Akbank Caz Festivali: Sonbahar Rüyası

Hiç yorum yok

‘Akbank Caz Festivali’nin başlamasından bellidir sonbaharın gelişi’ diyorum ve hayatımda sevdiğim rutinlerden olan bu festivali heyecanla bekliyorum. Bu yıl 23.sü düzenlenecek olan festivalde kimler yok ki. Koşuşturmalı bir dönem başlıyor bugün. O halde buyurun rotayı çizelim.


Öncelikle ustalardan başlamak lazım. Ethio-jazz konseptinin babası, Afrikalı müzisyen Mulatu Astatke’yi nihayet izleyebileceğim. Çeşitli enstrümanları müziğinin içersine oturtmaya ve doğaçlamalar yapmaya bayılan Astatke, bu defa yanına Hüsnü Şenlendirici ve Mısırlı Ahmet’i almış. Asya ile Afrika arasında mekik dokuyan, akıcı ve enerjisi yüksek bir müzik icra edeceklerini düşünüyorum.  Bir diğer usta ise çok yönlülüğüyle öne çıkan John Surman. Saksofon, bas klarnet, synthesizer çalmasının yanı sıra free jazz’den tutun da klasik müziğe yakın caza, folk müziğe kadar her tatta  besteler de yapan Surman, bizi hipnotik ve sinematik bir seyahate çıkarabilir diyorum. Standartları kendi tarzıyla modern bir şekilde yorumlayan Cassandra Wilson’ın kadife sesi bu defa Harriet Tubman’a eşlik ediyor. Harriet Tubman’ı ilk defa dinleyeceğim ama Cassandra Wilson varsa hoş bir birliktelik olmuştur mutlaka. Merakla beklediğim bir diğer konser ise Chris Dave and the Drumhedz. Chris Dave festivalin diğer çok yönlü müzisyenlerinden. Birlikte çalıştığı isimler arasında Robert Glasper’dan Adele’e kadar geniş bir renk skalası bulmak mümkün. Hendrix gibi adam diyebiliriz kendisine. Gitarda o ne yaptıysa, Chris Dave de davulda yapıyor sanki. Ekibin geri kalanını basta Pino Palladino, elektro gitarda Isaiah Sharkey ve saksofonda Kebbi Williams oluşturuyor ki, hepsi birbirinden iyi. Tabii, bu ekip bir de yanına Mos Def ve MF Doom’u alınca hip hop ve caz birleşip bizi yerimizde duramayacağımız bir konsere davet ediyor. İsmini son zamanlarda sıkça duyup merak ettiğim Lalah Hathaway de bu gruba dahil olunca bu davete katılmak kesinlikle şart oluyor.


Trompetçilerin yeri hep ayrı olur benim için ve Akbank Caz Festivali bu bakımdan beni hüsrana uğratmadı. Gün geçtikçe daha çok free jazz’a yönelen İtalyan trompetçi Enrico Rava, “Tribe” albümüyle kabilesini toplayıp geliyor. Benim için bir özel kişi de tromboncu Gianluca Petrella. Son dönemde ‘Berserk’ isimli caz-metal grubunun aynı isimli albümünde yer almış ve sololarıyla kalbimi fethetmişti. Bakalım Enrico Rava ile kaç kilometre yüksekliğe çıkaracaklar bizi. Bir diğer trompetçim de Hollandalı Eric Vloeimans. Benim gibi acid jazz sevenlerin keyifle dinlediği Vloeimans, bu defa Hollandalı besteci ve piyanist Martin Fondse ile biraraya gelip “Testimoni” albümüyle modern klasik bir yolu tercih etmiş. İlginç bir çalışma olduğu kesin. Gidişimiz de kesin tabii. Mare Nostrum gibi bir trompet, akordiyon ve piyano üçlüsünü bulmak oldukça zor. Trompette Paolo Fresu, akordiyonda Richard Galliano ve piyanist Jan Lundgren uluslararası sulara yelken açmışlar adeta. Nazım Hikmet’in bir şiirinden etkilenerek besteledikleri “Mio Mehmet, forse il destino m'impedira di rivederti (Mehmet’im, belki de kader seni görmeme engel)”yi ve Anton Carlos Jobim coverlarını ayrıca merak ediyorum. Bir diğer trompetçi ise Nicholas Payton. Canlı performanslarında ne yapacağı kestirilemeyen bir müzisyen olarak biliniyor. Fender Rhodes’unu başrole koyarken trompetini de ihmal etmiyor. Triosuyla adeta bir quartetmişçesine takılıp bizi doğaçlamaların, akışkan bir müziğin içine atıverecek.


Avrupa caz sahnesinin son zamanlarda beğendiğim piyano üçlülerinden Helge Lien Trio nihayet şehrimizde. 2011 çıkışlı “Natsukashii” albümüyle tanıyıp beğendiğim bu duygu yüklü trionun konseri, ne yazık ki pek talihsiz bir şekilde Mulatu Astatke konseriyle çakışıyor. Bence önümüzdeki günlerde kesinlikle bir kez daha gelmeli. Geç konser saati sebebiyle kaçıracağım ama acısı içime oturacak bir diğer konser de Submotion Orchestra’nın konseri. Leeds’ten gelen yedi kişilik bu grup, avangard caz ve dubstep sularını bir kakafoni içersinde çok güçlü bir titreşimle karıştırmayı başarıyor. Gidenler gidemeyenlere hiç bir şey anlatmasın mümkünse. Öne çıkan diğer bir isim ise benim Erik Truffaz Quartet sayesinde tanıdığım Sophie Hunger. Caz, blues, rock, pop ve folk beşgeni içinde müzik yapan güçlü bir sese sahip Hunger, içten ve duygusal haliyle bizi mest edecek. Ve yine Erik Truffaz sayesinde tanıdığım Malia, Nina Simone şarkılarını coverlayacak. Simone gibi feryat etmiyor ve gaddar da değil, duygusal ve güçlü daha ritmik bir Simone oluyor Malia. Sex Mob ise çok şaşırtıcı bir grup. Davulda pek sevdiğim Kenny Wollesen da olunca gitmek kaçınılmaz. Bu enerjik grup İtalyan yönetmen Fellini’nin – aslında müzisyen Nino Rota’nın- film müziklerini kendilerine özgü bir biçimde coverlamış. Bana kalırsa festivalin ilginç konserlerinden olacak. Gitarist Kurt Rosenwinkel’ın New Quartet’i bizi başka bir gezegene taşımayı vadediyor. Son albümü “Star of Jupiter” ile farklı ve yenilikçi bir yolculuğa çıkan Rosenwinkel, piyanoda Aaron Parks, basta Eric Revis ve davulda Justin Faulkner’ı ise gezi arkadaşları olarak seçmiş. Stilinden taviz vermeyen, transandental ve güçlü bir müzik icra eden bu grup kaçmaz. Lost Fingers akustik cazımtırak çiganımtırak coverları ile bize hoş anlar yaşatmayı müjdelerken Natalia Mann Trio, yanına eşi perküsyoncu İzzet Kızıl’ı da alarak Türk müziği ile Yeni Zelanda havasını birarada yorumluyor. Piyanist Mattias Nilsson ise yumuşak müziği ile dinleyenleri zamanda ve uzayda sakin ve mistik bir gezintiye davet ediyor. İlhan Erşahin's İstanbul Sessions da bizi bu festivalde yalnız bırakmıyor ve İstanbul havasını içimize çektirip, modern düzenlemelerle nefes verdirirken ritmi yüksek tutan bir konser çizgisiyle bizi çağırıyor ve tabii ki karşı koyamayıp gidiyoruz. Chinese Men ise beatbox, hip hop, funk, dub, reggae yapıyoruz diyerek ortaya karışık diyor ve eğlenceli bir sahne havasında bizi ağırlamayı düşünüyor.


Bu yıl festival geçtiğimiz Şubat ayında aramızdan ayrılan besteci, “conduction” konseptini yaratan Butch Lawrence’a da saygı duruşunda bulunuyor. Kendisiyle ilgili “Black February” isimli film gösterimi ve panel Akbank Sanat’ta yapılacak. Tabii ki, kendisinden ilham alan müzisyenler var (ki bazıları öğrencisi) ve onlar da Rova Plus Presents: No Favourites konseri ile bu büyük ustayı anıyorlar.

Yazarken yoruldum...ama...konserden konsere koştururken heyecanlanacağım...dinlerken uçacağım.



Rahsan K. (aka waxpoeticg)

Hiç yorum yok :