Tin Men and the Telephone: Teneke Adamların Müzik Dünyası

Hiç yorum yok
Tin Men and the Telephone
Yarın akşam Borusan Müzik Evi’nde dinleyeceğimiz Tin Men and the Telephone, Hollanda’nın son dönemde çıkarttığı başarılı deneysel caz gruplarından biri. Aslında pek de yeni sayılmazlar. İlk albümleri  'Moetjenou?!' 2010’da piyasaya çıkmış. Bir yıl sonra da Noel şarkıları coverlarından oluşan ikinci albümleri ‘Very Last Christmas’’ı yayınlamışlar.

Tin Men and the Telephone, piyano ve elektronik aletlerde Tony Roe, kontrbasta Lucas Dols ve davulda Bobby Petrov’dan oluşuyor. Hepsi Amsterdam Konservatuarı’ndan mezun ve modern klasik müzik, çağdaş caz, hip hop ve Balkan ritmleri dinleyerek büyümüşler ama müziğe yaklaşımları bu türlerle sınırlı değil, deneysel bir eksendeler. Tür kaygıları yok, her şey müziğin bir parçası olabilir onlara göre. Zaten onları diğer caz gruplarından ayıran en önemli özellikleri gündelik hayatta dinleyip de önemsemediğimiz ya da alışkanlıktan farkında olmadığımız sesleri de müziklerine dahil etmeleri. Navigasyon cihazının sesli yönergelerinden, trafikte duyduğumuz seslerden tutun da mööleyen bir ineğe, gaza gelip bağıra çağıra maç anlatan futbol yorumcusuna kadar çok geniş bir ses şemsiyesini ellerinde tutuyorlar. Tüm bunları yapabilmek için de klasik bilgisayar programlama tekniklerinin dışına çıkmışlar. Hatta daha da ileriye giden Tony, tüm sesleri ve görselleri tuşlarla kontrol edebildiği bir klavye yaratmış. Buna ek olarak bir de görseller, doğaçlamalar ve mizah da işin içine girince sahne performanslarını gidip görmek benim için şart oldu. Hatta bununla da yetinmedim kendileriyle bir e-mail söyleşisi de yaptım. Grubun lideri Tony Roe’yu yormuş bulundum ama yarınki performanslarını etkileyeceğini sanmıyorum. :)

Nasıl bir araya geldiniz?

2006’da Amsterdam Konservatuarı’nda master yaparken tanıştık. Bir gün Bimhuis’te takılırken bir davul solosu duydum. Kim olduğunu göremedim ama deli çalıyordu. Gidip tanıştım. Meğer, Bobby de aynı yerde master yapmaya gelmiş. Lucas ile zaten başka bir grupta çaldığımızdan uzun süredir tanışıyoruz.

İlk yola çıktığınızda hepiniz müzik hakkında aynı şeyleri mi düşünüyordunuz yoksa aranızda farklılıklar var mıydı? Şöyle ki, deneysel müzik yapan bir grupsunuz, en başından beri böyle miydiniz yoksa zaman içersinde mi bu yolu tercih ettiniz?  

İlk zamanlarda çeşitli şeyler çalıyor, besteliyor ve farklı stiller deniyorduk. Sonra enstrüman açısından bakıldığında, bir piyano üçlüsünün en standart ve klişe format olduğunu düşündük ve bu tip triolardan daha farklı bir şey yapmak istedik ama nasıl yapacağımızı ilk başta bilmiyorduk. Master yaparken piyanomla akustiği çok bozmamaya çalışarak piyanonun sesini ve de görselleri kontrol etmenin bir yolunu bulmaya çalışıyordum. Bu teknikten yola çıkarak çeşitli olasılıkları denedik ve keşfetmeye başladık.

Hayvan sesleri, telefon zilleri, anonslar gibi gündelik hayatın seslerini müziğinize entegre etmek nasıl ortaya çıktı? Tesadüf müydü yoksa en başından beri bunu düşünüyor muydunuz?

Her şey Hollanda’daki bir telefon şirketi için yaptığımız bir beste olan KPN ile başladı. İnternet bağlantımla ilgili sorunlar yaşıyordum ve bunu çözmek için onları yüzlerce kez aradım. Bir gün uzun bir turneden dönmüştüm ki, yine bağlantımda bir sorun olduğunu gördüm ve onları tekrar aramaya karar verdim. Kızgınlığımdan şirketle yüzleştirmek için her şeyi kaydettim. Beni telefonda beklemeye aldıklarında, telefondaki bekleme sesindeki perdeye (ses perdesi) dikkat kesildim ve ardından bunu gruba yolladım ve üzerinde çalıştık. Hatta amatör bir video bile çektiler o parçaya. Sahnede çalmak için yapılmış bir şey değildi, sadece şirketle ilgili şikayeti dile getirmekti amaç fakat onu sahnede de çaldık ve seyircinin tepkisi çok iyiydi. Aslında sesli bir materyalin üzerine melodi yazmak bizim icat ettiğimiz bir şey değil. Janacek, Jason Moran, The Bandwagon gibi müzisyenler bunu bizden önce yaptılar zaten. Biz sadece daha önce düşünmediğimiz ilginç noktaları ortaya çıkardık. Ben öfke gibi farklı bir ilhamdan yola çıkmış oldum ve bu olay da müziğimize yeni bir boyut kazandırdı diyebilirim çünkü bu süreçte bir ilham kaynağı olarak sampleların, müzikal olmayan materyallerin potansiyelini fark ettik. Her bir müziyenin ard arda ayrı sololar yapmasındansa kolektif doğaçlama yapmayı denedik ve hatta farklı heyecan sürelerine göre değişen video ve ışıkların müziğimize olan katkısını gördük.  

Peki beste yapma süreciniz nasıldır?

Genellikle benim kafamda bir fikir yada konsept olur. Bazen kendi kendime bazen de yazılım programımızı yapan Olger Star ile bu fikri geliştiririm. Sonra grupla oturup üzerinde çalışıp, şekillendiririz. Çok kereler tekrar eden bir süreçtir bu çünkü tam anlamıyla memnun olmamız biraz zaman alıyor. Neredeyse her provada bir şeyleri değiştiriyoruz mutlaka.



Elektronik aletler size beste sürecinde ve çalınma aşamasında size yardımcı oluyor, hatta siz sesleri ve görselleri tuşlarla kontrol edebildiğiniz bir keyboard yarattınız. Nasıl ortaya çıktı bu?

Master yaparken ortaya çıktı bu. Piyanonun sesini değiştirmenin bir yolunu arıyordum. Bu çok farklı şekillerde yapılabilir, mesela mikrofonla olabilir ama ben Moog tarafından yapılmış piyanoyu MIDI’ye çevirebilen “Pianobar” denen bir alet buldum. Bu eski teknikle bir sürü şey yapılabiliyor! İlk başta hedefim sesti ama sonraları görselleri de kontrol edebileceğimi düşündüm ve arkadaşım Olger Star ile çalışmaya başladım. Programlamaların büyük bir kısmını o yapıyor. Şu an kamera ve ışık kullanarak elde edebileceğimiz daha interaktif konseptler üzerinde çalışıyoruz.

Siz masterla sınırlı kalmayıp bir de müzik üzerine doktora yaptınız. Bunun ne gibi bir katkısı oldu müziğinize?

Doktoram doğaçlama müzik içersinde yaratıcılığı ve bildik teknikleri ya da çeşitli elektronik aletleri kullanarak müziği nasıl daha fazla geliştirebileceğimiz üzerineydi. Tam anlamıyla müziğe çeviremeyiz belki ama benim normalde ancak deneme yanılma yoluyla öğrenebileceğim fikirler için bir destek oldu.

Canlı performans videolarınızdan izlediğim kadarıyla mizah performansınızın ayrılmaz bir parçası. Sizin için neden bu kadar önemli? Genelde caz müziği ciddi görüldüğünden mizah kenarda köşede kalır.

Mizah gerçekten de bizim ayrılmaz bir parçamız. Öncelikle, benim için en önemli şey sürpriz unsuru fakat sahnedeki bu sürprizlerin çoğu, özellikle onun için yapılmıyorsa bile komik olarak adlandırılıyor. Konser salonları genelde güvenli yerler olduğundan, insanlar şaşırtıcı bir şey gördüklerinde bunu mizah olarak algılıyorlar. Aslında birçok şarkının başlangıç noktası kayıt stüdyosunda uçuşan sinek gibi sinir bozucu bir olaydan yola çıkılarak yapılabiliyor. Geçen yıl başıma gelen bir olaydı bu ve ben o sinir bozucu hayvanın sesini bir kanal olarak kaydettim ve onun üzerine doğaçlama yaptım. Böyle şeyler bizim üzerimizde büyük bir gerilim yaratıyor ve müziğimizi etkiliyor. Bunu sahnede yaparken de komik görünebiliyor tabii.
Aslında bir de kendilerini çok ciddiye alan diğer caz müzisyenlerine karşıtlık daha doğrusu farklılık olsun diye yapıyorum bunu. Caz ve klasik gibi karmaşık bir müzik dünyasında bu ciddiyet neredeyse bir standarttır ama bana hem resmi hem de nahoş geliyor. Ciddi müzik komik olmalı demiyorum ama güzel bir şeyden zevk almanın yanı sıra başka duygulara da hitap edilebilir diye düşünüyorum. Hollanda’da daha eski caz müziği örneklerine bakarsanız, ünlü ICP Orchestra’nın sahnede fazlasıyla mizaha yer verdiğini görürsünüz. Hatta gitarist Anton Gousmit gibi müzisyenler çok yoğun bir enstrüman çalışını mantıklı dozda mizahla birleştirebiliyorlar. Bu çok ilham verici bence!



Görseller de sizin müziğinizin ayrılmaz bir parçası. Nasıl oluşturuyorsunuz? Kim tasarlıyor onları?

Genelde ben yapıyorum. Geri kalan poster, web sitesi tişört tasarımlarını ise Stijn van de Pol yapıyor.

İlk albümünüzden sonra Noel şarkılarını kendi stilinizle coverladınız. Cover yapmakla ilgili ne düşünüyorsunuz? Mesela popüler şarkıları coverlamayı hiç düşündünüz mü?

Aslında o albüm bir gece vakti otelin birinde aldığımız ani ve komik bir karar üzerine çıktı. İnsanların ister istemez etrafını saran o ticari Noel şarkılarından sıkılmış olabileceklerini düşünerek farklı bir albüm yapalım dedik. Bazı müzisyenler kendilerini zengin edecek hit bir Noel şarkısı yapmayı hedeflerler, bazıları da Noel müziğini insanoğlunun yaptığı en berbat şeylerden biri olarak niteler. Biz daha farklı bir noktada durmak istedik. Meşhur Noel melodilerinin her birini farklı bir yaklaşımla tekrar yorumladık. Kendi stüdyomuz olduğundan hemen kaydedip çıkarttık. Bir sürü insanın bunu niye yaptığımızı anlamadığını biliyoruz ama bir caz grubundan beklenenler üzerinde pek kafa yormamaya çalışıyoruz. Bize göre, bu beklentiler müziği sınırlandırıyor. Cover yapmaya gelince, böyle bir hedefimiz yok. O albümü sadece böyle işler de olabileceğine dikkati çekmek için yapmıştık.

Yeni albümünüzle ilgili ipuçları alabilir miyiz sizden?

Üzerinde çalıştığımız albümde daha modern bir form yakalamayı hedefliyoruz ki bu da bir uygulama (app) yaratmaktan geçiyor. Böyle bir uygulamaya görsel eklemekle kalmıyor, bir noktaya kadar kullanıcının müziğe müdahale etmesine de olanak tanıyorsunuz. Tabii bunun nasıl olacağını söylemek için çok erken çünkü daha geliştirme aşamasındayız. Şarkılar şu an kaydedilmekte ama herhalde 2013 Eylül’ünü bulur çıkışı.

Çok teşekkür ediyoruz ve İstanbul’daki performansınızı heyecanla bekliyoruz.

Konserde görüşmek üzere o zaman. Teşekkürler.

NOT: Websiteleri çok hoş bir tasarıma sahip. Mutlaka bakmalısınız. www.tinmenandthetelephone.com 

Hiç yorum yok :