Haneke'nin 'Aşk'ıyla Aşka Gelemeyeceksiniz ..

Hiç yorum yok


Yeni yıla girdik ama bir önceki yılı kapamak öyle kolay değil. Hele de geçen senenin sinema filmleri memlekette yeni vizyona giriyorken.

Biliyor musunuz emin değilim ama Avusturyalı yönetmen Michael Haneke'nin son filmi “Aşk” (Amour), Film Ekimi'ndeki gösteriminden sonra geçen hafta vizyona girdi. Vizyona girdi diyorum ama film İstanbul'da yalnızca iki sinema salonunda gösterimde; Anadolu'da Capitol'de, Avrupa yakasında ise Beyoğlu Sineması'nda. Zaten tüm Türkiye'de toplam üç salonda oynuyormuş; İstanbul dışında bir de Ankara'da Büyülü Fener'de . Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'yi alan  ve yönetmenin bir çok eleştirmence yalnızca olgunluk çağı değil tüm sinema serüveninin en başarılı yapıtı olarak yorumlanan filmin bizde hepi topu 3 salona sıkışıp kalması çok üzücü. 

Özetle gerçek manada “bir yastıkta kocayan” üst orta sınıf entelektüel bir çiftin her geçen gün ölüme yaklaşan hikayesini anlatıyor 'Aşk'. Filmin ilk sahnesinden sonunda ne olacağını bildiğinizi sanıyorsunuz ama aslında hiçbir şeyden haberiniz olmuyor. 'Aşk'ın, gerçek aşkı yaşayan bireylere neler yaptırabileceğinin, insanoğlunun iyi yanının yanı sıra kötücül yanının da her an nüksedebileceğinin ve kötülüğün bazen iyiliğin ta kendisi olabileceğinin en güzel örneklerinden birini görüyorsunuz beyazperdede.

Son dönemde yaşlılık, ölüm, yalnızlık ve aile kavramının günümüzdeki evriminin bu denli gerçekçi ve çarpıcı anlatıldığı başka bir film hatırlamıyorum. Haneke kadar başroldeki Jean Louis Trintignant ve Emmanuelle Riva da övgüyü hak ediyor.

Lafı uzatmayacağım, gidin görün bu filmi. Sinemada izleme şansı olmayanlar da bir yolunu bulsun ve izlesinler mümkünse. Filmi daha fazla salonda gösterime almayanlar utansın. Yalnız adının “Aşk” oluşuna aldanıp da romantik bir hikaye beklemeyin, siz pek aşka gelemeyeceksiniz. Hazır olun.  Ne de olsa film Haneke'nin ellerinden ve gözlerinden çıkma . 



Hiç yorum yok :