İstanbul Caz Festivali 20. kez bizlerle

Hiç yorum yok

Nisan ayında açıklanan 20. İstanbul Caz Festivali programında bizim çok sevdiğimiz isimler olduğundan çok sevinmiş ve hepsi için ayrı bir yazı yazalım istemiştik ama Mayıs ayında bizi çok başka yerlere savuran Gezi ağaçlarına sarıldık, kentsel değil toplumsal bir dönüşümü kucakladık ve yazıları gaz bulutlarına yazdık su misali. Zaman kavramını yitirdik taa ki festival kapımızı çalana dek. Geç kalmış yazıları artık bırakıp, bugünden itibaren bizim için neler ön planda olacak caz festivalinde bir bakalım.

Dan Berglund ve Magnus Öström
Benim için en önemli konser hiç şüphesiz “E.S.T. Symphony”. Kuzeyin özgür ve yenilikçi caz grubu Esbjörn Svensson Trio’nun bestelerinin senfonik düzenlemelerini dinleyeceğiz bu konserde. Şef Hans Ek, 2008’te aramızdan ayrılan Esbjörn Svensson’un 2003 yılındaki bestelerini yeniden düzenlemiş. Konserin bir diğer önemli unsuru ise solistler. Filarmonia İstanbul eşliğinde sahnede hepimizin bildiği piyanist Jacky Terrasson, son dönemin parlayan yıldızlarından piyanist Michael Wollny, çok yetenekli bir saksafoncu olan Kuzey yıldızı Marius Neset ile E.S.T.’nin diğer iki üyesi basçı Dan Berglund ve davulcu Magnus Öström’ü göreceğiz. Bu isimlerin hepsini daha önce izleme olanağı bulduğumdan bir çeşit all-star kadro diyebiliriz. Konu hem E.S.T.’nun besteleri, hem bu müzisyenler olunca aklımız başımızdan rahatlıkla çıkıp kendini müziğe kaptırabilir.
Kairos 4tet - Jon Scott, Jasper Hoiby, Ivo Neame and Adam Waldmann
Caz Festivalinin en güzel bölümlerinden biri olan “Caz İçin Tuhaf Bir Yer”de – ki bu yıl Rahmi Koç Müzesi - bizi Kairos 4tet ve Bojan Z karşılıyor. Uzun zamandır canlı dinlemeyi beklediğim Kairos 4tet’i nihayet göreceğim için mutluyum. Saksafoncu Adam Waldmann önderliğinde kurulan Kairos 4tet’te “Phronesis”ten tanıdığımız basçı Jasper Hoiby ve piyanist Ivo Neame’in yanısıra davulda Jon Scott bulunuyor. Birbirleriyle çok iyi paslaşan, dinamik besteleri ve maceraperest düzenlemeleriyle oldukça başarılı bir grup. Her biri kendi enstrümanına çok hakim ve beste konusunda uçarı bir ruha sahipler. Üçüncü albümünü geçtiğimiz ay piyasaya süren grup bize tam bir “Kairos Moment” (ki aynı zamanda ilk albümlerinin ismi) yaşatacak bence. Bu arada minik bir not düşeyim. Ivo Neame, 11 Temmuz’da Ozan Musluoğlu ile de bir konser verecek. Kaçırılmasın derim. Gelelim ikinci konsere. Asıl ismi Bojan Zulfikarpašić olan piyanist Bojan Z de yeni şeyleri denemekten kaçınmayan bir müzisyen. Şimdiye kadar bir çok farklı müzisyenle çalışmış ki aralarında Kudsi Ergüner de var. Anlaşıldığı üzere her tür fikre çok açık ve müzik yelpazesinde çeşitli ülkelerin yansımalarını görmek mümkün. Genellikle akustik piyanoyla Fender Rhodes’u karıştırarak kullanmayı seviyor. Fender Rhodes’u kendine göre düzenlediği “Xenophone” isimli enstrümanın da mucidi olarak biliniyor. “Xenophonia” albümünde bu aletten çıkan sesleri dinleyebilirsiniz. Ben de bu albümü dinledikten sonra kendisini iyiden iyiye merak ettim.

Anthony Strong
İngiliz piyanist ve şarkıcı Anthony Strong zannediyorum Jamie Cullum’ın tahtına varis olarak geliyor. Kendisi geçtiğimiz yıldan beri Gregory Porter’ın ardından beğenerek dinlediğim bir isim oldu. Yumuşak sesi ve tarzıyla yürekleri parçalayan değil dinlendiren bir stili var. Caz yelpazesi içindeki renklerde yürümeyi seviyor ki swing'ten bebop’a kadar çeşitlilik görmek mümkün.

Stefano Bollani ve Hamilton de Holanda
Bu yılın yerinde duramayan aktif, dinamik, heyecanlı piyanistlerinden biri de Stefano Bollani. Geçtiğimiz yıllarda kendisini Enrico Rava ile verdiği konserde izleyip enerjisine hayran kalmıştım. İzlemekten bıkmayacağımdan gideceklerim arasında yer alıyor. Bu defa yanına Brezilya’nın geleneksel çalgılarından bandomim ustası Hamilton de Holanda’yı almış. Coşkulu bir konser olacağını düşünüyorum.

Alicia Keys
Kadın şarkıcılara gelecek olursak zaten bugün açılışı Alicia Keys ile yapmış olduk. Kendisinden çok bahsetmeye gerek var mı bilemiyorum. İlk iki albümünün yerini sonrakilerden hiçbiri alamasa da bu kadını seviyorum. Bir diğer kadın müzisyen ise pop-caz sularından Melody Gardot. Albümlerinde genelde sakin bir havası olan Gardot’nun diğerlerinden farkı aslında daha deneysel ve çılgın olması. Farklı  ve çeşitli ülkelerden esinlenilmiş düzenlemelerle sahnede ne yapacağının hiç belli olmadığı söyleniyor. Bize de bekleyip görmek düşüyor. Festivalin divası ise hiç kuşkusuz Dee Dee Bridgewater. Kendine özgü tekniği ve müzik anlayışının yanı sıra Amerikan caz standartlarını da çok iyi bilmesi kendi neslinin şarkıcıları arasında onu bir adım öne çıkarıyor. Sesiyle etkilediği izleyiciyi, elinde tutmasını da çok iyi biliyor. Tabii ki bu akıntıya kapılıp gitmemek mümkün değil. Kendisine Ramsey Lewis de piyanosuyla eşlik ediyor. İşin ilginç yanı bu arada Dee Dee Bridgewater’ın kızı China Moses’ı da ağırlayacağız. Kariyerine R&B – hip hop şarkıcısı olarak başlasa da rotasını caz ve blues’a çeviren Moses’a piyanoda Raphael Lemonnier eşlik edecek. Öncesinde ise Anat Cohen 4tet var.


Tüm bunlara ek olarak R&B şarkıcısı John Legend, pop caz ustaları David Sanborn-Bob James feat. Steve Gadd – James Genus’ın “Quartette Humaine”,  Ustalarla Buluşmalar konsepti içersinde Lena Chamamyan feat. Göksel Baktagir- Özer Arkun-Tuluğ Tırpan Trio, yazın dingin temposuna uygun 'Teatime at the Savoy’ – Deutsche Philharmonie Merck feat. Kerem Görsev, İspanyol piyanist Chano Dominguez, ve Küba’dan gelen Nussa-Lopez Family Project ile de başımız dönecek. European Jazz Club konsept olarak çok iyi hazırlanmış bir bölüm. Diğer konserlerle çakıştığı için kaç tanesini izleyebileceğimizi merak ediyorum. Tünel Şenliği ise ayrı bir yazı konusu olacak, geleneği bozmayacağız. Bu kadar yoğun bir yazıdan sonra haliniz kaldıysa yollara düşme zamanı. Haydi konsere!

Detaylı program için: http://caz.iksv.org/tr/program

Rahsan K. (aka waxpoeticg)

Hiç yorum yok :