Alternatif İstanbul Fotoromanı - I

Hiç yorum yok
Huffington Post Haydarpaşa'yı dünyanın en harika garı sanadursun, hepimizin bir anısından bir parça taşıyan bu muhteşem yapı başına gelecekleri bekliyor.
Ah biz! Ne kadar ihmal ettik burayı, degil mi?

Birimiz en son müzik keşfini 'Pazar Konseri' köşesi için kaleme almaya başladı, ama yoğunluktan başını kaldırıp da son noktayı koyamıyor. Birimiz gezdiği sergilerin ardından bir değerlendirme yapacak ama hayat gailesinden fırsat kalırsa! Birimiz de yazacak ama paşa gönlü blog yazarı tıkanması sendromundan muzdarip (Ben, ben, ben! Benim bu, kimseye bırakmam!)

Ayıp ettiğimizi bile bile ayıp etmek bize göre değil. Diyelim ki, türlü sebeplerden yazıdan uzak kaldık. Hayat da mı devam etmiyor? O devam eden hayatın içinde iki saniye durup da belgelemiyor muyuz gördüklerimizi sanki?

Olmaz. İstanbul'un alternatif rehberini yazdığını iddia eden bir blog bu kadar susamaz. Hiçbir şeye eli gitmiyorsa, Instagram fotograflarından bir kolaj yapar, gene okuyucusuna ulaşır.

Edward Hopper'ın 'The Lighthouse at Two Lights' tablosuna selam olsun.

'Hayatımızın içinden akıp giden tren yoluna devam ediyordu. Ancak trenleri bir çok nedenden dolayı affedebiliriz. En basiti, o bir trendir. Arabaların tersine trenler dünyanın arka tarafına ilerler. İstasyona yakın kenar mahalle evleri diğerlerinden biraz daha iyidir. Ama raylarda ilerlerken yalnızca kötü halde olanları görebilirsiniz. Hiçbir araba yolculuğu bir memleket hakkında tren yolculuğu kadar fikir veremez. BağlantıBahçelerimize, çatı katımıza ve barakalarımıza bakarsınız. İplerde kuruyan iç çamaşırlarımızı görürsünüz. Bahçe süslerimize, kerevizlerimize, pırasalarımıza ve tuğladan yapılma barbekülerimize bakarsınız. Flaman topraklarında boy gösteren, mahkeme kararınca onaylanmış ama tadı olmayan otları ağır ağır yiyen inekleri görürsünüz. Rayların kenarındaki yere sabitlenmiş tozlu ve mermer granitlerin sevdiklerinizin son durağı olan yeri simgelediklerini görmek istiyorsanız trene binin.' (Çölde Kutup Ayısı filminden)

İstanbul'u izleyen Wall-E gibi.

Yağmur İstanbul'a yavaş yavaş, alıştıra alıştıra gelmez. Kara bulutlar bir tül gibi karşı yakadan şehrin üzerine serilmeye başlar ve yayılır, yayılır, yayılır. Bir bakmışsın ki, 10 dakika önce her yer güneşliyken, bir anda şehir kararmış.

İstanbul'da plastiğe teslim olmamış kaç yer kaldı?


Onlardan biri Salacak'taki Balıkçılar Kahvesi. Kız Kulesi'ni arkanıza alıp karşı kaldırıma geçin. Beyaz boyalı, tek katlı, mavi pencereli kahve. Az şekerli kahve söyleyip parketmiş arabalardan fırsat bulursanız İstanbul'u seyredin.

Doğancılar Parkı'nda Güvercinler Meclisi'ne denk gelmişliğimiz var.

Bir sabah Eminönü'ne yolumuz düşmüştü ve bir de ne görelim? Corto Maltese iskelede gazete satıyor!

Karlı bir gündü. Evde bir plastik şişe, maket bıçağı ve ip bulduk. Öylece boş boş oturmaları canımızı sıktı, deldik, kestik, bağladık. İçine bulguru da koyunca kuşlara tabldot çıktı.

İşte böyle.

Böyle fotoromanların devamı gelsin derseniz, biz varız. Sokaklarda hep koşuyoruz nasılsa, objektifimiz de pek durmuyor zaten. Eh, böyleyken neden buraları bomboş bırakmak niye? Daha anlık takip isterseniz, Instagram'da 'alternatifistanbul' profilini kapattık. Bekleriz.

Hiç yorum yok :