Arild Andersen Trio @ CRR

Hiç yorum yok

Bir caz festivali klasiği olan Akbank Caz Festivali bu yıl 21. yılını kutlarken, posteri ve bağlantılı videosuyla "Şehrin Caz Hali"dir bu diyerek bizi Ekim ayının başından beri havaya sokmuştu. Açılışı Arild Andersen Trio ile yapmak da havaya ve mevsime pek uygun düştü doğrusu. Hafif yağmurlu, sakin ve ılık bir havada, Lütfi Kırdar'ın geniş meydanında yürürken, ortalığın çok kalabalık oluşu dikkatimi çekti. Hepimiz caz konserine gidiyorsak, “bu işte bir yanlışlık olmalı” dedim içimden, yalan yok. :) Yanılmadığımı gördüm. CRR'ye doğru uzanan, meydanın daraldığı o koridora girince sebebini anladım. O akşam Lütfi Kırdar'da Dans Gösterisi ile CRRnin yanında Borusan Filarmoni Orkestrası konseri de varmış meğer. Çakışmanın da böylesi. Konser öncesi sevgili müziksever-yazar twitter dostlarımızla da karşılaşınca tadından yenmiyor. Konserin başlamasına 10 dakika kala içerideyiz. Benim için bir ilk olacak ama aslında 2006’da da ülkemize gelmiş kendisi. Kaçırdığıma hayıflanıp, başlayacak konserle teselli buluyorum.

Füzyon cazın önemli Kuzey Avrupalı temsilcilerinden Arild Andersen. Daha önce Archie Shepp, Jan Garbarek, Terje Rypdal gibi bir çok müzisyenle çalışmış ama kendi grubunu oluşturması çok sonraları kendi bestelerinden oluşan piyano ağırlıklı “The Triangle” albümü ile olmuş. 70ler ve 80leri yine kendi kompozisyonlarını çaldığı çeşitli quartetler ve bir quintet ile geçiriyor. Arild Andersen Trio da son dönem gruplarından. 2005te saksofoncu Tommy Smith ile başlayan bu yolculuğa sonrasında Paolo Vinaccia da katılıyor ve o zamandan beri de birlikte çalıyorlar.

CRR’nin kırmızı koltuklarına geri dönüyorum...ve Arild Andersen Trio akışlarla sahnede...Andersen mikrofonu eline alıyor, önce orkestradaki arkadaşlarını tanıtıyor. Saksofonda ve flütte Tommy Smith. Davulda kendisine Paolo Vinaccia eşlik ediyor. Andersen kendisine takılmadan edemiyor. “Bugün aldığın yeni zilini de takmışsın” deyip “Electra” albümünden “Chorus II” ile konsere başlıyorlar. Bu parçayla birlikte Andersen’den masalların anlatıldığı, Kuzey rüzgarlarının bizi sarmalayıp, kıtalararası gezintiye çıkardığı bir dünyaya adım attık. Andersen’ın sempatik halleri ve güçlü bass riffleri, flütün fısıldayan eşiliği ve davulun mükemmel bir yol arkadaşı olduğu bir şarkıydı bu. Sanki bir kitabı okurmuşçasına, çevirdiğiniz her sayfayla başka bir anlam kazanan neşeli, melodik ve ritmik “Saturday” ise bizi neredeyse Perşembe’nin Cumartesi olduğunu düşündürtüp kandıracaktı. Bu parçayı pek sık çalmadıkları notunu da düşüverdi köşeye Andersen. Benim notum da canlı performansta daha da coşkulu bir parça olduğu. Sonrasında bir Kuzey İrlanda halk türküsü “The Star of The Country Down” dan esinlenilmiş bir parça geldi: “Star”. Gece gökyüzündeki yıldızlarla ağır ağır salınan bas ve davul ama gözlerini kırpmaktan geri kalmayan bir saksofon...”Science”ı takiben “Gregorian Chant” Smith’in bol ekolu ve derinden gelen solosuyla başladı. Denizdeydik belki yüzyıllar ötesinden bir gemiyle yeni bir kara parçasına sığınmış bir grup insandık. Andersen de yayla başladığı yolculuğunu parmaklarıyla devam ettirdi...sade ama hızlı...Vinaccia ise onları takip eden, gerektiğinde süpürgeleriyle yol gösteren, bazen zilleri çizerek , bazen de boşlukları doldurarak yaratıcılığıyla denizde kaybolmamıza engel oldu. Sırada bir Yemen halk türküsü vardı. “Ilama Ilama” (Tomorrow Tomorrow), Andersen Trio’nun sadece Kuzey Avrupa’yla sınırlı kalmadığını da göstermiş oluyor bir kez daha. Bu parçada sevgili İzzet Kızıl’ın kulaklarını çınlatıyorum, arada aklım İlhan Ersahin’e de gidiveriyor. Davulcu Vinaccia, bu parçada perküsyon ağırlıklı bir yol izliyor ve sadece ellerini kullanıyor. Saksofon ise alıp başını gidiyor Yemen’e bir gezgin misali yorumluyor parçayı. Andersen, bir nehir gibi akıp giden basslineları ile güçlü bir zemin oluşturuyor ve arada sakin sakin öyküsünü anlatıyor. “Hyperborean” albümünden “Patch of Light” geliveriyor bir anda. Kontrbas, Andersen’in yayına teslim. Puslu bir dağın tepesinden dünyaya salınıyor sanki bu notalar. Bir sure sonra Vinaccia’nın perküsyon oyuncakları, zilleri ve saksofonun bir sabah mağmurluğundaki uzun soluklu hüznü de bu resme katılıyor ve orada yüzyıllarca yaşayacakları hissini veriyorlar.Bis parçası olarak “Commander Schmuck’s Earflap Hat”i seçtiler ve bir çizgi filmin esintisiyle kıvrak ve mutlu bir şekilde bizi evlerimize uğurladılar.

Açılış konseri olarak bundan daha iyisi olamazdı diye düşünüyorum. Tyran Grillo yazmış olduğu bir konser yazısında şöyle diyor onlar için “Arild Andersen Trio’nun müziği gösterişten uzaktır, anı yaşamak, ruh hali ve yansıma üzerine kuruludur. Bas, Andersen’in sesi olabilir ama besteciliği de onun en güçlü yanı.” Katılmamak mümkün değil.

Rahşan K. (aka Waxpoeticg)

13 Ekim 2011

Hiç yorum yok :