"Belki de Kadınlar Peygamber Olmalıydı" Diyen Film: Sabır Taşı

Hiç yorum yok

-Spoiler uyarısı- 

Savaşta kadın olmaya dair bugüne kadar çok söz söylendi. Patlayan bombalar, durmaksızın akan kanın ortasında eşini, çocuğunu, kardeşini kaybeden kadınlar bütün savaşların en çok ağlayanı ve mağduru. Savaşta geride kalan olmanın bütün yoksulluğunu yüklenmek ve dahası, bir cezalandırma unsuru olarak sistematik tecavüzlere varan savaş suçları ile baş etmek zorunda olmak acıyı katlıyor. Öte yandan kadınlar, dünyanın savaş olan her coğrafyasında salt "kurban", "acılı", "ezilen" olma durumuna direnç gösteriyor, barışı mümkün kılmak için çabalıyor.

32. İstanbul Film Festivali'nin "Sinemada İnsan Hakları Yarışması" bölümünde gösterilen, Atiq Rahimi'nin  kendi romanından uyarlayıp, yönettiği "Sabır Taşı / The Patience Stone",  şiddetin sıradan bir olay haline geldiği Afganistan coğrafyasında savaşta var olma mücadelesi veren bir isimsiz bir kadının hikâyesi. Sürekli bombardıman altındaki bir kenar mahallede yıkık dökük bir ev. Yere serilmiş bir döşekte yalnızca gözleri açık şekilde kıpırtısız yatan ağır yaralı bir adam ve başında sürekli dua ederek bekleyen karısı. Bir yandan gündelik yaşam devam ediyor, kadın iki çocuğunun gereksinimlerini ve yaralının ilaçlarını temin etmek zorunda. Ateş hattındaki ev, her an saldırıya uğradığından günler bodrumdan bozma sığınakta tedirginlik içinde geçiyor. 

Mahremiyet diye bir şeyin söz konusu bile olmadığı savaş ortamında ev sürekli silahlı adamlar tarafından basıldığı ve her an ölümle burun buruna gelindiği için kadın çocuklarını şehrin daha güvenilir bir bölgesinde yaşayan halasına emanet ediyor. Genelevde çalışan hala, kadının hayatta kalan tek akrabası ve içini dökebileceği yegane insan. Bağımsız yaşayan halasıyla dertleşmek kadının yaralı ruhuna iyi geliyor. Ona çocuklarını, kocasının her an ölebileceği gerçeğiyle burun buruna olmanın yarattığı sıkıntılarını anlatmaya başlıyor. Bir gün hala, İran mitolojisinden "sabır taşı" öyküsünü ve Hz. Muhammed'in karısı Hatice ile yaşadığı bir olayı anlatıyor. Kadınların her koşulda erkeklerden çok daha dirayetli olduğunu söyleyip, teskin ediyor. Öykünün özü, belki de halanın ettiği bir sözde saklı: "Belki de Muhammed yerine Hz. Hatice peygamber olmalıydı."

Kadın, böylece suskun kocasıyla konuşmaya; hislerini, yalnızlığını, düşlerini, hayal kırıklıklarını ve kadınsı arzularını anlatmaya başlıyor. O monoloğuna devam ettikçe, seyirci de babasının kumar borcu nedeniyle kocasıyla zorla evlendirilen, erkek çocuk doğuramadığı için kayınvalidesinden işkence gören, kocasının erkek kardeşleri tarafından mal gibi görülen, her an taciz ve tecavüze uğrama tehditiyle yüz yüze yaşayan, kısır kocasının şerefini kurtarmak için başka adamlarla ilişkiye girerek çocuk sahibi olan bir kadın olduğu gerçeği ile yüz yüze geliyor. Hayatında belki de ilk defa karısını dinleyen koca  "sabır taşı"na dönüşürken, kadın aklını tamamen yitirmekten yüreğini kendisini yargılayamayacak birine açarak kurtuluyor.


Filmin en etkileyici sahnelerinden birinden söz etmeden geçmek istemem: Bir gün kadın avludan gelen sesleri duyup, olası bir baskında öldürülmesin diye kocasını yüklüğe saklıyor. Ev iki silahlı adam tarafından basılıyor. Kadın, tecavüze uğrayacağı ihtimalini düşünerek adamlara yalnız yaşayan bir fahişe olduğunu söylüyor. Din kurallarıyla yönetilen toplumun aşağılık ve kirli bireyi olarak bedenine saldırılmasından kurtuluyor ancak yalanı yüzünden saldırganlardan genç olanı rahat bırakmıyor. İronik şekilde başlayan ilişkileri, kadının cinselliğin doyumuna varmasıyla, genç adamın da ilk cinsel deneyimlerini yaşamasıyla sürüyor.

"Sabır Taşı / The Patience Stone", yer yer belgesele kayan gerçekçiliği, ki bunda senaryoyu yazan Jean-Claude Carrière'in emeğini anmadan olmaz, kadınların salt ezilen olarak göründüğü savaş dönemi filmlerinin aksi bir yol tutturuyor ve Golshifteh Farahani'nin muazzam oyunculuğu ile feminist etkiler taşıyan savaş karşıtı bir uyarlamaya dönüşüyor. Evet, kadınlar savaşta her zamankinden çok daha fazla istismar ediliyor, sömürülüyor, şiddet kurbanı oluyor. Yine de, güçlü, kurban olmaya direnç gösteren, içinde bulunduğu koşullara rağmen kimliğini arayan kadınların öyküsü daha sık anlatılıyor. Bu film de bunun  iyi örneklerinden biri. 

Hiç yorum yok :