Bahçeye Buyrun: Babylon Sound Garden Festival

Hiç yorum yok

Babylon Sound Garden Festival’a saatler kalmışken, karar veremeyenler için festivale bir göz atalım dedik. Her şeyi özetlemek pek mümkün olmadığından ana sahne etrafında dönen bir yazı oldu bu. Yan sahne keşiflerini size bırakarak ana sahneyi ana hatlarıyla ele aldık. 

Ana sahne, açılışını Türkiye’nin tek reggae müzik grubu Sattas ile yapıyor. Geçtiğimiz yıllardaki festival tecrübelerime dayanarak kendilerinin böyle etkinliklere yakıştığını söyleyebilirim çünkü çok dinamik bir sahne performansları var. Şarkılarını çok bilmiyorsam da bize çok yakın olmayan bir müzik türünü türkçe sözlerle icra etmeye çalıştıkları için emeklerine saygı duyuyorum. Salına salına reggae dinlemek, Bob Marley’i aklımızdan geçirmek ve kendimizi bir anlık da olsa Jamaika’da sanmak festival başlangıcı için gayet iyi. Aşağıdaki videodan neyle karşılaşacağınız ile ilgili bir fikir edinebilirsiniz.

 

Sattas’tan sonra Baba Zula’ya geçiş paralel evrene geçmek gibi. Türkiye’nin en alternatif gruplarından Baba Zula, kendine özgü ses tınısıyla her zaman bir adım önde giden müzik gruplarından. Ben de hanidir canlı izleyemediğimden Sound Garden pek güzel bir fırsat olacak. Bilmem kendilerini daha fazla anlatmaya gerek var mı? 
 
 

Sırada İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions var. Erşahin’in en sevdiğim projelerinden. İzzet Kızıl’ın kıvrak ritmlerinin boy gösterdiği, Turgut Alp Bekoğlu’nun davullarının adeta gürlediği, Alp Ersönmez’in groovy bas rifflerinin pedallar üzerinde dans ettiği, İlhan’ın saksofonundan çıkan notalarla caz ile pop, folklorik öğelerle modern öğeler arasında gidip gelen bir müzik. 
 
 

Molotov Jukebox ile sahne performansı enerji katsayısı yükselerek devam edecek gibi duruyor. Londra’dan gelen bu 6 kişilik ekip, skadan flamenkoya, funktan dubstepe kadar geniş bir müzik yelpazesine sahip. Kendileri müziklerini GypStep olarak tasvir ediyorlar. Ben daha önce hiç dinlememiştim ama anladığım kadarıyla enerji dolu bir performans olacak.

Sonrasında sahne alacak çok sevdiğimiz Kings of Convenience bizi kuzeye, Norveç’e götürüp, serinletecek ve sakinleştirecek. Tatlı tatlı esen bir rüzgar eşliğinde kendimizi onların masallarına bırakıp, farklı karakterlerin peşinden koşacağız. Akustik gitarların kimi zaman melankolik kimi zaman çakırkeyif tınısı ve vokallerin karakteristik sakinliği ile sanıyorum Erlend Øye ve Eirik Glambek Bøe’yi bırakmak istemeyeceğiz.
 

Kralları uğurladıktan sonra DeVotchKa bizi karşılayacak. Çigan-rock karışımı bir müzik ile yollara düşmüşken Rus şansonlarına göz kırpan DeVotchKa, son olarak senfoni orkestrasıyla çalıştı. Bu müzikal yolculuk bize sahnede geniş bir yelpaze sunulacağının işareti. Bana kalırsa sinematik ve otantik bir konser olacak ve DeVotchKa ile akşamı bitirirken geceye göz kırparak yıldızlara bakıp hayaller kurarak evlere yollanacağız.
 

Rahsan K. (aka waxpoeticg)

Hiç yorum yok :