Söyleşi: İlhan Erşahin'le Bir Akşam...

Hiç yorum yok

Konser öncesi

Geçtiğimiz hafta Perşembe günü İstanbul Sessions’ın yeni albümü “Night Rider”ı tanıtmak üzere Babylon’da konser veren İlhan Erşahin’i konserden önce yakalayalım ve birkaç soru soralım dedik. Peşinde koşacak olan kişi olarak da, atletik formumdan ve İlhan Erşahin külliyatını ezbere bilmemden ötürü ben gittim. Ne de olsa kendisi bizim için ailenin bir üyesi gibi. Atletik formumun ne kadar yerinde olduğunu ise takip süresince çeşitli mekanlarda oturarak gösterdim. Şaka bir yana, İlhan’ın çok yoğun olduğu bir günü seçmişiz. Skytürk ile canlı yayın, ardından TRT çekimi, sonrasında soundcheck ve İlhan Erşahin’in menajeri superman Reha’nın (Öztunalı) özel güçleriyle ekibi yemekte de rahat bırakmadık ve Nirvana'ya erdiğimiz röportajı gerçekleştirdik.


Rahşan Koçoğlu – Öncelikle bilmeyenler ya da kaçırmış olanlar için soralım. İstanbul Sessions nasıl kuruldu

Ben birçok kez yabancılarla Türkiye'ye geldim. 2002'de Hüsnü'yle (Şenlendirici) Harikalar Diyarı adlı bir grup kurduk. Bir süre onunla çaldım, şimdi ara verdik. Sonra daha çok Erik'le (Truffaz) gelip, çaldım. 4-5 sene evvel bir teklif geldi. “Bir parti var, gel çal” dediler. Turgut (Alp Bekoglu) zaten eski arkadaşım. Alp (Ersönmez) ile de Kangroove ile Bodrum'da çaldığı dönemde tanıştık. Harikalar Diyarı turnesinde Mehmet Akatay rahatsızlanınca İzzet (Kızıl) gelip çalmıştı. Ben o partiye onları çağırdım ama onlar da birbirlerini tanımıyorlardı o zamana kadar. Yani hiç beraber çalmamışlardı. “Benim parçalarım var, çalalım” dedim ve o gün 3,5 saat durmadan çaldık. Parçasız, melodisiz çaldık, eğlendik yani.


RK - Albüm yapma fikri de o zaman mı ortaya çıktı?

Yok. O geceden sonra birbirimize “allahaısmarladık” dedik, gittik. Sonra başka bir teklif geldi. Bizi o partide görüp beğenmişler. Bir daha yaptık. Antalya Film Festivali'nde çaldık aynı kadro. Orada da 4 saat çaldık. DJ set gibiydi. İlginç bir geceydi. O zaman olay sıcaklaştı, birbirimize alıştık. Bir takım olduk ama iki yılda 2-3 konser verebildik. Ben o zaman Erik'le çalıyordum. O dönem "Our Theory" isimli bir albüm yapmıştık, tarihler uymuyordu. Bir gün denk geldi, “Gel Babylon'da bu çocuklarla çal" dediler. İsim bile yoktu o zaman. Ben de düşündüm İstanbul Sessions Erik Truffaz'la iyi olur. Onu çağırdım. O zaman da elimde 3-4 parça vardı. O da geldi ve doğaçlama ağırlıklı bir ilk konser yaptık. Bu da guzel gecti. Böyle yavaş yavaş bir grup olmaya başladık. Sonra 2 yıl önce Fransa'dan, daha doğrusu Bourdeaux'dan bir teklif geldi. “Gelin burada 3 hafta kalın, hem workshoplar yapın hem de müzik yapın” dediler. Bize bir ev verdiler. Aslında grup orada oluştu. Birbirimizi daha yakından tanıdık. Orada beraber yaşadık, yemek yaptık, yedik içtik, gündüz workshoplar yaptık, gece müzik konuştuk. Hatta albümün 3 parçasını da orada yaptık. 3 haftalık training camp gibi bir sey oldu. Geçen sene Avrupa'da çok çaldık. Fransa, Londra, Porrekiz, İsveç, Almanya ve İtalya'da çaldık. Amerika'da çaldık. Artık bir grup olduk. Prova bile yapmıyoruz. Sadece yeni şarkılar olduğunda bir araya gelip çalışıyoruz.

RK- Peki bu albüm ilk albümün devamı gibi mi? Sound aynı mı? Başka sanatçılarla çalıştınız mı?
 
Konuk sanatçı yok çünkü konser tarihlerini tutturmak zor oluyor o zaman. Bu albümde bizbizeyiz. Sanki sesimizi, grubun soundunu bulduk. Bu grup zaten odur. Hani öyle biri bir parça getirsin, ondan sonra herhangi bir basçı, herhangi bir davulcu çalsın değil.
RK – Aynı anda mı beste yapıyorsunuz peki? Nasıl oluyor o yaratma süreci?
 
Mesela ben şarkıların 5 tanesini yazdım. 2 tanesini beraber yazdık Bordeaux'da. 1 parçayı da Alp getirdi. Ama ben de yazdığım zaman grup için yazdım. Mesela Alp'i düşündüm. Bu baslar Alp'e uyar. Bu davul Turgut'a uyar diye kafamda düşünerek yazdım. Duke Ellington gibi. O da böyle yapıyordu. Sadece müzik yazmıyordu, big band'i düşünerek bu saksafon tonu buna uyar diyerek yazıyordu. 

RK - Bence de ağırlıklı olarak doğaçlama yapan bir grup ancak birbirini çok iyi tanıyorsa, birbirlerinin özelliklerini biliyorsa başarılı oluyor. Doğaçlama zor iş...

Evet. Bugün hakikaten bizim gibi bir grup az bulunur. Mesela ben bir solo çaldığım zaman, şarkının %60 benim olmasın, %25i benim olsun, Alp de %25 olsun, Turgut da, İzzet de. Hepimiz eşit katkıda bulunalım istiyorum ve öyle de oluyor zaten.

Anlat anlat bitmez...:)
RK – Ne tür diye sorulduğunda Nublu Sound diyorsun. Peki Nublu sound'u nasıl tanımlıyorsun?
Sadece müzik yapıyoruz, güzel müzik yapıyoruz. 'Music of now' diyorum. Bu stili çalıyoruz, o stili çalıyoruz değil. Şimdinin müziği. 
 
 RK - Kendinizi alternatif olarak tanımlıyor musunuz?
 
Tabii ki. Tam alternatif biziz aslında. Şimdi bir sürü İndie grup var. Milyonlarca indie grup var ama iyi olan yine de az. Biz de seviyoruz ama ana akımdan ayrıyız ekonomik bakımdan, sponsor bakımından. Herşeyi kendimiz yapıyoruz. New York öyle geçti. Plak sattık o paradan tekrar plak yaptık.
 

RK - Nublu'dan albüm çıkaralım diye size gelen gruplar var mı?
 
Her gün 1-2 tane Nublu Records’a geliyor. Her gün en az 10 e-mail geliyor kulüpte çalmak istiyoruz diye. Bütün dünyadan.
 
RK - Nasıl seçiyorsunuz peki?
 
Maalesef bugün plak çıkartmak zor olduğu için, CD satmak, piyasaya sürmek, reklam yapmak zor. O sebeple gücümüz az. Hani şimdi senede 4-5 tane CD çıkarıyoruz ama 50 tane de çıkartmayı isteriz. O kadar güzel müzikler var ki ve kendim de çok şey üretmek istiyorum ama imkanlarımıza göre hareket etmek zorunda kalıyoruz.

RK - Dijital müziğe nasıl bakıyorsunuz? Dijital ortamda satışlar nasıl gidiyor?
 
Nublu'da %50 dijital müzik, %50 CD.

RK - Normal albüm satışlarıyla başabaş gidiyor yani?

 
 
Evet ama Amerika’da bir sürü insan dijital müzik alıyor, çalmıyor. Avrupa'da öyle bir mantık var. Sanki dijital oldu mu hadi bedava. Ben mesela itunes'tan alıyorum. Bence normal yani. Sevdiğin grubun albümü 9 dolar, alıyorum. Ama ben hala vinylciyim. Gidip vinyl almayı tercih ediyorum. Biz de bayağı basıyoruz. Bazen remix yapıyoruz, onları vinyl basıyoruz.  
 
RK – Dijital demişken sanal dünyadan kaçmak olanaksız. Twitter’dan da sorular aldım gelirken. Erkan Semiz’in bir sorusu: Synthesizer mı, yani Fender Rhodes mu, saksafon mu? Hangisi daha ağır basıyor?
 
Saksafon benim çocuğum, kız arkadaşım. Bilmiyorum yani, benim için her şey. Ama Fender Rhodes çalmayı da çok seviyorum. Her ikisinin yeri ayrı. Mesela Fender Rhodes Love Trio'ya uyuyor. İstanbul Sessions saksafona uyuyor. Nublu Orchestra’da saksafon çalıyorum ama Wax Poetic’te çok az saksafon çalıyorum mesela. Öyle gerekiyor sound bakımından.

Wax Poetic...İlhan Erşahin, Sissy Clemens ve Gabriel Gordon...
RK - Wax Poetic demişken albüm bitti herhalde. Biraz anlatır mısın? Bu defaki ekipte kimler var? Nasıl bir albüm oldu? 

Albüm bitti. Single Amerika'da çıktı bu hafta. Bir single daha çıkacak. Haziran'da bir remix çıkacak.

RK - Albüm ne zaman çıkacak peki?

Albüm Eylul'de geliyor. Amerika'da çıkıyor. Herhalde Avrupa’ya ve buraya da aynı tarihlerde gelir. Bu defa daha planlı gidiyoruz. Video klip yapıcaz. Yepyeni bir websitesi yapıyoruz. Fotoğraf çekimlerini yapıyoruz.

RK - Peki bu defa kimlerle çalıştın?

Valla bu plakta Sissy Clemens diye bir kızla tanıştım. 22 yaşında daha, yeni okulu bitirdi. O, 3 parça soyluyor. Gabriel Gordon var. O da Amerikalı. Bu plak bayağı Amerikan. İngilizce sözler var. Hiç emprovize yok. Gabriel geriye kalan tüm parçaları söylüyor. Norah Jones bir parça söylüyor. İtalyan bir arkadaş Jovanotti de bir şarkı söylüyor. Başka bir şarkıcı da Natalie.


RK - Diğer Wax Poetic albümlerinden farklı mı? Brazil, Copenhagen, İstanbul yapmıştınız. 

Onlar daha experimental albümlerdi. Daha çok ben yaptım. Bunda bayağı bir prodüktör tuttum, arkadaşım kendisi. İsveç’te yıllardır pop prodüktörlüğü yapıyor. Şimdiye kadar yaptığım en ticari (commercial) plak bu. Bütün parçalar 3,5-4 dakikalık. Radyoda çalmaya uygun.
 

RK - Gayet standart bir albüm yaptık diyorsun yani. Peki konserler nasıl gidiyor? 

Gecen hafta Brezilya’daydık. İlk defa Nublu'nun dışında çaldık ve çok güzel oldu. 5 bin küsur kişi izlemiş. Bundan dolayı da mutluyuz.

RK – Bir twitter sorusu daha o zaman. İlkyaz Koşar merakla bekliyor. 
Baharda İstanbul'da konserleriniz olacak mı?
 
Tabii. Hep gidip geliyoruz zaten. Aynı zamanda Nublu da açıyoruz burada.
 
RK - Bu da çok merak edilen bir konu. Twitter’dan Fulya Köksalar da sormuştu ne zaman diye. 

1 ay sonra. Karaköy’de açıyoruz. Herkesi bekleriz.
 
RK - Son dönemde Barış K.’nın albümünü çıkardın Nublu’dan. Nerden aklına geldi?

Minimüzikhol’ü seviyorum. Orada tanıştık. Barış K. ilginç bir şey yaptı bence. Psychedelic 70ler rock. Amerika’da çok ilgi gördü. İkinci baskıyı yaptık. Biz Barış K.'nın editlerini çıkardık ama aynı zamanda şarkıların orjinallerini de çıkarttık. Onun için bizim biraz farklı. Volume 2 başladı bile. Düşünceler var. Barış şarkıları seçiyor.

 
Kırmızı şarap vs kahve

RK - Toplamda kaç proje var İlhan? 7-8? J

Benim 7 tane görünüyor. Nublu Orchestra, Wax Poetic, Love Trio, İstanbul Sessions, I led 3 lives, Wonderland ve Silver. Silver'la daha kayıt yapmadık. Henüz çok yeni.
 
RK - Onun nasıl bir tarzı var? Kimler yer alıyor grupta?
 
Ben, Kenny Wollesen, Eddie Henderson ve Juni Booth. 2 caz ustası ve ben takılıyoruz. Kayıt kaldı sadece. Logo bile yaptık. Fotoğraflar filan, her şey hazır.

RK - Harikalar Diyarı'nın yeni albümü nasıl gidiyor? Kayıtlar tamamlandı mı?

Bitti bile. Jane Birkin bir parça söyledi. Gilberto Gil geçen hafta kayıttaydı. Bayağıbitti yani.
 
RK - İlk Wonderland’den biraz değişik o zaman?

Aslında biraz benziyor. Onun devamı gibi. Biraz daha canlı ama çok benzer şeyler var. Mesela yaylılar bu albümde de ağırlıklı.

RK - Burada ne zaman satışa çıkacak?

Eylül'de. İstanbul Sessions’ın Night Rider’ı bu hafta çıkıyor. Her yerde bulunabilir.

RK – Son twitter sorusu yine Fulya (Köksalar’dan): Genç cazcılara ne tavsiye edersin?

Tek bir şey: Arayış. Türkiye’de bir eksiklik varsa o arayış. Tarkan'dan sonra 100 tane Tarkan var. Duman'dan sonra 50 tane Duman çıkıyor. Cazcılar çok iyi çalıyor ama sanat yapmak lazım. Sanat yapmayacaksan herhangi bir işten farkı yok. Sanat yapacaksan, arayış şart. Niçin bunu yapıyorum, sebep nedir, müzisyen nedir diye oturup düşünmek lazım. Bu dünyaya ne vermek istiyorsun? Sadece almakla olmuyor, olay bu değil yani. Bayağı düşünmek lazım. Ben uzun vadeli düşünüyorum. Ciddi ciddi nasıl bir şey yapmak istiyorum diye.

RK - İlhamını nereden alıyorsun? Ülkeler, görüntüler, insanlar? Hangisi ağır basıyor?
 
İnsanlar. Ülkeyi takmıyorum. Sınırlar, vizeler, gümrükler gereksiz. İnsanlar çok etkileyici. Çok güzel insanlar var her yerde. İyi insanlar var. Onları tanımak güzel.

RK - Bundan sonra İlhan Erşahin nereye gider?
 
Bilmem. Jüpiter, Venüs. J (göndermeyiz dedim içimden, ne yalan söyleyeyim J)
Bu uzun röportaj için kendisine çok teşekkür edip, konsere doğru yol aldık.
Konser anları...Jüpiter dediği buysa tamam, gitsin...
Not: Fotoğraflar Alihan Koçoğlu'na ait. Kendisine de buradan tekrar çok teşekkürler.

Hiç yorum yok :