Yapmayınız, Konserleri Sabote Etmeyiniz!

Hiç yorum yok
Hatırlar mısınız, çok da eski olmayan zamanlarda yazılı kanunlar kadar bağlayıcılığı olmasa da, aynı toplumda yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını düzenleyen, adına adab-ı muaşeret denilen bir kavram vardı. Türkçesi görgü kuralları. Nesil değiştikçe anlamı ve şekli şemali zaman zaman sorgulansa da, temelde son derece lüzumlu, yaşamı kolaylaştıran ve 'bireysel' bir canlı türü olan insanın topluluğa uyum sağlamasını kolaylaştıran detayları içeren yazılmamış kurallar bütünü.

Bu kuralların konserde uyulması gerekenlerini ise kısaca 'konser adabı' diye tanımlayabiliriz. Yazın gelmesiyle sayısı artan konserler ve festivaller esnasında kimi yaşadıklarımız, bu adabın giderek görmezden gelindiğini üzülerek fark etmemize neden oluyor. Sadece biz değil, konser vermek için binlerce kilometre yoldan gelen ve sahnede biraz olsun saygıyı hakeden müzisyenler de konser sabotajcılarının farkında ve bunlardan son derece rahatsızlar. Geçtiğimiz Cumartesi günü söyleşi yaptığımız Erik Truffaz, İstanbul'da verdiği konserlerde sürekli konuşarak uğultu yaratan dinleyiciden yakındı. Daha pek çok müzisyen uğultudan, sahneye doğru patlayan flaşlardan ve müziğe olan ilgisizlikten defalarca şikayet edip, üzüntülerini dile getirmişti. Konsere gelen diğer insanları rahatsız etmenin ötesinde, ülkeye gelip müziğini paylaşan sanatçının aklında bu kötü huylarla kalmak sevimli bir şey olmasa gerek.

Sahneye kadar yansıyan ve müzisyenleri dahi irite eden sabotajlar ne yazık ki uğultuyla da sınırlı değil. Konser esnasında gerekli gereksiz her yerde çığlığı basmak, kalabalığı yararak öne geçmeye çabalamak, dinlemek istediği şarkının adını sahneye doğru sürekli bağırmak, hayranı olduğu müzisyenin adını sürekli bağırmak (henüz herhangi bir müzisyenin o çığlık atanı farkedip sahneden inerek onunla seviştiği olmadı), cep telefonlarıyla uğraşmak -en azından ışığını kısın-, bağırarak yanındakiyle sohbet etmek, kısıtlı alanda sürekli yer değiştirmeye çabalamak, sürekli fotoğraf çekmek ve bunu yaparken eline koluna hakim olamamak, açıkhava da olsa sigara içmek ve dumanının nereye gittiğine, külün nereye düştüğüne dikkat etmemek ve daha niceleri... Bütün bunların ötesinde, uyarıldığında pişkince cevap vermek, sevimli olduğu düşünülen cevap ve mimikler sergilemek ve hareketi inadına sürdürmek. Sanılıyor ki, bu şekilde davranılınca yapılan sabotaj haklılık ya da meşrutiyet kazanacak.

Genç ve ateşli bir kişiliğe sahip olmak, konserin yapılacağı yere eğlenmek, kafa dağıtmak için gitmiş olmak, sahneye çıkacak müzisyeni ya da müzik grubunu çok ama çok sevmek, sadece arkadaşlarla takılmak için orada bulunmak, alkol ya da başka maddelerle kafayı bulmak, çalınan müzikle gaza gelip çok eğlenceli zaman geçirmek gibi nedenler konser adabını ıskartaya çıkarmaya hak kazanılacağı anlamına gelmiyor. Konser adabı da, tıpkı adab-ı muaşeret gibi birilerinin başöğretmen gibi parmak sallayarak öğretebileceği bir şey değil ama gerek müzisyen, gerek o müzisyeni dinlemeye gelmiş dinleyicinin haklarına saygı duyulduğu zamana kadar bu gibi serzenişleri daha çok yazıp çizermişiz gibi geliyor.

Hiç yorum yok :