Ane Brun Şarkılarından Hikâyeler Yazmak...

Hiç yorum yok
Aylar önce Ane Brun'dan ve özellikle 2008 yılında yayınlanan Changing of The Seasons albümünden bahsettiğimiz yazıyı içimize doğmuşcasına şöyle bitirmiştik: 'Ane Brun için arkada bıraktığımız son birkaç yıl Avrupa ve Amerika'yı turlayıp konserler vererek geçti. 2011 yılı da aynı yoğunlukta geçecek gibi gözüküyor. Bu uzun yolculukta duraklarından birinin İstanbul olmasını yürekten dileyen pek çok dinleyicisi olduğunu biliyoruz. Onlardan biri de biziz.' Ve bir gün Ane Brun'un resmi Facebook sayfasından uzun zamandır beklediğimiz sorunun yanıtı geldi: 'To answer the question of the author of this nice article. yes, ane brun will visit istanbul on the upcoming tour. she will play @ salon iksv on the 25th of november. tickets will go onsale in the beginning of july...(Bu güzel yazının yazarının sorusuna yanıt vermek gerekirse, evet, ane brun önümüzdeki turnesinde İstanbul'u ziyaret edecek. Kendisi 25 Kasim'da Salon İKSV'de konser verecek. Biletler temmuz başından itibaren satışta...)'
'En çok dinlenenler' listemizde Ane Brun'un en üst sıralarda yer aldığını farkettiğimizde hayatımızın en değerli Ane Brun şarkılarını düşünmemiz gerektiğini anladık. Gördük ki, meğerse biz Ane Brun'un müziği ile farklı ve derin bir ilişki geliştirmişiz. Şarkılara kendi küçük hikayelerimizi yazıp, onları kendimiz için yeniden var etmişiz.

Hâl böyle olunca 25 Kasım gecesi Salon İKSV'de gerçekleşecek konseri bu kadar heyecanla bekleyişimize şaşırmamak gerek...




'İlkler her zaman özel ve güzeldir. Zaman akıp geçse bile unutulmaz. İşte 'Sleeping By The Fyris River' benim için bu yüzden çok özel bir şarkıdır. Çünkü Ane Brun'u bu şarkı ile tanıdım. Ve o gün, bugündür büyük bir beğeni ile dinliyorum. Şarkının müziği ve şu sözleri çok etkileyici; "Sunrise, all smiles. It's crack of dawn by the Fyris River". Konserde bu şarkıyı söylemesini çok isterim.' (Gökhan Y.)




'Galiba insan kendi yaşamıyla özdeşleştirdiği şarkılara daha çok bağlanıyor. Ane'ın bu şarkısının sözleri sanki beni anlatıyormuş gibi gelir hep, çünkü duygusal ilişkiler söz konusu olduğunda kolaylıkla kalkanlarını indirip duvarlarını yıkabilen biri olamadım hiç. Hiçbir şeyi umursamadığın, teslim bayrağını çektiğin o 'an'a gelebilene kadar zaman geçer. O an geldiğnde ise şarkının son dörtlüğünde söylendiği gibi ruhumun etrafına çektiğim ve beni düşmekten koruyan o plastik bandı hiç aklımda bile yokken bir anda, bir saniye bile düşünmeden kesip atabilirim! " (Ezgi A.)




'Kimi şarkılar, kısa cümlelerle uzun hikayeler anlatır. 'To Let Myself Go' işte bunların en güzel örneklerinden biri. 'A Temporary Dive' albümünde yer alan bu Ane Brun parçası, hayatımın en kararsız olduğum döneminde çalındı kulaklarıma ilk kez. "Ben neyim,ne yapacağım, bundan sonra nerede olacağım" sorularının havada uçuştuğu bir dönemde, bu parçanın da verdiği gazla ülkeyi bir süreliğine terkedip, geride kalanlara “To let myself flow is the only way of being” dedim. Günlük hayatın huzursuzluğu tavana vurduğunda, evin en rahat köşesine kurulup, bu şarkıdan bir doz alınması ve hülyalara dalınması nefistir.' (Gökşen Ç.)




'Ane Brun'le tanışıklığım 'Big in Japan' coverıyla başladı. Ortaokul-lise yıllarımızda tepindiğimiz, bizi pek gaza getiren bu şarki onun ellerinde melankolik bir hale gelmişti ve beni şaşırtmıştı.' (Rahşan K.)

'Ben genel olarak şarkıların orjinal halini severim. Ama Ane Brun 'Big in Japan'i öyle etkileyici yorumladı ki, ilk kez bir şarkının cover versiyonunu, orjinal versiyonundan daha çok sevdim. Ane Brun çok büyük bir ihtimal konserde bu şarkıyı söyleyecek. Ve ilk kez canlı dinleme fırsatı bulacağım.' (Gökhan Y.)




'Aşık olmak kolay değil, ama daha da zor olan o aşkın karşılığını bulabilmek; “iki”yken “bir” olabilmek. “Bir” olma çabası bazen öyle yıkıcı oluyor ki, o aşkı en güzel köşesine yerleştiği kalbinizden söküp atmanız gerekiyor. Ane Brun’un ilk albümü 'Spending Time with Morgan'da yer alan, daha sonra 2004'te single olarak da piyasaya sürülen “I Shot My Heart' ; gerektiğinde öz benliği hiçe sayıp, sevdiceği kendinizden azad edebilme gerekliliğini hatırlatıyor bana. Tabii o bunu asla anlamayacak, bilmeyecek olsa da...' (Gökşen Ç.)


'Yolculuk hazırlıklarının beni huzursuz endişelerini geride bırakıp, uzun ya da kısa yollara düştüğümde çantamdaki albümlerin arasında Ane Brun'un Changing Of The Seasons'ı mutlaka olur. Bir yandan akıp giden bulutlara bakar, yol arkadaşlarımın yüzlerine, konuşmalarına, serzenişlerine ya da mırıldanmalarına kuak misafiri olurken, bir yandan da Ane Brun'un telaştan ve gereksiz her türlü taramadan uzak, sakin ve efil efil esen sesine kulak veririm. Ane Brun'un şarkıları beni sakinleştirir, çocukluğumda ailemle ormandaki göl kıyısına gittiğimize hissettiğim huzurun bir benzerini duyumsarım. Albümden 'Raise My Head' ise yüzüm döküldüğünde tekrar cesaretimi toplamak için dinlediğim ilk şarkılardan. 'I've got my best shoes on / I'm ready for it all / Bring in your best crew, come on / I'm ready for it all' diye giden sözlerine bağırarak nasıl eşlik ettiğimi görseniz, şaşırırsınız.' (Ezgi A.)


'Ane Brun'un son albümü 'It All Started With One'ı ilk dinlediğimde en beğendiğim parça 'These Days' ve 'Undertow' gibi depresif parçalardan ziyade enteresan bir şekilde 'Worship' oldu. Sade bir folk şarkısı görünümünde ama orkestra aranjmanları çok başarılı. Beatles tadındaki geri vokal Jose Gonzalez Brun'un sesiyle öyle hoş bir uyum içinde ki dinlerken tadından yenmiyor. Bir kuzey sabahinda, karlar içinde bir nehir ya da göl kıyısında yürürken hayatın anlamını sorgulamaktan geri kalmayan bir ana karakterin olduğu bir film düşledim dinlerken. Yaylılar bu parçayı alıp karanlıklara götürürken, geride duyulan perküsyon ayaklarımızın yere sağlam basmasını sağlıyor bir yandan. Gitar ise sakin sakin size eşlik ediyor bu yolculukta. Ane Brun ile birlikte 'You never worship your life' diye mırıldanmayı sabırsızlıkla bekliyorum doğrusu.' (Rahşan K.)




'Ane Brun'ın yeni albümü bana göre önceki albümleri gibi yine güzel ve etkileyici. Yeni albümde beni en etkileyen şarkı 'Undertow' oldu. Konserde yeni şarkılara yer vereceğini düşünüyorum. O yeni şarkıların içerisinde bu şarkı da olursa benim için muhteşem olur.' (Gökhan Y.)


'Ölüm öncesi sessizlik kadar, ölüm sonrası telaş da insanı çileden çıkarır. Ane Brun’un 'Changing of the Seasons' albümünde yer alan bu şarkı ilk dinlediğimden çok sonra etkiledi beni. Ailece kötü günler geçirdiğimiz anlarda evimize giren o kuru kalabalığı; salondaki masanın etrafına toplanmış bir dizi bilinmedik yüzü, gizli saklı konuşmaları, acımayla üzülme arasındaki o ince çizgide duran bakışları hatırlatıyor bana bu şarkı. Delireceğim sandığım anları, bir an önce evden kaçıp, temiz havaya kavuşma arzumu...' (Gökşen Ç.)


'Changing Of The Seasons albümünü defalarca başa sararak öyle çok dinledim ki, bir ara bu albümdeki şarkıların benim hayat filmim için yazılmış müzikler olduğunu düşünmeye başlamıştım. Tüm bu takıntının ortasında 'Ten Seconds' gerçeği vardı ki, bu şarkıyı albümün üç katından dört fazla dinleyip durduğumu hatırlarım. Düşünün; işe giderken, işte, işten çıkarken, vapurda, evde, uyumadan önce, kalktıktan sonra... Demek ki 'Raise My Head'den sonra kanıma en çok dokunan şarkı olmuş.' (Ezgi A.)

Hiç yorum yok :