A'dan Z'ye 32. İstanbul Film Festivali

Hiç yorum yok

Atlas Sineması: İstanbul'un en eski sinemalarından biri. Beyoğlu'ndaki kentsel dönüşüm furyasından (henüz) etkilenmeyen yapılardan birinin içinde yer alır. Ermeni işadamı Agop Köçeyan tarafından kışlık ev olarak kullanılmak üzere yaptırılmış. 1948'den bu yana sinema olarak faaliyet gösteriyor. İstanbul Film Festivali'nin bir kaç anıt mekanından biri. Yenilenmesinden sonra koltuk araları fazlasıyla daraltılmasına karşın, oldukça büyük perdesiyle ve yüksek tavanlı geniş salonuyla İstanbul'un özel sinemalarından.

Beyoğlu Sineması: 1989'dan bu yana Beyoğlu'ndaki Halep Pasajı'nda sinemaseverlerin hizmetinde. Şarlo ve Hitchcock kapılarından girdiğinizde yüksek tavanlı geniş bir salonla çizimlerle kaplı duvarlar karşılar sizi. Fuayesindeki kafe nice sinema sohbetine şahit olmuştur. Kurulduğundan bu yana ticari filmler yerine, dünya sinemasının özel filmlerini içeren programlarıyla kalbimizdeki yeri büyük olan Beyoğlu Sineması, İstanbul Filmm Festivali'nin bir diğer anıt sineması. Son günlerde maddi sorunlar yüzünden kapanma tehlikesiyle yüz yüze kalmasıyla gündeme geldi. Şimdilik kapanma konusu askıya alınmış gibi gözükse de, endişelerin bittiği anlamına gelmiyor. Sinemanın dört mevsim iki filmler gösterecek bir Sinematek haline dönüştürülmesi fikri ise, Alternatif-İstanbul olarak bizim desteklediğimiz bir öneri.

Costa Gavras: Festivalin bu sene onur ödülünü takdim edeceği büyük  yönetmen. Politik sinemanın başyapıtlarını yarattığı sinema hayatı boyunca kamerasını diktatörlüklere, göçmenlere, yoksullara ve tüketim toplumuna çevirdi. Film yapma tarzını "Sinema politiktir. Çünkü evinizin içine girer. Dürüstçe ya da yalandan, doğrudan ya da dolaylı biçimde manipüle eder bizi. Yani kuvvetle politiktir. Toplumun sorunlarından dolaysız söz eder. Etmiyorsa ciddi bir sorun var demektir." diye açıklar. Bu seneki festival programında yer alan Le Capital / Kapital’de küresel güç odaklarının bankalarla birlikte hareket ettiğini anlatıyor.

Çizelge Yapmak: Festivalin en zorlu mesaisi. Program açıklanır açıklanmaz kah bilgisayarda, kah kağıt üzerinde renkli kalemlerle girişilen zamanlama-yerleştirme işlemleri, muhtemel çakışmalardan dolayı kimi zorlu anlar ihtiva etse de, bu işten keyif aldığımız kadar iş güçle uğraşsaydık şimdi festival yerine dünyanın herhangi bir tropik adasında beyaz kumlarda yuvarlanıyor olurduk dediğimiz eylemdir.
  
Dünya Bizim Değil: Adı, son günlerde dünyanın yalnızca insan, erkek ve heterolardan oluşmadığına inanan inisiyatiflerin "Dünya Yalnız Bizim Değil"  inancıyla benzerlik taşıyan belgesel, Lübnan´ın güneyindeki Aynül Hilva mülteci kampında üç nesildir sürgünde yaşayanların hem samimi hem de mizah dolu bir portresini çiziyor. Toplumsal hafıza, bellek gibi belgeselin temel alanı olan konulara eğilen belgesel, festivalin en merak ettiğimiz filmlerinden.

Emek Sineması: Ne desek, ne demeliyiz bilemiyoruz. 2009'dan bu yana kapalı. 2009'dan bu yana yürüyor, yıkım kararını protesto ediyor, sinema ve şehirle ilgili her etkinlikte Emek'i gündeme getiriyor, üzerinde tartışıyoruz. Bir adım yol gidemedik. Gelinen son durum, Kamer İnşaat'ın Emek Sineması'nı da içeren Cercle D'Orient binasına iskeleyi kurup, inşaata başlaması oldu. Hatta, yıkım işlemini festivalin açılışına denk gelmesi bu anıt sinemanın yok olup gitmesine tepkili olanları daha da kızdırdı. Festivalin açılışında Emek anıldı, ancak yetmez, yetmemeli. Emek Bizim, İstanbul Bizim Hareketi, 31 Mart Pazar günü saat 17:00’da Emek Sineması’nın önünde İstanbul Film Festivali'nin gerçek açılış törenini yapacak.

Feriye Sineması: Festival mekânları arasına bu sene katılan festival Ortaköy'de. Geçirdiği tadilattan sonra yakın zaman önce yeniden hizmete giren, Yeni Sinema Hareketi'nin ödüllü filmlerden oluşturduğu seçkisi bu sinemada gösterildi. Muazzam bir manzaranın eşlik ettiği sinemanın yaşaması adına İstanbul Film Festivali'nin Feriye'yi seçmiş olması önemli.

Gerçek Mucizedir: Carlos Reygadas: Antimilitarist filmleriyle kısa sürede kültleşen Carlos Reygadas, son filminin de aralarında bulunduğu dört uzun metrajlı filmi ve ilk dönemlerinden iki kısa filmiyle festivale konuk oluyor.

Hisar Seçkisi: Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi´nin düzenlediği Hisar Kısa Film Seçkisi 2005´ten bu yana, Türkiye´de yıl içerisinde çekilen yüzlerce kısa filmi tarıyor, başvuruları topluyor, elemelerden geçiriyor ve jüri kararıyla seçilen 10 kısa filmi bir araya getiriyor. Bu sene  festivalde izlenebilecek kısa filmler arasında Burak Koçak'ın Buğu, Abdulrahman Öner'in Buhar, Bahar Büyükçelen'in Derin Nefes Al, Halil Aygün'ün Dom, Metin Akdemir ve Çetin Baskın'ın Küpeli, Ziya Demirel'in Evicko, Veysel Akşahin'in Hala, Rodi Yüzbaşı'nın Maya, Süleyman Demirel'in Müphem ve Yaşar Arif Karagülle'nin Üstümüzden Geçti Bulut filmleri yer alıyor.

İkiyüz('ü aşkın): Festivalde gösterilecek film sayısı.

Kentli Vatandaş Değil Miyim?: Son bir kaç yıla damgasını vuran bir konu da İstanbul'daki kentsel dönüşüm. Konu haliyle şehrin kültür-sanat üretimlerine de yansıdı, Tasarım Bienali'nde, türlü konferanslarda tartışıldı. Bütün bu platformların ortak noktası olan sermaye sponsorlukları konusu çok konuşuldu, olayın gerçek mağdurları bu süreçte yeterince söz sahibi olamamaktan şikayet etti. Bu durum, film festivaline de sirayet etti. Festival bu sene sonbaharda kamusal alan mevzusunu kaşıyacak olan 13. İstanbul Bienali’nin “Ben Kentli-Vatandaş Değil miyim? Barbarlık, sivil uyanış ve şehir” başlıklı film programını bünyesine aldı. Program, vatandaşlık/kentlilik, kamusal alan, demokrasi ve sanat gibi temalara odaklanan belgeseller, filmler ve video yapıtlarından oluşuyor. Programda Yokedici Melek (Luis Buñuel) ve Beyaz Kadına Dokunma (Marco Ferreri) gibi klasiklerin yanı sıra Yarın (Andrey Gryazev) ve Kaliforniya Rüyası (Bregtje van der Haak) gibi son dönemde çekilmiş çarpıcı belgeseller ve siyasetin şiirine odaklanan Kule (Chto Delat) ve Bana Renk Ver (Anri Sala) gibi video yapıtları yer alıyor.

Lale Belkıs: Yeşilçam'ın sarışın fettanı. Hususiyetle esas oğlanın esas kızla vuslata ermesinin önündeki engel, kötülük kumkuması, bencil kadın rollerinin layık görüldüğü nev-i şahsına münhasır sinema yüzü. Sinemanın diğer fettanlarından onu ayıran özelliği, genel eğilimin aksine kocasının esas kız tarafından ayartılması, onun da hırslanarak hayatı bu ikisine dar etmesidir. Bir röportajında "Gerçek kadınları oynadım ben. Kötü kadınları değil. Kadıncağız evinde duruyor, yaşantısı devam ediyor, biri geliyor, kocasını, sevgilisini elinden alıyor gidiyor. Bu kadın tabii ki mücadele verecek. Nasıl kötü olabilir ki? Bu kadınları kötü olarak görmüyorum. Mücadele edeceksin, bazen duygularına yenileceksin." demişliği vardır. Tam da "festival Lale'ye onur ödülü vermeli" dediğimiz dönemde bu seneki ödülün ona gitmesi şahane olmuştur. Seni seviyoruz Lale!

Müzik Belgeselleri: Müzik belgeselleri, belgesel sinema alanındaki yeniliklerin ve yaratıcı yöntemlerin en çok denenip kullanıldığı alan. Haliyle program açıklandığından bu yana festivalde yer alan müzik belgeselleri en sabırsızlıkla beklediğimiz filmler oldu. Neler yok ki aralarında: Nicolas Philibert'in Radyo Evi, Malik Bendjelloul'un 2013 En İyi Belgesel Oscar'lı filmi Bir Şarkının Peşinde, Nirvana'dan tanıdığımız  Dave Grohl'un efsane kayıt stüdyosu Sound City'i anlattığı belgeseli Sound City ve frajil X sendromu hastası hayranının Metallica´nın davulcusu Lars Ulrich'e ulaşma yolculuğunun anlatıldığı Görevimiz Lars iki elimiz kanda olsa bile kaçırmayacağımız filmlerden.

Nuri Bilge Ceylan: 32. İstanbul Film Festivali için, Nuri Bilge Ceylan’ın Uykusuz Gece adlı fotoğrafı ve yönetmenin el yazısı, Bülent Erkmen’in tasarımıyla festival afişine dönüştürüldü. Festivalin televizyonda yayınlanan tanıtım spotlarında ise Bir Zamanlar Anadolu'dan bir replik duyuluyor.

Otuz iki: İstanbul Film Festivali'nin yaşı.

Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden: Festival bu sene de Türkiye sinemasının önemli yapıtlarını yeniden beyazperdeye taşıyor. Bu yıl Lütfi Ö. Akad’ın yönettiği, başrollerinde İzzet Günay ile Türkan Şoray’ın yer aldığı 1968 yapımı unutulmaz melodram Vesikalı Yarim bu bölümde gösterilecek.

Peter Weir: Witness/Tanık filmiyle hafızamda yer eden Weir, festival kapsamında 12 Nisan Cuma günü bir sinema dersi verecek ve kendisine onur ödülü takdim edilecek.

Rexx Sineması: Kadıköy'ün biricik sineması Rexx, festivali mahallemize, Kadıköy'e taşıyor ve bizce Kadıköy'ün ruhu festivalinkiyle kaynaşınca ortaya Beyoğlu'nu kıskandıracak bir güzellik çıkıyor.

Stolker: Park Chan-Wook’un Amerika’da çektiği ilk film olan Lanetli Kan'ın festival programında olduğunu duymayan kaldı mı?
 
Türkiye Belgeselleri: Sinemada kurmaca kadar, belgesele meyilli olanların kaçırmaması gereken bölüm. Piran Baydemir’in Fecira, Caner Canerik’in Ot, Münir Alper Doğan’ın Böyle Söyledi Habip, Kemal Emir’in Zemo, Dilek Göçkin’in Bûka Baranê, Onur Günay ve Burcu Yıldız’ın Garod / Hasret, Hatice Kamer’in Annemin Pusulası, Cenk Örtülü ve Zeynep Koç’un İşkenceyi Gördük, Sami Solmaz’ın Savaşın Tanıkları, Somnur Vardar’ın Yolun Başında, Andrea Luka Zimmerman’ın Taşkafa, Bir Sokak Hikâyesi, Dieter Sauter’in Adieu İstanbul ve Ayşe Funda Aras’ın Gurbet Pastası belgeselleri, izleyiciyle ilk kez festival kapsamında buluşacak.

Ustalar: Dünya sinemasının ustalarıyla festivalde buluşmak, işte en sevdiğimiz. Ken Loach'un '45 Ruhu, Depardon & Claudine Nougaret'in Fransa Günlüğü (muhakkak!), Goran Paskaljevic'in Gün Doğarken, Alain Resnais'in Henüz Bir Şey Görmediniz, Peter Greenaway'in Goltzius ve Pelikan Kumpanyası filmlerini ıskalamayın deriz.

Vicdan Filmleri: 31 Mart-1 Kasım 2012 tarihleri arasında www.vicdanfilmleri.org adresine yuklenen kısa filmler, Alin Taşcıyan, Arzu Başaran, Eric Bogosian, Hulya Ucansu, Marco Bechis, Rakel Dink, Reha Erdem ve Robin Kirk’ten oluşan uluslararası juri tarafından değerlendirildi. Jurinin oylarıyla secilen 21 film, İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşuyor.

Yeni Türkiye Sineması: İstanbul Film Festivali, Türkiye Sineması’nın son dönem yapımlarını seyretmek için önemli bir platform olmayı sürdürüyor. Festivalin bu bölümünde görülebilecek filmler arasında Deniz Çınar'ın İçimdeki Çember, Dilek Keser & Ulaş Güneş'in Evdeki Yabancılar, Serhat Furtuna'nın Oyuncu, Ömer Can'ın Toprağa Uzanan Eller ve Ömer Leventoğlu'nun Mavi Ring filmleri gösterilecek.

Ziyade Olsun: Güzel bir yemeği afiyetle yedikten sonra sofradakilere söylenen söz. Film festivalinin zengin mutfağından tadacaklarımızı tattıktan sonra en son söyleyeceğimiz söz de olabilir.

Festivalle alakalı elbette çok daha fazla ayrıntı mevcut. Bizim kadrajımıza girenleri önümüzdeki günlerde aktarmaya devam edeceğiz, takipte kalmanızı öneririz!



Hiç yorum yok :