Kings Of The Convenience: Özlemle Beklenen Nordik Huzuru

Hiç yorum yok

Uzun bir bekleyişin ardından, İstanbullu müzikseverler sonunda Kings Of The Convenience ile vuslata erdiler. Üst üste üç gece konser verecek grubun dün akşamki performansı, bu bekleyişin hiç de boşuna olmadığının özeti gibiydi. Yalnızca iki akustik gitar ve birbirini tamamlayan iki erkek sesinden ibaret bu müziği canlı dinleyenler, sadeligin güzelliğinin tadına vardılar.


Kings Of The Convenience'ın müziği ile hatırı sayılır bir süredir teşrik-i mesaisi olan bir dinleyicileri olarak, bu sadeliğin ruhuma ve aklıma çok iyi geldiğini söylememe gerek yok sanırım. Hayatımın türlü dönemlerinde sözlerini birer marş olarak bellediğim Failure, I Don't Know What I Can Save You From, Homesick ve Misread'i canlı dinlemek harikuladeydi. Know How'da dinleyicilerin de vokale katılması, 123 ile birlikte çalıp söyledikleri I'd Rather Dance With You'nun güzelliği gecenin en unutulmaz anlarıydı.


Erlend Oye ve Eirik Glambek Boe, çok içten ve tam sessizlik isteyen bir müzik yapıyorlar. Zaman zaman birbirlerine bakarak ve gitarlarını değiş tokuş ederek çaldıkları anlar güzel bir harmoni tutturmak istediklerinin göstergesi. Dinleyiciden buna riayet etmelerini istemeleri doğal. Bundandır ki, dinleyici dağıldıkça sahneden iğnelemeleri, Boe'nin yükselen 'şşşşt' sesine 'You can talk' diye serzenişte bulunması, Oye'nin sürekli fotoğraf ve video çekenlere yaptığı komik suratlar uyumun sürmesinin şarkının ve hepimizin hayrına olacağını anlatır gibiydi. Sahneden böyle tepkiler almak hoş değil, ancak konserlerdeki şuursuzluğa varan kaydetme merakı ve sürekli konuşma hali devam ettikçe gelen müzisyenlerin tepkisini çekmeye de hazır olmak gerekir.

Babylon'u özlemişiz. Açılışı bu kadar özlemle beklediğimiz müzisyenlerle  yapmak da iyi geldi. Konser öncesinde duvardaki LED ekrandan önümüzdeki günlerde dinleyeceğimiz isimler geçerken, kapalı mekânda  sahnenin hemen yanıbaşında durup tamamen müziğe odaklanmanın güzelliğini yeniden anımsadık. Önümüz kış, şu konuşmalarımızı dışarıda yapıp, fotoğrafı ve videoyu  da azalttık mı, bizden iyisi olmaz.


Fotoğraflar: Zeynep Kocağlu (yazının başlığını da Zeynep'ten aldığım ilhamla attığımı söylemeliyim.)

Hiç yorum yok :