorum. Bir markete gittiğimde raflarda bulunan renk renk şampuanlar arasında bana uygun olanı bulmak için daha fazla uğraşmam gerekiyor. Bir süre sonra böyle yaşamaya alışmaya başlıyor, neyi nereden temin edeceğinizi öğreniyorsunuz. Bunlardan çok, insanların ön yargıları zorluyor ve yıpratıyor beni. Veganlığın çok barışcıl bir yaşam biçimi olduğunu düşünüyorum. Bazı insanlar veganlığın sömürüye dayalı bir sistemi eleştirmesinden rahatsız olabiliyorlar. Kimi zaman tartışmayı kişiselleştirebiliyorlar. Uzun yıllardır vegan olduğum için bütün bu tepkilere alışığım ama işi kişiselleştirirlerse geri çekilmeyi ve tartışmayı bitirmeyi istiyorum. Veganlıkla ilgili soruların neredeyse çoğunun tatmin edici bir yanıtı da var zaten. Örneğin, vegan beslenenlerin B12 eksiği olacağına dair çok yaygın bir düşünce bulunuyor. Bu eksiklik, bilinçli ve dikkatli beslerek kolayca giderilebiliyor. Bu zamana kadar yaptırdığım kan testlerinde tüm değerlerim dengeli çıktı. Çevremde çok et tüketen, ama demir eksikliği yaşayan insanlar var. Kalp damar hastalıkları, kanser gibi hastalıklar kırmızı etle ilişkilendiriliyor. Bütün bunları görmezden gelip, vegan beslenmedeki B12 detayını sürekli dile getirmek bir çelişki yaratıyor.

C: Açıkcası hiçbir vegan-karşıtı argümanı düşünsel ya da politik olarak zorlayıcı bulmuyorum. Ancak, yine de bir sıralama yapmak gerekirse, "kültür" argümanından söz edebilirim. Hani, "et / hayvan yemek kültürün bir parçasıdır, değiştirmek imkânsızdır." şeklindeki argümandan söz ediyorum. Bu argüman, kitleselliğe ve kitlelerin, yığınların hayvan sömürüsünü nasıl ve neden içselleştirdiğine değiniyor. Sonuçta da hayvan özgürlüğü mücadelesinin ne kadar hayalperest (!) olduğuna dem vuruyor. Fakat, hemen her ilerici, devrimci harekete de benzer argümanlarla saldırıldığı unutulmamalı. Kölelik karşıtlarına, LGBT savunucularına da benzer tezler yöneltilmiştir. Eninde sonunda, bu ülkede de eşcinsel evliliği yasallaşacaktır. Acaba o zaman ne diyecekler? Benzer şekilde, eninde sonunda bu ülkede de et tüketimi azalacaktır ve hatta sıfırlanacaktır, o zaman bu argümanlar nasıl ileri sürülecek?  Kuşkusuz mücadelenin zorluğunun, belki bu mücadelenin belli kültürlerde daha zor olduğunu farkındayız. Ama sırf biraz daha zor diye tasımızı tarağımızı toplayıp, bırakalım mı bu işi?  Ben açıkcası, bu konuda hoşgörülü olamıyorum. Bu argümanın altında, koyu bir muhafazakar damar yattığını, bu damarın da toplumsal değişimin imkânsız olduğuna inanan dogmatik bir tembellikle pekiştiğini düşünüyorum. Kaldı ki, söylemeden geçemiyorum, bu ülkede bile, mahkum veganlara vegan yemek verilmesini sağlayan yönetmeliği değiştirip Türk hukuk mevzuatına 'vegan' ve 'vejetaryen' sözcüklerini eklettik. Hala kalkıp toplum değişmez dediklerinde, artık gülüp geçiyorum. Kurban ve Ramazan bayramlarında, akraba ziyareti yapıp el öpen mi kaldı, herkes koşarak kaçmaya çalışıyor bir yerlere azıcık dinlenmek için. Al sana değişim, diyesim geliyor.

Bir vegan olarak adil tüketim gibi konuları önemsediğinizi düşünüyorum. Hayvan sömürüsü dışında, gıda endüstrisindeki sömürü biçimleriyle nasıl başediyorsunuz?

Z: Vegan ürünleri üreten pek çok firma etik değerleri önemsiyorlar. Çok kazanç getiren bir sektör değil, özellikle Türkiye'de çok az insana ulaşabiliyorlar. Et endüstrisi gibi toplumun büyük bir yüzdesine hitap edecek bir üretim yapmadıklarından kâr odaklı değiller. Vegan beslenmeyi seçtiğinizde otomatik olarak daha etik tüketim yapmış oluyorsunuz. Şu an için bu anlamda bir endişem yok ama ne zamanki daha seri üretime geçilir, işte o zaman sıkıntı doğabilir. Yurtdışındaki vegan reyonlarında çok fazla çeşit var, zaman zaman bunların cazibesine ve lezzetine kapılsan da, içinde katkı maddeleri var. Beni bu endüstriyelleşmiş ürünler rahatsız ediyor, tercih etmiyorum. 

C: Bu zor bir konu. Fair Trade gibi etiketlerin, mide bulandırıcı bir şey olduğunu düşünüyorum açıkcası. Bence en büyük tehlike, GMO günümüzde. Buna alternatif olarak da yüksek fiyatlı organiklerin piyasaya sürülmesi, gıdayı iyice ayrıcalık haline getirecek. Bu mücadelede aslında çok da adaletsizlik görmüyorum. Zira her şey zaten ortada, aktörler her adımı göstere göstere atıyor. Sorun gene bizlerde. Sesimizi çıkaramıyoruz, iyice örgütlenemiyoruz, mücadeleye gerektiği enerjiyi ve emeği veremiyoruz. Haliyle ilk raundu hep 'onlar' alıyor. Adım adım, iyi sebze ve meyvenin ayrıcalık olduğu, meyve suyunun yerini meyve suyu konsantrelerinin aldığı, taze sebze meyve yerine de konserve ve dondurulmuşların yendiği bir döneme kayıyoruz. Uçurum iyice açılacak, semt pazarları lüks butiklere benzeyecek, organik pazarlar kokoş pazarları olacak daha da... Buna müsade edersek, oyunu kayberiz, bu kadar basit benim için. Bununla baş etmemin en önemli vasıtası 'Food not Bombs' idi. İçinde yer aldığım gruptaki güzel günlerimi hala mutlulukla yadediyorum. Bence dünyanın en iyi organizasyonlarından bir FnB. Evsizlere, yiyecek alacak parası olmayanlara vegan ve çoğu organik 4-5 kap yemek veriyorduk yaz kış, yağmur çamur demeden. Sömürü düzeninde giderek büyüyen bir çatlak yaratıyorduk.


'Soldan şu ana kadar hayvan özgürlüğü hareketine hiçbir hayır gelmedi'


Devletin hayvancılık sektörünü desteklediğini, üretimi teşvik ederek buna dayalı ekonomiyi sürdürdüğü düşünüldüğünde hayvan sömürüsünün sona ereceğini düşünmek ne kadar gerçekçi olur?

Z: Yediğiniz bir hamburgerin salatadan daha ucuz olmasının altındaki neden burada. Araştırdığınızda bunun devlet sübvansiyonuyla mümkün olduğunu görüyorsunuz. Et endüstrisinin devlet tarafından desteklendiği ülkelerden olan Amerika'nın en önemli iki probleminden biri obezite. Bunu gidermek için, gerçi benim için asla aklanamazlar ama, McDonald's, KFC, Krispy Kreme gibi fast food zincirleri menülerine vejetaryen ürünler ekliyor.  Amerika'daki beslenme yönelimleri dünyayı da etkiliyor. Obeziteye karşı vejetaryen beslenme anlatılıyor, her ne kadar ben eksik bulsam da "Etsiz Pazartesi / Meatless Monday" gibi konseptler geliştiriliyor. Belli bir kıpırdanış olsa da, bu nereye kadar gider, bilmiyorum. Ben bunun kolay yıkılacağını düşünmüyorum, çünkü kaç kuşaktan bu yana bağımlı olunan, yerleşik bir şeyden bahsediyoruz. Yine de bazı bulgulara göre özellikle Amerika'da, Avrupa'da vejetaryenliğin arttığı, daha fazla insanın bu tarz beslenmeye ilgi duyduğu belirlenmiş. Gelecek kuşaklar daha fazla sorgulayacaktır, ama ben görür müyüm, emin değilim.

C: Bunların hepsi politik kararlar. Günün birinde biri gelip bir çırpıda bu kararları kaldırabilir. İşin tuhafı böyle bir adım soldan değil ya liberallerden / liberterlerden (sözcüğün gerçek anlamıyla liberallerden söz ediyorum) ya da kapitalistlerden gelecektir. Zira, devletin iktisattan çekilmesini solcular değil, liberaller savunur. Benzer şekilde, devletin ne elma üreticisine, ne de yumurta üreticisine, halktan zorla topladığı vergileri kendi kafasına göre paylaştırmasına da ancak liberterler karşı çıkar. Bu çelişkiyi de not etmekte fayda var. Zira, soldan hayvan özgürlüğü hareketine şu ana kadar hiçbir hayır gelmedi. Nasıl bu sübvanse sistemi epey yeni bir şeyse, bir o kadar ivedi bir şekilde kaldırılabilir. Kaldırılınca da, kimsenin bunu umursayacağını sanmıyorum açıkcası. Pirinç ve buğday ithal edecek kadar rezil edilmiş bir tarım sisteminin daha ne aciliyetleri var aslında.

Veganlık ya da vejetaryenlikten söz ederken, hayvan endüstrisinin canlılara olan zulmü gibi bazı gerçeklerden bahsettiğinizde, insanlar rahatsız olup sert tepki verebiliyorlar. Veganlık konusunda insanlarla nasıl iletişim kuracağınız konusu bir çıkmaza dönüşüyor mu zaman zaman?

Z: Bazı insanlar öyle önyargılı ki, vegan kelimesini duydukları anda sert tepki veriyorlar. Onlarla konuşmak adına bir çaba göstermiyorum açıkçası. Gerçekten bilgi almak, anlamak için soranlarla konuşurken bir etik vegan olarak ortada ciddi bir zulüm olduğunu anlatmak zorundayım. Benim çıkış noktam bu zaten. İnsanlar hayatlarında bir kez mezbahaya girseler, canlıları yemek olarak göremezler. Ancak buralara girmek, çekim yapmak vs. yasaktır. Bunu söylemem birilerini rahatsız edecekse yapacak bir şeyim yok. Kimseyi yargılamıyorum ama yapılan işkenceyi anlatmak da zorundayım. Kimi ortamlarda insanlar çok yargılayıcı davranabiliyorlar. Çok sık karşılaştığım durumlardan biri, üzerimdeki kıyafetin nasıl üretildiğini umursayıp, umursamadığımın sorgulanması. Canlıların sömürülmesine karşı biri olarak insan ya da işçi sömürüsünü görmezden gelebilmem olası mı? Araştırıyorum, etik üretim yapmayan firmalardan, tasarımı ne kadar iyi olursa olsun, alışveriş etmemeye çalışıyorum.

Geçtiğimiz günlerde vejiseksüellere dair bir söyleşi okumuştum. Vejiseksüellik, yalnızca vejetaryen beslenenlerle beraberlik kurmak istemek anlamına geliyor. Daha sonra sosyal medyada bu konuda yapılmış bazı alaycı yorumları gördüm. Bir insanla ilişki kurmak için onlarca kriteri olan insanların böyle bir tercihe bu denli acımasız yaklaşmasının altında ne yatıyor olabilir?

Z: Ben böyle tercihler neden küçümseniyor, anlayabilmiş değilim. Bunların normalleşmesi gerekiyor. Bizde çok daha yeni bir düşünce sistemi, insanların çok daha anlayışlı olması gerekiyor. Kimsenin kimseyi düşüncesinden dolayı aşağılanmasını kabullenebilmek mümkün değil. Kimseye zarar vermeyen bir düşünceyi benimsemenin kime ne zararı olabilir ki?

Veganizm, daha da geniş bakarsak hayvan özgürleşmesi mücadelesi politik bir mücadele, ancak diğer hak mücadelerl içinde neredeyse görülmüyor. Sizce bu hiyerarşi aşılabilir mi?

Z: Hayvan sömürüsünü yüzyıllar süren bir kölelik düzeni olarak görüyorum ve bunu reddediyorum. Bunu bir hak mücadelesi olarak görmemek yanlış. Veganların da bu noktada eksikleri var, aralarında iletişim kopukluğu var. İnsanların ciddiye alması için daha etkin, inandırıcı ve organize olmak gerekiyor. Ancak böyle aşılabilir o hiyerarşi. 

C:Bu hiyerarşiyi aşmak bence de zor. Adalet ve özgürlük mücadelesinin fragmantist değil de holistik/yekpare bir mücadele olduğu algısının yerleşmesi zaman alacaktır. Kaldı ki, bu hiyerarşi aşılmak zorundadır. Başka bir alternatif düşünemiyorum. Nihayetinde gökten zembille inen ayetler değil bunlar. Becerebilirsek, bizler becerebilirsek, aşılır bu zorluklar. Beceremezsek aşılmaz. İpler aslında, sandığımızdan daha çok bizlerin elinde.

"Veganlığın günün birinde yaygınlaşacağına dair umut var'

Sistemin bu denli acımasız olduğu bir düzende veganlığın günün birinde daha yaygın bir düşünce sistemi olacağına dair bir umut var mı? 

Z: İnsanın karakterine dair yapılan çalışmaları okuduğun zaman bunun çok da kolay olmadığını görüyorsun. Ayrıca, bunun sistemle yakın ilişkisi bulunuyor. Halihazırdaki kapitalist sistem farklı işlemedikçe zaten değişim çok da kolay olmayacak. Bir Amerikalı cebinde 5 dolar varsa fastfoodcudan dev bir menü alarak böyle doyuyor. Bir vegan restaurantta o fiyata doyamaz. Ama vegan yemekler yapan restaurantlar yaygınlaşsa, o yemeklerin ulaşılabilirliği artsa insanların kötü yiyecekler tüketmek isteyeceğini sanmıyorum. Bunu Gezi Direnişi sırasında insanların Vegan Mutfak'a gösterdiği ilgide gördük. İnsanlar bir süre sonra et ağırlıklı, sağlıksız yiyeceklerden sıkılarak sebze yemeği aradılar. Türkiye mutfağı sebze dolu, ama bugün bir lokantaya gittdiğinizde sebze yemekleri çok lezzetsiz yapılıyor. Bu da insanları bu yemeklerden soğutuyor. Bunlar kısa zamanda değişmeyecek, en azında bu dünya düzeni sürdükçe.

C: Elbette var. Umut bir yana, müspet delil de var. Ama bunu yanında mücadele, bilhassa tıbbın ilerlemesiyle daha da çetrefilli hale gelecek. Zira benim gördüğüm, insanların günde bir iki hap içmek karşılığında hayvan yemeyi bırakmadığıdır. Tıp daha da ilerlerse, bu sefer, sağlığa dayalı veganizm argümanları daha da kuvvetini yitirecek halkın gözünde. Amaan, ne istersem yerim, sonra da ilacımı içerim, diyecek insan çok bence. Ancak, özgürlük mücadeleleri tarihte hep kazanmıştır. Belki uzun sürmüştür, belki bazı yerlerde bedeli fazla olmuştur bu mücadelenin, ama eninde sonunda kazanan özgürlük mücadeleleri olmuştur. Türkiye'de örneğin tutsak vegan aktivist yok (yani veganist nedenlerle hapse giren), ancak batıda bunun bedelini ödeyen o kadar çok eylemci var ki! Haliyle, bu bedelin karşılığının alınacağını düşünüyorum. Nükleer karşıtlığından tutun da, GMO karşıtı mücadeleye dek, lokal düzeyde kazanılan bir çok mücadele var aslında.

**

'Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi' kitabını aşağıdaki linklerden satın almak mümkün. 

- Propoganda Yayınları http://propagandayayinlari.net/vegan.html
- Smashwords https://www.smashwords.com/books/view/338961

Hiç yorum yok :