POST: "Müzikal Kalitemizi Radiohead, Prodigy ve Chemical Brothers'dan Aşağıda Düşünmüyoruz"

2 yorum


POST: Salih Topuz, Erdem Tunalı, Burak Serter
Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da alternatif müzik yapan gruplarla röportaj serisi başlatacağımızı duyurmuştuk. Açılışımızı kırmızı kurdeleyle, pardon POST ile yapıyoruz. Vokalde, synthesizerda ve bilimum elektronik oyuncaklarda Erdem Tunalı, davulda Salih Topuz ve basta Burak Serter'den oluşan POST ile bir röportaj gerçekleştirdik. Doğrusunu söylemek gerekirse bol bol muhabbet ettik. Muhabbetimize dahil olanlar arasında grubun masteringini ve prodüksiyonunu yapan Çağan Tunalı ile grubun menajeri Çiğdem Senel de vardı. Yeni albümleri Organic Hologram'ı pek yakında çıkaracak olan elektronik indie müziğin prensleri, bizi NOISEIST sarayında ağırladılar ve albümü dinlettiler. 



Artık lafı çok fazla uzatmadan, sizi koltuğa alalım ve muhabbete dahil edelim.

Anti-klasik bir şekilde başlamak isterdik ama sizi ilk defa duyanlar için POST’un nasıl kurulduğundan bahseder misiniz biraz?

Erdem Tunalı: Aslında hepimiz çocukluk arkadaşıyız, hatta aynı mahalledeniz. İzmir’den kalkıp İstanbul’a müzik yapalım diye geldik. Kardeşim Çağan, ben ve davulcumuz Salih aynı evde yaşıyorduk. Bir tek basçımız Burak aramıza sonradan katıldı, 5 yıl kadar oluyor. 2006’da başladık bir şeyler yapmaya. Evde öyle duracağımıza, canımız sıkıldıkça bir şeyler kaydediyorduk.

Çağan Tunalı: Aslında biz Erdem’le bu projeye başladığımızda bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştik. Pazar günlerini değerlendirmek için yapıyorduk. Erdem sample’lar yapıyor, onu bunu ekliyor, Salih üzerine bir şeyler kaydediyor derken baktık ortaya bir şeyler çıkıyor.

Başladığınız günden bu yana neler değişti peki?

ÇT: İlk zamanlar daha saykodelikti POST. Sahnede modern dansçılar vardı, pandomimciler vardı. Deli müziğiydi. Hiç böyle bir kompozisyon yoktu.

Biz o performansı kaçırdık. Bir daha göremeyecek miyiz peki?

ET: Yaparız herhalde. Bizim performanslar hiç bir zaman seyirciyi hayal kırıklığına uğratmaz. Biz de kendimizi sürekli yeniliyoruz. Mesela ilk çıktığımızda Beck’in de Information albümü çıkmıştı. Orada bir parça var, durup durup parçaya kopuyorum. Niye bu kadar güzel diye düşünüp duruyordum. Çünkü çok absürd, saçma sapan bir şarkı ama alıp götürüyor.

ÇT: Biz o zamanlar Gorillaz ve Beck’e kopuyorduk. Hepsi sample müziği. Erdem de bir kolaj yapıyordu zaten sağolsun bir anda sitar da oluyordu şarkıda, drive, davul, darbuka oluyordu.

ET: Beck’in o özgür yanını çok seviyorum. Hiç beklemediğin bir yerden, mesela İspanya’dan marakasları alıyor, arkasına bir takım şeyler ekliyor, sonra bir anda 70'lere 80'lere gidiyor, sonra 90'lara dönüyor. Adam dahi. Ben de özgür olmayı seviyorum o anlamda.

Manifestosu olan tek grupsunuz. Neden böyle bir şey yazma gereği hissettiniz?

ET: Underground (yeraltı) akımı nedir? Yeni sanatçılar, yeni ressamlar, yeni şairler ve müzisyenler... Tüm bunların bir alt kültür oluşturması lazım. Benim şehrin en sevdiğim tarafı bu alt kültür, yoksa parlak ışıklarını sevmiyorum. Biz de bu alt kültürün bir parçası olmak istedik. Bir manifesto yazan var mı diye baktık, yok. Sex Pistols'tan Nirvana'ya kadar bugün hala dinlediğimiz grupların manifestosu vardı. Arkada bir kültür vardı. Bizde o yok. Herkes eğleniyor, lay lay lom. "O şarkıcı kız güzel, bugün oraya gidelim, bu herif çok yakışıklı" muhabbetleri oluyor. Bir kültür yok. Sonra bu kültürü kim yaratacak? Sanatçı. Ama öyle bir sanatçı kitlesi de yok burada. Eline gitarı alan sahneye çıkıyor. Çıksın, tamam ama müzik nereden gelmiş, nereye gidiyor, sen nerede buna dahil olabileceksin, yaptığın müzik nerede duruyor gibi şeyleri biraz düşünmek gerekir bence. O sebeple biz de oturduk ve manifestomuzu yazdık. Estetik yaklaşımımız, gürültü kavramına yaklaşımımız gibi farklı bir sürü madde var. 


ET: Öyle dımtıs bir grup da değiliz biz, müziğimizdeki espriyi yakalayana ne mutlu. Sanat dediğin şeyin bir kültürü, bir akımı var. Punk gibi bir karşı hareket bile akım. Bu hareketin çerçevelerini çizip, daha estetik kılabilirsin. Sırf eğlence için olmasın, sanatının sorumluluğunu da alsın sanatçı. Bugün bir sergiye gidiyorsun, rehber ekspresyonizmden giriyor, akımları anlatarak bugüne kadar geliyor. Çok fazla bilgi! Sen bana yeteri kadarını ver, sonra beni resimle baş başa bırak. Sanatçı akım üzerine düşünüyor mu? Hayır. Ama sanatçı "benden öncekiler ne yaptı, ben bunun üzerine ne koyabilirim?" diye düşünüyor. Sen de bu soruyu sor. Çünkü orjinalliğin yoksa kopyalamaktan başka ne yapıyorsun ki? O yüzden biz bunu yapmaya çalışıyoruz.




Son albümünüz Organic Hologram nasıl gelişti? Diğer albümlerinizden farkı var mı? Varsa nedir?

ET: Bu albüm diğerlerinden daha samimi oldu. Albüm, tam bir kış albümü. Biraz melankolik, havanın çok da açık berrak olmadığı bir zamandan. Neden? Grup içinde bir ayrılık oldu, bir elemanımız çıktı. Kendi özel hayatlarımızda çok çalkantılı bir döneme girdik, çıktık. Grup bir sarsılma geçirdi. Eskiden dört bacaktık, bir bacak kırıldı, üç bacak kaldı. Toparlanma ve tekrar adaptasyon süreci geçirdik. Eskiden bir kareydik, üçgen olduk. Ama sahnede dördüncü, beşinci elemanı bırakmayacağız. Sahnenin zengin, kalabalık olması gerektiğini düşünüyorum. Üç kişi oraya çıkıp dan dan dan çalmaktansa trompetçisi olsun, perküsyoncusu olsun, birileri girsin çıksın istiyoruz.

ÇT: Bütçemiz olsa 20 kişiyle çıkacağız da, elimizden gelen bu.

ET: Bir şeyler yaşandı, duygusal dönemlerdi. Hepimiz duygusaldık, parçalar daha duygusal oldu.

ÇT: Şarkılar aşkla ilgili oldu. (gülüşmeler) Aşk satar derler ya, o bakımdan.

ET: Bir kapana kısılmak çok yanlış bir şey. Düşünsene bir yönetmen hep aynı tür filmler çekiyor? Sıkılırsın. “Kendini değiştirsin” dersin. Müzik hiç durmuyor. Müzisyen de kendini değiştirsin. En hızlı değişen bir şey de müzik. Niye grup hep aynı şey üzerinde kalsın ki? Geçen albümde Fransız headbanger salgını vardı Justice'ler,  Sebastian'lar filan. Şimdi onlar geçti, Avustralya’dan Tame Impala diye bir grup çıktı. 70'lere geri döndük. Yıkıyorlar ortalığı. Biz de durmuyoruz. 

Enstrümental müziğin çok ayrı bir boyut olduğunu anladık. Ozan şarkıcılar her zaman önemli de, enstrümanın da çok önemli olduğunu yeniden farkettik belki de.

ET: Elektronik müzikte yetenek biraz kayboluyor. Eskiden bir grup izlerdik, her bir elemanına hayran olurduk. Şimdi bir tane DJ çıkıyor, orada bir şeyler çeviriyor. Sen artık bütün ilgini oraya veremiyorsun, yanındakine dönüyorsun, görsellerle ilgileniyorsun, başka şeylerle ilgileniyorsun. Dolayısıyla insanlar yeteneği özlüyor, orada biri gitar çalsın, iyi bir vokalist çıksın istiyor, yoksa bir kişiyle de çıkılır sahneye. Ama bir grup olması lazım, insanlar bunu seviyor bence. Kimi davulcuyu kimi basçıyı izlemek istiyor.

ÇT: Mesela biz artık davulu yoğun kullanıyoruz. Elektronik müzikte aslında davul çok yeri olan bir enstrüman değil, biraz ezilen bir enstrüman ama biz bunu kırmak istedik ve kırdık. Erdem zaten bütün parçaları yazıyor. Grup olmasak zaten aslında herkesin ne yapacağı belli ama bizim grupta öyle olmuyor. Burak oradan bir bass riffi çalıyor, parça başka yere gidiyor. Davulcu altyapıları  silip üzerine bir şeyler çalıyor parça tamamen değişiyor. Her enstrümanın önemi var, bir tanesini bile çıkarırsanız olmaz. Biz çok kanallı müzik yapıyoruz, o sebeple 20 kişi de çıksan, hepsine de yer var.   

Albümün adı neden Organic Hologram? Hologramın organiği mi olur diye bayağı oturup düşündük.

ET: Bence organik, inorganik gibi şeylerle sınıf farklılığı yaratılıyor. Eskiden köy yerinde yetişen şeylerin yüzüne bakmıyorduk, şimdi de herkes organik peşinde. Biraz bunu eleştirmek istedik.

ÇS: Ek olarak bazıları sevdiği yada inandığı için değil, furya olduğu için kapılıp gidiyor bunların peşine. Buna bir karşılık vermek istedik. 

ET: Albüm kapağımızı görünce hologramın organiğinin olabileceğine şaşıracaksınız. Sanatçı arkadaşımız Halil Vurucuoğlu ile çalıştık. Çok ilginç bir kapak olacak. Hemen akla gelebilecek bir şey değil ama albüme gayet uygun düşen bir çalışma oldu. 


Beste yapma süreciniz nasıl gelişiyor? Şarkılar ortak mı çıkıyor?

ET: Ben bir fikir buluyorum, sonra bunun demosunu kaydediyorum, dinlenebilir hale getiriyorum. Burak’la Salih geliyor, oturup bu parçayı ne yapalım diye düşünüyoruz. Tartışıyoruz üzerinde. Bir daire düşün, 3 kişi çekiyor ve üçgen oluyor. Sonra Çağan geliyor, prodüksiyon anlamında yapılması ve yapılmaması gereken şeyleri söylüyor.

Merak ettiğimiz şeylerden biri de bu. Daha önceki albümlerinizin masteringini yapan Andy Jackson için de aynı şeyi söylemişsiniz. Ne yapıyor Çağan da müziği dinlenebilir kılıyor? Nedir bu işin sırrı?

ÇT: Müzisyen ortaya bir kompozisyon, bir eser koyuyor. Bu eseri doğru anlayıp, teknik dilde de bunu nasıl doğru bir şekilde aktarırsın diye düşünüp ona göre yol çizmek. Benim yaptığım iş bu. Andy’nin de o dönemde yaptığı buydu. Çok sert bir albümümüz vardı ben ne kadar yumuşatmaya çalışsam da. Mesela şimdi bir şarkıyı dinliyorum. Onun davul soundu öyle olmalı ki albüm canlıyı aratmamalı, canlı da albümü aratmamalı. Ona göre ilk başta soundlara karar veriyoruz. POST’la çalışmak hem kolay hem zor çünkü POST ne istediğini çok iyi bilen bir grup ve materyallerinin hepsi belli bir standardın üzerinde. Bu şarkı mesela “Radiohead gibi sound etmeli” dediğimizde, teknik anlamda o kadar iyi prodüksiyon olmalı.

ET: Bizim referanslarımız Radiohead, Blur, Prodigy, Chemical Brothers gibi kaliteli referanslar. Açıkçası kendimi onlardan daha aşağıda düşünmedim pek. Çünkü çocukluğumdan beri dinliyorum. Coverlarını çaldık, 18 yaşında bir şeyler yaptık ve yapmaya da devam ettik. Artık bir şekilde piştiğimize inanıyorum. Boğulacaksan da okyanusta boğul. Artık kendimi hayal edebiliyorum, “bu da benim albümüm, dinle” diyebilirim. Bunu söyleyebilecek başka bir grup varsa, “bravo” derim. Keşke olsa.

Festival süreci nasıl gelişti? Siz buradan ziyade yurtdışında daha çok konser veriyorsunuz gördüğümüz kadarıyla.

ET: Onların hepsini Çiğdem ayarlıyor. Çiğdem bizim yeni menajerimiz. Her gün pek çok yere e-mail atıyor, çok çalışıyor.

Çiğdem Senel: Bizim için yurtdışı festivallerine katılmak piyasaya dahil olmak adına iyi bir adım. Bu yıl önce Toronto’da yapılan Kanada Müzik Festivali’nde çalacağız. Bence POST zaten bir festival grubu. Bizim büyük sahneye, büyük kitlelere, enerjimizi saçabileceğimiz yerlere ihtiyacımız var. Sonra Chicago’daki Elbo Room’da bir konserimiz olacak ki, orası da Scott Weiland, Joss Stone gibi müzisyenlerin de sahne aldığı önemli bir mekan. Sonrasında da Glasgow’da bir konser var.

Daha çok Avrupa’da sahne aldınız herhalde.

ÇS: Evet çünkü bütçesel olarak oraya gitmek daha kolay. En son Amsterdam’daki Paradiso’da çaldık.

Oradaki tepkiler nasıl?

ÇS: Amsterdam'daki konserde Türkiye'den dinleyiciler vardı, onlar yine fazla bir şey anlamadı ama Amsterdamlılar coştu. Ben insanlar arasında dolanıp dinlemeyi severim, kullandıkları sıfatlar hep çok pozitif, "zekice" "muhteşem" gibi sıfatlar. Dışarıda, insanlar yapılmış işe bakıyorlar ve hemen geribildirimde bulunuyorlar ki bu bizim için çok önemli.

Ç.T: Türkiye’de müzik sektörü yok ki. Bir takım üreticiler var, bir de belli bir para var ve bu para bir şekilde paylaşılıyor. Bir şeyin sektör olabilmesi için profesyonel bir takım hareketlerin belirli olması lazım. Albümünü yaparsın, belli PR çalışmaları olur ve sektördeki kişiler de sana yol gösterir. Yurtdışında böyle oluyor. Ürünün var ve sunuyorsun, sana ne yapman gerektiğini söylüyorlar. Mesela sahnede ışıkları arttırmalısın, şu şekilde şarkını düzenlemelisin, şuradan şu insanlara ulaşırsın, şunu böyle yaparsan daha iyi olur gibi yönlendirmeler oluyor.

Burada sizin gibi bir müzik yapan bir grup için mekan bir sorun mu? Nerelerde çalıyorsunuz?

ÇT: Biz iki gitar, bir bas, bir davuldan oluşan bir grup değiliz maalesef. Amfilerini alıp iyi kötü hoparlörü olan bir yerde çalarsın ama biz subları olmayan bir mekanda çalamayız. O zaman inandırıcılığı kalmaz yaptığımız müziğin. Ses sistemi iyi olmazsa, şovun bir anlamı kalmıyor. Çok bilinen mekanların bir kısmında bu yüzden çalamıyoruz. Diğer sebebi de, bazen mekanın konseptiyle bizim yaptığımız müzik türünün uyuşmaması. 

ET: Bir de artık büyük sahne düşünüyoruz. Konsepti, ışığı, görselleri, kıyafetten arkadaki backgrounda, parça içindeki hikayelere kadar. Başından beri böyle düşünüyorduk. Şimdi onu upgrade etmek istiyoruz. Bir de albüm çıkana kadar yüzümüzü eskitmek istemedik. Yeni albüm çıksın, güzel bir lansman olsun, herkesin aklına kazınsın istedik.

Mekan haricinde alternatif müzik yapmanın zorlukları neler burada?

ÇT: Bizim bütçesel problemlerimiz var. Albümler satılmıyor. Müzikten para kazanmak diye bir şey yok alternatif tarafta. Müzikten para kazanmak için ekstra işler yapmak zorundasın. Bu da müzisyenin üreticiliğini etkiliyor. Türkiye'deki en büyük kayıp, müzisyenin takılamıyor olması. Bir oda olsa, orada herkes kafasına göre çalsa çok değişik müzikler çıkar ama ülkenin durumu ve müzisyenin refah seviyesi buna müsait değil. Çok az grubun kendine ait bir stüdyosu var. Burada biz kendi işlerimizden çok, piyasaya iş yapıyoruz. Özgürlük önemli.

ET: Sektörün de müzisyene pek desteği yok. Mesela klip çekip döndürebileceğin bir kaç tane kanal var, başka yok. Bir de yeni bir grupsanız, klibiniz zaten kolay kolay gösterilmediği gibi, belli kriterlere de uygun olması gerekiyor. Örneğin siyah-beyaz bir klibe pek rağbet edilmiyor.

ÇT: Çünkü gün içersinde canlı, hareketli, renkli videoları döndürmek istiyorlar ama bizim müziğimiz öyle değil ki.

ÇS: Ben burada yeniyim. Benim dikkatimi çeken şey ise müzik dinlemeyi pek bilmiyor oluşumuz. Bu öğrenilmesi gereken bir şey. Bunun okullarda ciddi bir şekilde eğitiminin verilmesi gerekiyor bence. En azından bir temel olur. İnsanlar çok sevdiğini söylediği grubu dinlemeye gidiyorlar ama amaçları orada müzik değil. Konserde gülüş, patırtı, muhabbet oluyor. Alternatif müzik şimdi bir trend olduğu için dinleniyor. Oysa ki, o müziği anlamak ve onunla içsel bir yolculuğa çıkmak gerek. Bilen bir kesim, öğrenen, takip eden bir grup müziksever ve hatta müzik yazarları tabii ki var ama onların bile bir kısmı önyargıyla yaklaşıyor. Sounduna, sahnedeki duruşuna, performansına, müziğine, kompozisyonuna pek bakmıyor kimse, tanıdıkları birilerinin olması biraz daha önem taşıyor burada. 

ÇT: Bir de şu var: Sen bir şey ol gel, zaten sen bir şeysen biz seni keşfederiz deniyor ama o zaman da sen bizi keşfetmemiş oluyorsun. Mesela POST’un Avrupa ve Amerika’daki iTunes satışları oldukça iyi. Onlar buradakilerden daha önce keşfetmiş oldu bizi. Yurtdışından daha çok teklif alıyoruz ama bütçesel nedenlerden her yere gidemiyoruz. 

Ama her şeye rağmen yola devam.

 ET: Tabii ki de. 

ÇS: Şimdi sponsor arayışı içersindeyiz. Eğer bulabilirsek, çok daha fazla yerde konser verebiliriz. Bekliyoruz.

Umarız her şey yolunda gider de sizleri daha çok festivalde sahne alırken görürüz. Peki son olarak yeni albümün lansmanı ne zaman ve nerede olacak? Ajandalara not edilsin. 

ET: 21 Şubat'ta Ghetto'da. 

Dinleme Noktası








2 yorum :

cgdm snl dedi ki...

Ne kadar guzel ozetlemissiniz. Elinize saglik. Tesekkurler

Adsız dedi ki...

http://www.youtube.com/watch?v=8XqhzN1qzIs

prodigy'den asagi kalir hic bir yaniniz yok, gercekten