Bon Jovi @ Türk Telekom Arena

Hiç yorum yok

Ortaokul yıllarımda dinlemeye başladığım, sevdiğim rock gruplarındandır Bon Jovi. Yaptıkları müzik olsun, Jon'un yakışıklılığı olsun (gerçi Richie'nin de ondan asağı kalir yanı yoktur), grubun sevimliliği olsun, deri pantolonları ve çesitli yelekleri olsun ve tüm zamanlara uydurdukları saçlariyla olsun gönlümüzü fethetmişlerdi bir kere. O sebeple de nice uzun yıllardan sonra şehrimizi ziyaret edeceklerini duyduğum ilk andan beri heyecanla beklemekteydim. Bakalım onca yıl bu adamlardan bir şey alıp götürmüş müydü? Nasıl bir konser olacaktı? Sorular...sorular...sorular...

Türk Telekom Arena'ya ilk gidişim. Metro ile aktarmalı gittik, yarım saat içinde stadtaydık. Ulaşım oldukça kolay. Biz oraya vardığımızda REDD sahnedeydi. Açıkçası ben Şebnem Ferah konser saatinde onlar çıkar diye düşünmüştüm ama kendi saatlerinde oradaydılar. Güzel bir setlistleri vardı, geçişler pek iyiydi. Ahmet Şık ve Nedim Şener'e de gönderme yapmaktan geri kalmadılar. Onların bu muhalif yanları cok hoşuma gidiyor şahsen. Biz böyle güzeliz falan filan...

Onlardan sonra kimse çikmayinca, biz de etrafla ilgilendik biraz. Bizim tribundekilerin yarısı Yunan gençlerden oluşuyordu. Konserin genelinde benim gibi ağir ablalar, abiler olduğu kadar gençler de vardı. Çok seveni var mıdır acaba hala? sorusunun cevabını konser saatinin yaklaşmasina dogru aldım. Varmiş. :) Gerçi stat Bon Jovi sahneden dolmaya devam ediyordu, tam dolu hali herhalde 5. ya da 6. şarkıdadır.

Ve konser anı. Sahnedeki dev ekranda, gün batımında Bon Jovi'nin Mahşerin Dört Atlısı tadındaki yürüyüşlerinden ve yakın plan çekimlerinden oluşan mini bir klip izledik. Bittiğinde ekip sahnedeydi. Ortalık çığlık çığlığa. "Raise Your Hands" ile başladık zaten pek kollarımız aşağıya inmedi konser süresince. Daha açılışta bizi sarıp sarmaladı grup. Şarkının nakaratını söyletti, eller havaya dedi, bombayı da şarkı bittikten sonra patlattı "En çok Türk kızlarının çığlıklarını özledim". Tam ortalık böyleyken dediler ki "You Give Love A Bad Name"...Daha konserin başında bu hitlerle karşılaşan ben hem şaşkın hem mutlu...Niye şaşırıyorsam? Adamlar 30 yıldır müzik yapıyor, ben de rahat 20 yılımı onlarla geçirmişimdir herhalde. Doğal olarak çoğu parçayı biliyorum gerçi bazı parçaların artık sözlerini pek hatırlamasam da nakaratları gayet aklımda. "It's My Life" sırasında düşündüm. Karşımda şarkı söyleyen bu adam neredeyse 50 yaşında ama hala 20lerinde sanki. Hem görünüm hem de enerji bakımından. Konser boyunca sadece slow şarkılarda yerinde durdu. Kankisi Richie'ye baktım. O gençken de Jon'dan daha büyük dururdu, hala öyle. O da 51 yaşında ve ifade olarak ben 40larımdayım canım diyor ama gitar soloları hala 20sinde. Özlemişim o soundu, artık pek öyle çalan yok. Zaten günümüzde böyle tek başına stad konseri verebilecek grup da yok. Klavyeci David Bryan da aynı kalanlardan. Hala çok sevimli, hala o sarı saçlar kıvırcık ve dağınık, hala o parmaklar çok hızlı bir biçimde klavyenin tuşlarına değip geçiyor. Davulcu Tico Torres de Richie tadında. Enerjisini o davuldan alıyor, sanki çalmazsa ölecek, çalarken değil. Kendilerine bir bas ve bir elektro gitarist daha eşlik ediyor...Bir anda çığlıkların volümü yükseldi. "Ne oluyor?" derken, anladık. Bon Jovi üzerindeki ceketi çıkarttı ve Türkiye formasını giydi. Arkasında da 10 Bon Jovi yazıyor...:) gayet samimi, esprili...Sonrasında kendisine eşlik eden gitaristle bir de duet yapıyor "Bad Medicine" arasında..."Pretty Woman"...Şaşırttı. Hele aradaki "Shout"lar iyiden iyiye güzel oldu. "Bed of Roses"a gelindiğinde sahnenin önündeki daire biçiminde podyumda yürüdüler Richie'yle ve sadece ikisi orada şarkıyı tüm stadla birlikte söylediler. Kesin sahne önü o noktada nirvanaya ermiştir diye düşündüm. :)

Konser boyunca Sambora sadece bir iki kez konuştu, konseri sürükleyen kişi kesinlikle o tatlı gülümsemesiyle gerçekten iyi bir frontman olduğunu gösteren Jon Bon Jovi. Bu arada "Born To Be My Baby"ler "Lost Highway"ler filan akıyor. "Blaze of Glory"de iyiden iyiye kendimi kaptırdım. Bir ara baktım Bon Jovi kamerayı öpüyor, tüm stad coşkulu. "Keep The Faith" Bon Jovi elinde maracaslarla stadı bir gospel korosuna çevirmeyi başardı mesela, gerçi ben bir bölümünü sadece el çırpıp söyleriz diye düşünmüştüm, o olmadı. Görülüyorki ben kendi konser provamı yapmışım kafamda, Bon Jovi benim ya. Şu şarkıda şunu yapıcaz, bu şarkıda şöyle söyleticez filan. Nasıl bir konser kafası var bende, bilemedimki...:) Bu arada Bon Jovi'nin neden 1 uçak 47 TIRla filan geldiğini anlamak mümkün oldu tabii. Ön kısmı yuvarlak, arkaya doğru oldukça geniş bir sahne kurulmuştu. Önünde de yuvarlak podyum. En dikkat çekeni sahnedeki dev LED ekran ve görsellerdi. Bon Jovi'nin konserinde patlamalar, havai fişekler, kıvılcımlar, dumanlar filan yoktu ama çok ciddi bir şekilde üzerinde çalışılmış görseller vardı. Kimi zaman karelere bölündü, çalanları gösterdi tek tek, arada izleyiciyi aldı, dev ekran oldu, çeşitli görüntüler yansıtıldı, aklımızı başımızdan aldı. Bitti. Gönderir miyiz? Hayır. Bis sırası..."Wanted Dead Or Alive" ve tabii ki beklenen o şarkı...akustikimsi başladı ve devam etti "Livin On A Prayer"...Ve son...çok anlamlı bir parça..."Always".

Tam anlamıyla güzel bir stad konseri oldu. Gördük ki yıllar bu adamlardan bir şey alıp götürmemiş. Kendilerinin de dediği üzere "Kaliteli bir şarap gibi, yıllar geçtikçe daha iyi oluyoruz". Öyleymiş. Tadı damağımızda kaldı.

Rahsan Waxpoeticg

Hiç yorum yok :