The Smiths / Morrissey Şarkılarından Hikâyeler Yazmak

1 yorum

Bu sene 3-19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek 19. İstanbul Caz Festivali, programında yer alan 50’ye yakın konserle, cazın yanı sıra, rock, folk ve dünya müziğinin saygın isimlerini bir araya getiriyor. Geçtiğimiz günlerde festivalin ilk 'ağır top'u açıklandığında hatırı sayılır bir heyecan dalgası yaratmıştı. Gelecek isim Radiohead'den Suede'e, Blur'dan Pulp'a dünyanın en iyi müziği yapmaya and içmiş pek çok grubun etkilendiği bir topluğun asıl adamı, şimdilerde sayısı -iyi ki- giderek artan ozan-şarkıcı akımının öncülerinden biri, bütün bunların ötesinde çoğu insanın konuşmaktan çekineceği pek çok konuyu sivri diliyle gündeme getirmiş bir hak savunucusu olunca bu dalganın yayılarak tsunami boyutuna evrilmesi normaldi. O efsane isim Morrissey'di.

Morrissey'in şehre gelişini basit yazılmış bir haberle duyurmak şüphesiz bize yakışmazdı. Bu sebeple Moz'u, The Smiths ve de The Smiths'in de ötesinde ayrı bir 'varlık' olan Morrissey külliyatına mesai harcamış, normal akıllar tarafından algılanması güç aykırı fikirleri ve zaman zaman sansasyona varan açıklamalarıyla fırtına gibi esen bu nev-i şahsına münhasır kişiliği yargılamadan anlamaya çalışan dinleyicilerine sormak istedik. Müzik yazarları Zülal Kalkandelen ve Çetin Cem Yılmaz ile müzisyen Ece Dorsay kişisel tarihlerindeki en önemli The Smiths ve Morrissey şarkılarını Alternatif-İstanbul okuyucularıyla paylaştı. Sonuçta, baştan aşağı dinlediğinizde sizi türlü ruh hallerine sürükleyecek, konsere kadar başa sarıp sarıp dinlemek isteyeceğiniz bir seçki ortaya çıktı.

Meat Is Murder

Bu şarkıyı ilk duyduğum günü hatırlıyorum. Bir arkadaşımın evindeydik, müziğe çok meraklı bir ablası vardı. Yabancı radyoları dinler, en yeni şarkıları kasete çekerdi. Bir gün yine onun kasetlerini dinlerken “Meat Is Murder” çalmaya başladı. İlk olarak şarkının girişindeki can yakıcı bıçak sesleri dikkatimi çekti. Adını öğrendiğimde tokat yemiş gibi oldum. O gün kasetten kendime bir kopya alıp eve götürdüm ve sonraki günlerde sürekli bu şarkıyı dinledim. Sarsılmıştım. Sözlerini tekrar tekrar dinleyip Morrissey’in ne dediğini anlamaya çalıştım. Tabağımdaki yemeğin, ağzıma giren lokmanın, içtiğim içeceğin niteliği üzerinde ilk kez ciddi şekilde düşünmeye başlamış, kendi kendimle bir hesaplaşmaya girişmiştim. Uykularımı kaçıran, yastığıma başımı gömüp geceler boyu ağlamama ve yaşadığım dünyayı sorgulamama neden olan bir devrimdi bu. “Başkaları tarafından çizilen yolu izlemek zorunda değilim. Kendi alternatifimi yaratabilirim” cümlelerini ilk o zaman kurdum. Önce vejetaryen, sonra vegan olma sürecimin başlangıcıdır o tarih. Hayatımı değiştiren bu şarkı için yaşadığım süre boyunca Morrissey’e minnet duyacağım. Beni bugüne kadar en çok etkileyen şarkıdır “Meat Is Murder”. Her duyduğumda aklıma kendi içimde yaşadığım o büyük devrim gelir. (Zülal Kalkandelen)

We Hate It When Our Friends Become Successful

Morrissey'i en çok sefaleti şiirselleştirdiği, kendine acımayı kara komediyle anlatabildiği için severiz. Ve kimi zaman da neden bahsettiği konusunda emin olmasak da öykülerini bizimkilerinkine uyduracak sözlerle anlatabildiği için. Tabii ki hiçbirimiz başarılı olanları çekemiyor değiliz, dostlarımız alsın yürüsün biz olduğumuz yerde kalalım, onlar adına ne de çok seviniriz. Gelin görün ki, öyle kıskanç insanlar var ki işte, yukarı çıkanı alttan çekmeye çalışırlar, ne ayıp! Moz bu şarkıda aslen güzel bir müzik endüstrisi parodisi yapıyor, "The Queen is Dead"deki "Frankly, Mr. Shankly" gibi (benzer bir örneği James'in "Destiny Calling"inde de vardır). Ama ben bu şarkıyı başkaları için mutlu olmayı bilmeyen insanlar için okumayı seviyorum. Ki o insan ben değilim. Ama var öyle insanlar işte! (Çetin Cem Yılmaz)

Everyday is Like Sunday

Bu şarkıyı Peyote’de The Smiths Tribute gecesinde çalmıştım. Herkesin en coştuğu ve eşlik ettiği şarkılardan biri olmuştu. Konser DVD’sinde de seyircinin bağıra çağıra eşlik ettiği bir şarkı. Bu şarkıdaki hüzün, insanı dibe vurduran türden değil. Bana, daha ziyade, gri bir şehri anımsatıyor : Manchester veya İstanbul tadında, gri ve sıkıcı bir şehirde boğulma hissini yaşıyorum bu şarkıyı dinlerken. (Ece Dorsay)

Back To The Old House

Yitirilmiş aşklar, kaybedilmiş yıllar... Umutsuzca sorulan “Hâlâ orada mısın?” sorusu ve eski dönemlere ait kalp acıları... Duyduğum yerde donakalmama neden olur bu şarkı. Çoğu kişinin hiç açılamadığı, karşılık bulamayacağını düşündüğü için sevgisini asla itiraf edemediği büyük aşkları olmuştur. Onlar hep saf kalır; yaşanmamış, tüketilmemiştir. Belki de o nedenle hep bir umut ışığı yanar insanın yüreğinde. Acaba yaşansaydı nasıl olurdu? Acaba eski mahallede midir hâlâ? Geri dönüş çoğu zaman olanaksız olsa da, hayal etmek değildir. Morrissey’in sesiyle buluşan akustik gitar tınıları, iç burkan melankolizmin sesle tanımıdır. Dinlemekten hiç bıkmayacağım bu şarkıyı. "Hatful of Hollow" versiyonu, hayatımın son günlerinde de geriye bakmak için ideal bir soundtrack olacak. (Zülal Kalkandelen)

Now My Heart is Full

Bu çok kişisel bir tercih. Artık The Smiths tedrisatından geçip mezun olduktan sonra Morrissey'in solo albümlerine dalma vaktimin geldiğini fark ettiğimde elimin gittiği ilk albümdü "Vauxhall & I." Neden bu albüm? Muhtemelen gittiğim müzikmarkette mevcut olan tek Moz kasedi bu olduğu onu seçmişimdir ama ben fiyakalı görünmek için "Kapağında Moz'un en güzel çıktığı resim buydu" diyeceğim. Albümü aldığım günün tamamını değil ama gecesini hatırlıyorum. Fena hasta olmuştum. Mecazen değil, gerçekten hasta olmuştum. Bir türlü uyuyamadığım gece boyunca "Vauxhall & I" dinlediğimi asla unutmayacağım. Ne bu şarkıdaki "Brighton Rock" göndermelerini anlayabiliyordum, ne de "Spring-Heeled Jim"deki 'Spring-Heeled' ne demek anlayabiliyordum. Ama bu albüm hem hastalığım, hem ilacım olmuştu. The Smiths ve Morrissey'in külliyatının tamamı gibi. (Çetin Cem Yılmaz)

There is a Light That Never Goes Out

En sevdiğim The Smiths şarkısı bu, evet. Hiç şüphesiz hem de. Morrissey konser DVD’sini binlerce kez izlememin en güçlü sebeplerindendir. Bu şarkıyı defalarca dinlerim ard arda ve asla bıkmam. 29 Ekim’de Açık Radyo’da ilk programımı The Smiths’e ayırdım ve bu şarkıyı sunarken ağlamak üzereydim, ruhani anlamda yoğun ve zor bir gündü , bu şarkı güne damgasını vurdu. Bu şarkıda öyle bir haykırış var ki, ama Moz’un haykırışları ses ve söz olarak şefkatli geliyor bana, bu şarkıda da müthiş bir sevgi var. Aşkın en güzel hallerinden. Bir kamyon ikimizi öldürse bile seninle ölmek çok şairane diyor. Bu da benim çevirim. Bu kadar korkunç bir olayı bile tasvir edişi, söyleyişi o kadar zarif ki. Hayatın ve aşkın acısını, şurup gibi tatlı bir melankoliyle hissettiriyor Moz bana. (Ece Dorsay)


Well I Wonder

Esin kaynağını Kanadalı şair/romancı Elizabeth Smart’ın şair George Baker’la yaşadığı aşkı anlattığı “By Grand Central Station I Sat Down and Wept” adlı romanından alan bu şarkı, ruhuna uygun olarak müthiş kırılgan bir romantizm yansıtır. Morrissey’in bugüne kadar gerçekleştirdiği en güzel vokal kayıtlarından birisidir kuşkusuz. “Well I wonder / Do you hear me when you sleep? I hoarsely cry / Why...” dizelerini ondan daha anlamlı vurgu ve tınılarla söyleyebilecek ikinci bir insan olduğunu sanmıyorum. Hatta Morrissey ve Marr da, bu şarkının kaydındaki olağanüstü duygusallığı konserlerde ikinci kez yakalayamayacaklarını düşündüklerinden onu hiçbir zaman canlı çalmama kararı aldılar. Bir dönem yaşadığım aşk acısına çok iyi gelmişti bu şarkı. İlaç niyetine sınırsız dozda dinledim onu. O günlerde diyordum ki, “Morrissey olmasa beni kimse kurtaramazdı.” Doğruydu. Selam olsun kurtarıcıma! (Zülal Kalkandelen)


Let me Kiss You
En sevdiğim şarkılarından biri. Böyle bir yürek, böyle bir içtenlik, böyle bir tutku, pek az şarkıda bulunur. 3 Temmuz 2011 yılında, Efes One Love Festival’de bu şarkıyı sahnede yorumladım. Pek az şarkıyı bu kadar sürüklenerek, tutku denizinde boğularak yorumlamışımdır. Gitar riff’ini çok seviyorum ve çalması süper keyifli. Groovebox ile kendi versiyonumu yaptım. Çalmaktan asla bıkmayacağım ender parçalardan. (Ece Dorsay)

Life Is a Pigsty


2006 yılında Park Orman’da Morrissey bu şarkıyı söylerken bir kez daha büyülendim. İnsan ruhunun karanlığını en iyi yansıtan şarkılarından biridir ama bir yerinde beklemediği bir anda yine aşık olabildiğini itiraf eder Moz.Dünyanın yaşamak için harika bir yer olmadığını düşündüğüm zaman çok olmuştur. Morrissey’in bu şarkısını ilk duyduğumda, “İşte bunu lafı dolandırmadan söyleyen biri daha!” demiştim. Hayata bakışımız birçok noktada kesişiyor Moz’la. İlk gençlik dönemimden başlayarak bir gün onunla arkadaş olmayı hayal etmemin nedeni de buydu. Çünkü hiçbir arkadaşım, onun kadar dürüst ya da açıksözlü değildi ve hayatın karanlık yanları hakkında konuşmak istemiyordu. “Life Is a Pigsty”, Morrissey’in katıksız doğruculuğunun en çarpıcı kanıtlarındandır bana göre. Onun bu yanından rahatsız olanlar çoktur; ben hayran olanlardanım. (Zülal Kalkandelen)

Some Girls Are Bigger than Others



Hicbir zaman tam olarak ne kastettiğini anlamadıgım ve h
âlâ çözmeye uğraşmaktan keyif aldığım sözleri var. İnanılmaz eğleniyorum bu şarkıyı dinlerken ama verse kısımlarındaki vokal , tuhaf bir şekilde melankolik. Çok marjinal şarkı sözleri ve sözlerden daha üstün bir melodi bana kalırsa. Kimisi, bu melodi bu sözlerle harcanmış mı diye bile düşünebilir. (Ece Dorsay)

How Can Anybody Possibly Know How I Feel?


Bugüne kadar kendi kendime en çok söylediğim cümleleri sıralasam, bu ilk 10’da yer alır. Ne hissettiğimi bilmeden beni yargılayanlara öfkelendiğim dönemlerin özetidir bu şarkı. Bir insanı “deli” ya da “tuhaf” diye nitelendirmek kolaydır ama o deliliğin ya da tuhaflığın nedenini anlamak zordur. Çevrenizdeki herkesin sizin için zor olanı yapmayacağını bilirsiniz ama yine de hak etmediğiniz çeşitli sıfatlarla damgalandığınızda hayal kırıklığınız büyüktür. Kimsenin sizi anlamadığını düşünürsünüz; yalnızsınızdır... Ve o anda Morrissey yetişir imdada. O da yaşamıştır bu saldırıları ve iç dünyasındaki gerilimleri en güzel şekliyle aktarmıştır şarkısında. Onu dinlerken bir kez daha anlarsınız ki, sonuçta “siz sizsinizdir, asla başkası olamazsınız.” Bunu kabul edenlerle yürürsünüz aynı yolda... (Zülal Kalkandelen)
The Smiths – I Know Its Over

Bu şarkıyı ilk, Jeff Buckley konser DVD’sinde duydum ve Jeff yorumu, Hallelujah şarkısının orta yerinde başlıyordu, yürek dağlıyordu. “Oh mother i can feel the soil fallin over my heaad"... İtiraf etmeliyim ki, Jeff yorumu ruhuma çakıldı ama Moz’un söyleyişi de tartışılmaz derecede mükemmel. Yürek dağlıyor. Ayrılığın en hazin halini hissediyorum dinlerken. (Ece Dorsay)
I Have Forgiven Jesus

Bu şarkının düzenlemesi, sözleri, klibi , her şeyi çok tehlikeli. İnsanı direkt bunalıma sürükler. Şair ruhlu; sevgi ve tutku dolu bir insanın, sevgisiz bir dünyadaki çaresiz haykırışı. Bu tür haykırışların insanı olarak, kendimi en fazla özdeşleştirdiğim Moz şarkısı diyebilirim. Sevgisiz, ruhani paylaşımların öldüğü bir düzende, neden bana bu kadar çok sevgi verdin, neden kendine zarar veren bu ruhu verdin bana haykırışı gibi okunabilir. Yine de affetmek ve tabii dini imgelere de yer vererek , bu kadar cesur sözler yazmak her baba yiğidin harcı değil. Bizde böylesine direkt ve ironik bir şarkı sözü düşünmek bile ütopik. Kara mizah… (Ece Dorsay)

1 yorum :

FUNdy dedi ki...

10 numara olmus. Tesekkurler