İlhan İrem: Zamanın Silemediği Bir Ozan

Hiç yorum yok


10 Eylül akşamı evde sakin sakin oturur, müzik dinlerken posta kutuma İlhan İrem'in konser vereceği haberi düştü. İrem'in, özellikle 70'lerde, 80'lerde yazdığı şarkılarla zaman denen kavramdan bağımsız bir ozan-yorumcu olduğunu düşünürüm. Hem müziğine duyduğum saygı, hem de çok ender verdiği konserlerden birine tanıklık etme güdüsüyle 22 Eylül gecesi için biletimi aldım ve günlerin hayhuyu içinde konser gününü beklemeye koyuldum.

Konserin yapılacağı Turkcell Kuruçeşme Arena'ya erkenden vardığımda üç kuşaktan İlhan İrem dinleyicileri yerlerini almaya başlamıştı. Yerime oturduğumda bir yanımda 60'lı yaşlarını süren iki hanımın, diğer yanımda ise 20'lerindeki genç insanların heyecanla konserin başlamasını beklediklerini görünce bir kez daha farkettim ki, İlhan İrem müziğiyle dinleyicisi arasında kendi deyimiyle 'sevgi ve ışık' bağı kurmuş bir müzisyen. Böyle olmasa, çok az konser vermesine, 90'lardan sonra az albüm çıkarmasına ve hakkında çıkan onlarca duygusuz dedikoduya rağmen, ki bunlardan biri de çok değil birkaç yıl önce hakkında yayılan ölüm haberleridir, bu denli dinleniyor olmazdı. 

Her yaştan İlhan İrem dinleyicileri konser başlama saatinden bir çeyrek saat kadar geç de olsa yerlerini almayı başardıklarında sahneyi kaplayan siyah perde usul usul açıldı ve gitarların cayırdadığı nefis bir introyla İlhan İrem sahnede görüldü. Bundan sonrası, şarkılarını baştan sonra bilip söyleyen harikulade bir dinleyicinin karşısında 70'lerden bugüne diskografinin en bilinen şarkılarının çalınıp söylendiği yaklaşık 2 saatlik bir müzik ziyafeti olarak tanımlanabilir. 

İlhan İrem, konserin genelinde kusursuz çalan müzisyen arkadaşlarıyla bir yandan alamet-i farikası olan şarkıları çalarken, bir yandan da uzun aralıklarla buluştuğu dinleyicileriyle hasbıhâl etti. Ülkenin gidişatına dair eleştirisini 'Adalet ve demokrasi sözü verenler bugün gerçek diktatörler oldular' sözüyle dile getirdi. Zaten sözünü sakınmadığı ve neredeyse her konserinde ülkenin politik gündemine dair bir çift laf etmişliği var.  Müzik yaşamı boyunca hiç gizleme gereği duymadığı bu protest tavır elbette yalnızca bugün olup bitenlerle sınırlı değil. TRT sansürlerinden Kültür Bakanlığı boykotlarına kadar nice birikimin bir nevi dışa vurumu. Parapsikoloji, kozmik alem din ve metafizik gibi konulara ilgisi de  sisler içinde uzun beyaz elbiseler giymiş asalı bir adam imajını beraberinde getiriyor. Konserdeki kimi imgelerde bu kavramların yansımasını görmek mümkündü. Sahnedeki melek figürü, uzay görüntüsü yansıtılmış LED ekran, konserin sonundaki bana göre gereksiz sema gösterisi gibi. 

İlhan İrem'in 90'lar itibariyle başlayan bu 'boyut değiştirme' ve popülerden uzak durma tercihi hakkında iyi niyetli olduğu kadar, eleştiriler ve haddini aşan espriler olduğu malum. Galiba bu önyargıyı kırmanın en kolay yolu, İlhan İrem'i bir kez olsun sahnede görmek. Zira orada dinleyicisiyle zamanın silemediği bir bağ kuran, söz sanatını müziğiyle harmanlayan bir ozan-şarkıcı var. Ve aradan yıllar geçmesine rağmen üç nesilin hep bir ağızdan söylediği şarkılar: Hayır Ben Değilim, Donuk Yolcu, Anlasana, Konuşamıyorum, Don Kişot, Sürgün Gibi Masallarda, İşte Hayat, Boşver Arkadaş. 

Gecenin sonunda elimizde kalan, her şeyin 'Konuşamıyorum' ile 'Anlasana' arasında gidip geldiği günlerde dimağımızı ve hafızamızı yenileyip tazeleyen bir konser ve iyi ki oradaydım hissi.

Not: Kuruçeşme Arena'ya uzun zamandır gitmiyordum. Ses sorunlarına rağmen sevdiğim bir konser alanıdır ve otel olarak kullanılacağı için üzgünüm. Ancak ben gitmeyeli, görevlilerin yer gösterme bahanesiyle ısrarla bahşiş istediği bir yer olmuş. Bahşişi dileyen verebilir, ancak insanların yanında dikilmeye varan ısrar sevimsiz oluyor. Konser başlamadan önce sponsorun reklamının dakikada bir gösterilmesi de cabası.


Fotoğraf: İnternetten.


Hiç yorum yok :