Serin havaların albümü: Organic Lo-Fi

Hiç yorum yok
Wojtek Sobura
Keşif yolculukları her zaman internet başında gerçekleşmiyor. Bazen kendini yollara vuruyorsun, “gelmişken uğrayalım” deyip KONTRA PLAK’a gidiyorsun ve Okan “sen seversin, dinle mutlaka” deyip eline bir plak tutuşturuveriyor ve böylece yeni bir albüme yelken açıyorsun: “Organic Lo-Fi”

“Organic Lo-Fi”, Polonyalı davulcu Wojtek Sobura’nın ilk solo albümü. Kendisiyle ilgili edindiğim bilgilere göre, pop grubu Muzykoterapia’dan, Maciej Trifonidis’le olan avant-garde ve etnik caz çalışmalarından tutun da elektronik müzik ve hip hop’a kadar çeşitli müzikal türleri bünyesinde barındıran bir müzisyen. Aynı zamanda prodüktör ve besteci. Bu yönlerini Muzykoterapia’nın ‘Piosenki Izy’ ile Pablo Hudini’nin ‘Ydzak’ albümünde konuşturmuş.

Biz gelelim Sobura’nın 2012’de ‘U Know Me Records’ tan çıkarttığı “Organic Lo-Fi” albümüne. Bu albümde Sobura elektronika ve cazı, kendine özgü bir biçimde harmanlamayı başarmış. Davulcu olduğundan bence albümdeki vuruşlar ve bilgisayarda oluşturduğu ritmler özellikle dinlemeye değer. Katman katman örülen elektronik sesler ise müziğin tamamlayıcı bir parçası.

Albümün açılış parçası “1982”, çan sesleriyle başlayıp sizin huzura ermenizi bekleyeceğine bir anda geliveren hızlı bir ritmle adeta “hadi kalk” diyor ve keyboardtan süzülen notalarla birlikte albümün şaşırtıcı olduğuna dair ilk ipucunu veriyor. “Gloomy” looplarını pek beğendiğim parça. Hiç sıkılmadan tekrar tekrar dinleyebilirim. Bu rutin insanı her şeyden uzaklaştırıyor garip bir biçimde. Ardından gelen “Blue Rooms” karakterini önce bir romantikmiş gibi gösteriyor sonra da kabuk değiştirerek elektronik seslerle dolu ambient bir dünyanın içine çekiyor insanı. “Bobby Pin” siyah-beyaz sessiz korku filmlere fon müziği olabilecek kıvamda. Aksak ritmler, araya girip bir iki çift laf eden tekinsiz bir piyano ve tavandan yere düşen damlalar ile birleşen elektronik sesler gergin ama bir o kadar da sakin bir hava oluşturmayı başarıyor. Tabii ki, tüm bunlardan sonra psikopata bağlayacağımızı düşünmüş olacak ki, Sobura “Psycho” isimli parçasını albümün sonuna değil de beşinci sıraya koymuş. İyi tahmin. Uçuyormuş hissini deneysel seslerle verebilen, sanrılara kapılmanıza sebep olabilecek bir şarkı. Tekrarlarına kapılıp sakin sakin delirebiliriz. Zaten hangimiz normaliz ki şu dünyada. “Turkey” bana Tarkovsky filmlerinin müziği olabilir gibi geldi, özellikle de “Solaris”e. Deneysel seslerin uzaydaki yansıması. “Dirty” albümün en kısa şarkısı ama hafif country hatırlatmaları ve bol elektronik ses çeşitleriyle hiç de kısalığını belli etmiyor. “Odd” başladığında artık evrene kanat açmışım gibi hissettim. Biraz daha zorlasaymış bu parçayı hard rock’a çevirebilirmiş Sobura ama o Japonya’ya yelken açmış. Sakin sularda derinlikler içinde. “Bells” ile de bu macera dolu albümün kapanışını, "çanlar senin için çalıyor" diyerek yapıyor kendisi. 

"Organic Lo-Fi", başlangıçtan bitişine kadar oldukça farklı ruh hallerinden geçip gitmenin mümkün olduğu bir albüm. Samplelar, looplar, elektronik sesler ile olsun, organik ve inorganik ritmlerle olsun, Sobura aklımızı başımızdan almayı biliyor bence. Albümün tasarımı da benim pek hoşuma gitti. Plağı da beyaz üstüne üstlük. Sobura, bu konuda da farkını ortaya koymuş. Son olarak, sevgili Okan Aydın'a (Fasitdaire) beni Sobura'yla tanıştırdığı için bir kez daha teşekkürler. 


Hiç yorum yok :