Çağrışımlar

Hiç yorum yok

Sevdiğim bir ressam, Edward Hopper. Gündelik anları olanca yalınlığıyla resmedebildiği için belki. Belki yolculukları sevdiğim, belki de durup öylece sıradan insanları izlemeyi sevdiğim için. 'Gas' isimli tablosu işte o sıradan anlardan birinin, bir yol üstü durağının yalnızlığı.

'Yazık, ölmüşler. Keşke isyan etselerdi. İsyan sizi hayatta tutan yegane şeydir' (Rebbeca bir mezarlığın yanından geçerken, ölülere bakarak böyle der. 68'lerin estirdiği özgürlük rüzgarından bahsediyoruz ne de olsa.)

Jack Cardiff'in 1968 yapımı filmi, 'Girl On A Motorcycle'dan bir sahne. Marianne Faithfull'un oynadığı Rebbeca, kabus dolu bir gecenin sabahında üzerinde sadece bir motosiklet tulumuyla, parasız pulsuz motosikletine atlayıp kocasını terkeder. Yaşadığı yerin sınırlarını terketmeden önce yol kenarındaki benzin istasyonuna uğrar ve benzin deposunu doldurur. Benzinci olayı kavrar: 'Dolu bir benzin deposu, uzun yol demektir...'

Peki ya filmle resmin ortak noktası ne? Yol kenarındaki benzin istasyonları ve ıssızlıkları. Başımıza ne geleceğini bilmediğimiz yerlerden. Edward Hopper'ın istasyonundaki benzinci olduğunu tahmin ettiğimiz adamı yalnız gördüğümüz için hakkında fikrimiz yok, ancak tahmin yürütüyoruz. Fakat, Girl On Motocycle'daki benzinci ziyadesiyle rahatsız edici. Arkada bırakılmayı, üstelik egsoz dumanını yutarak, hakediyor.

Şu ara, gerçeğe uysa da, uymasa da aklım bu ve benzeri çağrışımlara çalışıyor. Bence eğlenceli. Gerçek hayatta çok fazla iyi çakışma yok zira. Hatta kimileri hayatta aslında tesadüf diye bir şey olmadığını dâhi söyleyebiliyor.

Belki haklıdırlar.

Hiç yorum yok :