İstanbul Odylle'e ne yaptı?

Hiç yorum yok


Odylle, Hollandalı besteci Fleur Odylle’in önderliğinde kurulmuş beş kişiden oluşan bir pop-caz grubu. Fleur, grubun solisti ve piyanisti aynı zamanda. Daha önce dinleyip pek beğenmiş ve albümü yazmıştım. Konserine de gidince, iyiden iyiye sevdim grubu. Fleur çok sempatik ve alçakgönüllü bir müzisyen.Konser öncesi zaman bulamadığımızdan ve Fleur’ün yoğunluğundan yüzyüze bir röportaj gerçekleştiremedik ama inat ettim, mail yoluyla da olsa bir röportaj yaptım. Yemekten sonra tatlı niyetine afiyetle okuyunuz.


İstanbul'a geleli ne kadar oldu, Fleur?

3-4 yıl oldu.

Bildiğim kadarıyla buraya siyaset okumaya geldin ve hatta yüksek lisansını da bunun üzerine yaptın. Türkiye
’deki siyaset hakkında ne düşünüyorsun?

Hollanda'yla karşılaştırıldığında, Türkiye'deki siyasi tartışmalar oldukça siyah ve beyaz, ya şusunuz ya
da bu. Fakat günlük hayatta biraz ondan biraz bundan olmaktan mutlu insanlar.

Siyaset okurken
işler nasıl değişti? Ne zaman ve nasıl oldu da müzik yapmaya karar verdin?

Küçüklüğümden beri hayatımda müzik hep vardı. 13 yaşındayken kendi şarkılarımı yazmaya başladım ve 20 yaşına geldiğimde de ilk konserimi verdim. Okulu bitirdikten sonra Amsterdam'da bir şirkette danışman olarak çalışmaya başladım ama pek mutlu değildim. Bir ara İstanbul'a tatile geldim ve tesadüfen Hisarüstü'nde Nil Karaibrahimgil konserine denk geldim. Konseri çok beğendim. Çok pozitif enerji aldım ve müzik yapmayı ne kadar çok sevdiğimi farkettim. O akşam günlüğümün bir sayfasına "Türkçe'yi akıcı konuşmak" diğerine de "müzik yapmak" yazdım ve bunları gerçekleştirmek için işe koyuldum.

Tüm şarkıları sen mi yazıp kaydettin? 

Tüm şarkıları ben yazdım, yani sözler, melodi ve temel akorlar bana ait ama Emre, Bora, Alper ve Koray orkestra düzenlemelerinde çok önemli bir rol oynuyorlar. Albümdeki bazı şarkıları yıllar önce yazmıştım, bazılarıysa oldukça
yeni ama tüm düzenlemeler taptaze ve İstanbul yapımı.




Diğer grup üyelerini nasıl buldun? Ne kadar zamandır birbirinizi tanıyorsunuz?

Sabancı Üniversitesi'nde okurken görsel sanatlar bölümünde sinema dersi alıyordum. Kendi projemizi yapmamız gereken bir ödev vediler. Ben de şarkılarımdan birine bir video çekmeyi düşündüm. "İstanbul bana ne yaptın?"ı yazdım ve amatör bir klip çektim. İnternette viral olarak dolaştı ve okul şenliğinde çalmamı istediler ama bir grubum yoktu. Herşeyi yurttaki bilgisayarda kendim kaydettim. Sabancı'daki arkadaşlarım sayesinde Sabancı'dan mezun olan Bora'yla tanıştım. Bora uzun zamandır profesyonel olarak müzik yapıyormuş dolayısıyla Emre ve Alper'i tanıyordu. Koray da Alper'in arkadaşıydı. 2 yıldır birlikteyiz ki bu muhteşem bir olay.

Şarkılarını ilk kim dinledi? Ailen mi? Arkadaşların mı? Tepkileri nasıl oldu?

Ailemin şarkılarımı dinlemesinden biraz utanmışımdır hep. Fakat abim müzikte çok yetenekli, o sebeple kendisi benim test dinleyicim. Eğer o beğenirse şarkı güzel demektir. İlk gerçek kitlem Utrech'teki (University College) üniversite arkadaşlarımdı. Müzik gecelerinde ya da Açık Mikrofon (Open Mic) gecelerinde hep çalar söylerdim. Oradakiler herçekyen coşkuluydu ve bana çok destek oldular.

Albümde İstanbul'da yaşadıklarını anlatıyorsun. İstanbul sana ne yaptı? :)

Burada yaşamak insanın hayatına kimi zaman tatlı kimi zaman da acı bir katman ekliyor. İstanbul size sadece sert olmayı değil heyecanınızı yitirmemeyi de öğretiyor. Bence İstanbul dikenli bir Pandora kutusuna benziyor. Yeterince açık ifade edemiyorum değil mi? Üzgünüm, bazen ben kendim de İstanbul'un bana ne yaptığını tam olarak bilmiyorum ama gördüğünüz gibi hala buradayım.

Türkçenin de oldukça iyi olduğunu biliyorum. Şarkılarını neden İngilizce yazmayı tercih ettin? Bu, Türk dinleyiciler için bir dezavantaj değil mi?


İltifatın için çok teşekkürler. Türkçem iyi ama günlük Türkçe ve kendini şiirsel bir dille ifade etm
ek çok farklı. Tabii, bir de aksanlı konuştuğum için dinleyiciler ne kadar beğenirdi şarkılarımı bilemiyorum.

Şarkı sözlerine çok dikkat ederim ve kendimi İngilizce olarak daha iyi ifade edebiliyorum. Bir de, şarkılarımı yazmaya başladığımda, ileride onları Türk bir grupla çalacağımı ve burada bir albüm yapacağımı ner
den bilebilirdim? Mesela ZAZ’ın şarkılarının hepsi Fransızca ama burada çok seviliyorlar bu yüzden İngilizcenin bir sorun olduğunu düşünmüyorum.

Uluslararası müzik piyasasında da varolmak istediğini düşünüyorum. Avrupa'da konser verecek misiniz?

Evet. Amsterdam'da birkaç konserimiz olacak. Bir de Berlin, Brüksel ve Paris'i de içeren mini bir turneye çıkmayı umuyorum. Haydi bakalım!



Peki İstanbul'daki müzik piyasasını nasıl değerlendiriyorsun? Burada müzik yapmanın zorlukları neler? Hollanda'dan farklı mı mesela? Sence burada ne eksik?

Bence İstanbul'da çok iyi müzisyenler var. İnsan burada büyüyünce çok çeşitli müzik türlerine maruz kalıyor ki bu da büyük bir avantaj bence. Grubumdaki herkes hem batı hem doğu müziği çalabiliyor. Ben bunu çok etkileyici ve ilham verici buluyorum.

Burada sanata verilen desteğin az olduğunu düşünüyorum. Bu da müzisyenlerin kendilerini geçindirecek kadar para kazanmalarını, mekanların dinleyicileri kendilerine çekmelerini, organizatörlerin büyük isimleri Türkiye'ye
getirmelerini zorlaştırıyor. Diğer yandan, Türkiye'nin ekonomisi büyüyor ve kurumsallık yaygınlaşıyor. Artık kurumlar daha çok kültürel festival düzenliyor. Mesela caz festivalleri mantar gibi bitiyor. Bu çok iyi bir gelişme.

Bir de Türklere özgü bir müzik kültürü var ki ben çok seviyorum: Meyhane kültürü. Bir meyhanede genci yaşlısı, muhafazakarı moderni, herkes aynı şarkıları söyleyebiliyor. Böyle bir şey Hollanda'da yok ve bence inanılmaz!


Sen kimleri dinlersin? Türk müzisyenlerden beğendiğin var mı?

Liste söylemek benim için her zaman zor olmuştur çünkü isimleri hep unuturum ve önemli bir şeyi atlayacağım diye çekinirim. Ama şu ara playlistimde en çok dönenler Amy Winehouse, Queen, Jack Johnson, Sia, Amos Lee, Room Eleven, Ed Harcourt ve Fiona Apple.

Pop müzikte Nil Karaibrahimgil'i seviyorum. Ailem de dinliyor. Sözlerini anlamasa da annem bile seviyor onu. Tabii ki Cam Bonomo'yu da takip ediyorum çünkü aynı grupla çalıyoruz. Cazda ise İlhan Erşahin, Elif Çağlar be Çağrı Sertel'i beğeniyorum. Sakinleşmek içinse Gürol Ağirbaş dinlerim.

Son olarak Odylle'i nasıl tanımlarsın?

Pop soslu Felemenk-Türk caz diyebilirim sanırım!

waxpoeticg 

Hiç yorum yok :