DOCUMENTARIST 2013’e Doğru

Hiç yorum yok

DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri, 1-6 Haziran tarihleri arasında altı mekana yayılan programıyla 6. kez seyirciyle buluşmaya hazırlanıyorken, biz de neler var neler yok bir bakalım dedik de, bakmaktan öte didiklemişiz yine farkında olmadan. Uzun bir yolculuk olacak. Buz gibi limonatanızı yanınıza koyup derin bir nefes alın. Yavaşça verin. Başlayalım.

Bu yıl DOCUMENTARIST 10 bölümden ve 90’dan fazla filmden oluşuyor. Festivalin onur konuğu ise Alan Berliner. Kendisinin ödüllü son filmi “Büyük Kuzen” (First Cousin Once Removed, 1012) başta olmak üzere tüm filmlerini içeren bir retrospektifin yanı sıra, 2 Haziran’da bir de sinema dersi verecek.

Festivalin konuk ülkesi ise Brezilya. Brezilya’ya özel bir ilgim olduğundan festivalin beni en çok sevindiren bölümlerinden biri bu oldu. Türkiye’de de bu kadar kapsamlı olması açısından da bir ilk. Bu bölümde son 15 yılın gözde Brezilya belgesellerinden bir seçki var.

Uluslararası Panorama bölümünde son bir yılda Cannes, Venedik, San Sebastian, Toronto, Berlin gibi A sınıfı festivallerde öne çıkmış belgeselleri izleyebileceğiz. “Yanlış Zamanda, Yanlış Yerde” (Wrong Time, Wrong Place, John Appel, 2012) geçtiğimiz yıllarda Oslo’da yaşanan trajik katliam esnasında orada olan beş kişinin hikayesini anlatan bu film tesadüflere karşı koymanın imkansızlığını anlatıyor. Geçen yıl Kasım ayında IDFA’nın da açılışını yapmıştı, kaçırmamak lazım derim. “Kuzzul Kurt” (To The Wolf, Christina Koutsospyrou-Aran Hughes, 2012) ise Yunanistan’ın dağlık bölgesi Nafpaktia’da yaşayan ve çobanlık yapan iki ailenin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizde nasıl ayakta kalmaya çalıştığını, yaşadıkları maddi ve manevi sıkıntıların boyutlarının ne kadar büyük olduğunu anlatıyor. Bir diğer Yunan filmi ise “Hippie-Hippie Matala! Matala!” (Giorgios Varelas, 2013). 60’lı yıllarda Girit’teki Matala mağaralarında yaşamaya gelip kendi komünitelerini oluşturan bir grup hippie’nin hikayesini ele alıyor. Öne çıkan bir başka film de azınlıkların sesine kulak veren “Elveda İstanbul” (Adieu İstanbul, Dieter Sauter, 2013).


 

Yaşlılık Çağı bölümleri bana hüzünlü geldiğinden pek tercih etmem ama bu yılki programda anladığım kadarıyla daha orta noktada duran filmler var. “Sensiz Olmaz” (Not Without You, Petra Lataster Czisch-Peter Lataster, 2010) ile sanatçı bir karı-kocanın birbirleriyle tartışmalarını, atışmalarını, bir yandan da birbirlerini gayet iyi anlıyor olmalarını filme alan yönetmenler, bu çiftin oğlu ve gelini olduğundan oldukça samimi bir film çekmiş olasalar gerek diye düşünüyorum. “Japon Ayva Ağacı” (The Japanese Quince Tree, Mara Trifu, 2010) bir şeyi yapmadan önce en az 10 kez düşünmeyi salık veren 90 yaşındaki Clotilda Grosu’nun öyküsü, geleneksel Japon şiir türü haiku biçiminde anlatılmış. Bizleri Gürcü yaşlı bir güreşçinin gençlik aşkıyla buluşturan “Ramin” (Ramin, Audrius Stonys, 2011) ise romantik bir film olarak burada yerini alıyor.



Kadının Adı Yok bölümünde ise geniş yankı uyandıran bir film var :“Salma” (Kim Longinotto, 2013). Güney Hindistan’da Müslüman bir ailenin kızı olan Salma’yı, ailesi 13 yaşındayken eve kapatmış. Okumasına izin vermeyip, evlenmeye zorlamış ve 25 yıl boyunca evde kilit altında kalmış. Bu esnada küçük kağıt parçalarına şiirler yazmaya başlayan Salma’nın kağıtları bir şekilde dışarıya çıkmış ve bir yayıncının eline ulaşmış. İçinden geçtiğimiz süreç düşünüldüğünde bu filmi özellikle izlemeli. Sıradaki film ise utanç duymamız gereken bir film. ‘Barış Gelini’ olarak çıktığı yolculuğunu Gebze’de tecavüz edilip öldürülerek tamamlayan İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın öyküsünü anlatan “Gelin” (The Bride, Joel Curtz, 2012) bence Türkiye’deki dini kısıtlamalar ve eğitim seviyesinin düşüklüğü sebebiyle bastırılmış cinselliğin dışavurmunun bir örneği. Ardından da kendi içimizden bir kadın öyküsü geliyor. Boşandığı kocası tarafından öldürülen Bahar’ın geride kalan ailesinin genç kadını ölüme götüren sürecin izini mektuplarla ve tuttuğu günlükte sürmesini anlatan “Bahar” (Carin Goeijers, 2013) bizi bir kez daha Türkiye’deki kadın hakları ve kadının yeri konusu üzerinde düşünmeye trajik bir biçimde davet ediyor.

 

Tükettiğimiz Dünya bölümü günümüz tüketim toplumuna bir ayna tutuyor. Yapımcılığını Fatih Akın’ın üstlendiği “Mama Coca” (Suzan Şekerci, 2012) Kolombiya’da geçen bir film. Avrupa ve Amerika’daki uyuşturucu tüketiminin yol açtığı sorunları ve bunların sonuçlarının Kolombiya’yı nasıl etkilediğini, uyuşturucu trafiği, askeri güçler ve gerillalar arasında nasıl hayatta kalma mücadelesi verdiklerini ve bu çatışmanın yabancı kokain tüketimi tarafından nasıl beslendiğini gözler önüne seriyor. Dikkat çeken bir diğer yapım da “Char…Tarafsız Ada” (Char…the No Man’s Island, Sourav Sarangi, 2012). Hindistan’dan Bangladeş’e pirinç taşıyan iki çocuğun evi sınır görevi gören nehrin suları altında kalır. Bunun üzerine nehrin ortasında, kimseye ait olmayan ama askerler tarafından control eden Char isimli adada yaşamaya başlarlar. Ölüm eşiğinde pirinç taşımaya devam ederken nasıl hayatta kalmayı başardıklarını anlatan bu film ile de çocukların içinde sıkışıp kaldığı bu vahşi tüketim dünyasını az da olsa anlayıp, aklı başına gelecek kişiler olur umarım. 

 

İlgi alanlarımdan biri de müzik olunca Müzik Belgeselleri bölümü benim için tam bir şenlik. Listedeki ilk film Martin Scorcese’nin öncülüğünde restore edilip yeniden sinemaya kazandırılan Fas-Fransız yapımı “Trances” (El Hal, Ahmed El Maanouni, 1981). Ünlü Faslı grup Nass El Ghiwane’i anlatan bir film. Scorcese’ye göre sinematografik olarak kötü bir film ama grubun müziği şahane ve anlattıkları hikayeler oldukça ilginçmiş. Bu sebeple aslolan müziktir deyip  izlemeye gidilir. “Karsu” (Mercedes Stalenhoef, 2012) ise Hollanda’da aile restoranında müzik yaparken keşfedilip şimdilerde Hollanda’nın Norah Jones’u diye anılan caz şarkıcısı Karsu Dönmez’in hikayesi. Sesinin güzel olduğu su götürmez bir gerçek Karsu’nun. Ben sadece türkü coverlarına denk geldiğimden kendi besteleri de var mıdır yok mudur bilemiyorum. Daha yakından tanıyacağız bu filmle. “Bir Şarkının Peşinde” (Searching for Sugar Man, Malik Bendjelloul, 2012) merakla beklediğim filmlerden. Meksikalı-Amerikalı diyebileceğimiz Sixto Rodriguez, yetmişlerde Amerika’da çok satan iki albüm yapar ve sonrasında müziği bırakır. Fakat anlaşılan odur ki, kendisi Güney Afrika’da hala bir efsanedir. Bir grup hayranı ona internetten ulaşır ve orada muhteşem bir konser serisi yapar. Bu film de kendisinin bu geri dönüş hikayesini anlatıyor. Bu arada bir not düşeyim. Sixto Rodriguez’i bu yıl North Sea Jazz Festival’da izleyebilirsiniz. 

 

Anılarına bölümü ise bu yıl son bir yıl içersinde kaybettiğimiz Chris Marker, Herz Frank ve Les Blank’i anıyor. Ustalardan Chris Marker’dan “Andrei Arsenevich’in Yaşamında Bir Gün” (One Day in the life of Andrei Arsenevich, 1999), Herz Frank’tan “Ten Minutes Older” (1978) ve şiirselliğiyle tanınan Les Blank’ten “Ayrık Dişli Kadınlar” (Gap-Toothed Women, 1988) gösterilecek. 


Türkiye Panoraması, genç kuşak belgeselcilerin kendilerini gösterebildikleri bir bölüm. 110’u aşkın film arasından 26 tane film seçilmiş bu yıl. Bir dünya prömiyeri de var bu bölümde: Ufuk Emiroğlu’nun ilk filmi “Babam, Devrim ve Ben” (Mon Pere, la Revolution et moi) ilk kez seyirciyle buluşacak. Diğer filmler ise: “Mustafa’nın Yaşam Zinciri” (Doğu Akıncı, 2012), “Fecira” (Piran Baydemir, 2013), “Garod” (Onur Günay & Burcu YIldız, 2012), “Annemin Pusulası” (Hatice Kamer, 2012), “Buka Barane” (Dilek Gökçin, 2013) ve “Gurbet Pastası” (Ayşe Funda Aras, 2013). Ayrıca bu yıl DOCUMENTARIST, bu kategorideki tüm filmleri ücretsiz gösterme kararı da almış, çok güzel bir jest olmuş. Görmezsek ayıp.


Filmler haricinde yan etkinlikler de DOCUMENTARIST’in olmazsa olmazlarından. Bu yıl Alan Berliner’den Sinema Dersi, belgesel alanında Avrupa’nın en büyük belgesel dağıtım ve yapım firmalarından Londra merkezli Taskovski Films’in kurucusu ve halen Prag Belgesel Film Enstitüsü’nde akademisyenlik görevine devam eden Irena Taskovski’nin Uluslararası Alternatif Dağıtımcılık Dersi, Helena Ignez’den Brezilya Sineması üzerine bir sunum, Özge Calafato’nun moderatörlüğünü üstlendiği “Türkiye’de Belgesel Yapmak” konulu panel, “Hangi İnsan Hakları? Film Festivali’nde düzenlenen Video-Eylem Atölyesi’nin sonuçlarının paylaşılacağı bir gösterim, “Kadınlar ve Politikalar” paneli, Docu-Next Atölyesi, Taksim Gezi Parkı açık hava gösterimi gibi etkinlikler bunlardan sadece bir kaçı.   
 
Limonatanın bittiğini düşünüyorum. Yazı da bitti. O halde tekrar derin bir nefes alın…verin. Festival teaser'ını izleyip biraz daha rahatlayın. 


Festival programı, mekanları ve bilet detayları için tık tık.

Rahsan K. (aka waxpoeticg)

Hiç yorum yok :