Açıkhava'da Paul Simon İllüzyonu

Hiç yorum yok
İstanbul Caz Festivali'nin bu seneki programı açıklandığında konserlerin tümü için heyecan duymuştum, ama iki müzisyen beni hepsinden bir 'tık' daha fazla sevindirmişti doğrusu. O müzisyenlerden biri Paul Simon'dı. İlk kez evdeki çekme kasetlerden keşfettiğim Simon & Garfunkel ikilisinin Simon'ı ilk kez İstanbul'a geliyordu, yapılacak en güzel şey 19 Temmuz akşamı onların şarkılarıyla en az benim kadar anısı olan bir arkadaşımı yanıma katıp konsere gitmekti. Öyle de yaptım. Bir başka Simon & Garfunkel mirasyedisi olan Zeynep'le birlikte Açıkhava Tiyatrosu'nda yerimi aldım. Aslında bu 'yerimi aldım' kısmının öncesi var. Çünkü ben konser alanına gelir gelmez oturup beklemem. Biraz erken gider, etrafı izler, konuşulanları dinlerim. İnsanlara bakar, neden o konserde bulunduklarını anlamaya çalışırım. Paul Simon konseri öncesi de böyle yaptım. İki kuşak insanın bir arada konseri heyecanla beklemesine tanık oldum. Konser biletlerinin karaborsada satılmasına, elindeki davetiyeyi dahi satmaya çalışanlara da... Bir büyüğümüz iki delikanlıya 'siz bu konser için biraz genç değil misiniz?' diye soruşuna dayanamayıp güldüm. Müziğin yaşı olurmuş gibi, diye geçirdim içimden. Bu müziği 50 yaş altı, bunu 50 yaş üstü dinleyecek diye ayet mi var sanki? Nihayetinde yaşı kaç olursa olsun bir Açıkhava dolusu insanla oradaydım. Birkaç gün önce aynı mekanda yaşanan irkitici olayı düşünmemeye çalışarak Paul Simon'ın sahneye çıkmasını bekledim. Ve çıktı. Çekme kasetin cızırtısıyla ilk gençliğime düşen sesiyle kanlı canlı karşımdaydı efsane. Gösterişsiz bir sahne, abartısız enstrümanlar, usta müzisyenler ve hepsinin ortasında küçük dev bir adam: Paul Simon. Bundan sonrası iki saatlik bir süre boyunca efil efil söylenen şarkılar, o şarkıların bize çağrıştırdıkları, annelerimizin gençliği, bizim çocukluğumuz, hepimizin buluştuğu ortak zaman dilimi: Şimdiki Zaman. Paul Simon, konserde birkaç ay önce yayınlanan yeni solo albümü ‘So Beautiful or So What’ a da yer verdi, ödüllü albümü Graceland'den The Boy in the Bubble ve Diamonds on the Soles of Her Shoes gibi şarkılarına da. Simon & Garfunkel günlerinden The Only Living Boy in New York'u (o anda Zeynep'in mutluluğunu görmeliydiniz!) ve çok iyi coverlanmış bir Here Comes The Sun yorumunu da işitti ölümlü kulaklarımız. En bilinen şarkılarınıysa bise saklamıştı Paul Simon. The Sound Of Silence'ı sahnede tek başına gitarıyla yorumladı. Herkesin konserde zamanın durduğunu hissettiği bir an vardır ya, işte benimkisi Still Crazy After All These Years'ı duyduğum andı. Konserin sonunda Bridge Over Troubled Water'dan The Boxer'ı söyleyerek hem dinleyiciyi şaşırttı, hem de ilk kez geldiği İstanbul'a çok güzel bir hediye vermiş oldu. Paul Simon'ın illüzyonundan mıdır bilinmez, o gece kendisini dünyanın en uzun adamı olarak gördük. Öylesine devdi sahnede. Konser bittiğinde kendisini ve müzisyen dostlarını alkışlamak için tüm Açıkhava ayaktaydı. Simon, uzun süredir birlikte çaldıkları uyumlarından belli olan ekip arkadaşlarını tek tek yanına çağırarak hem tanıttı, hem de seyirciyi herbiriyle ayrı ayrı selamladı. Bu özel gece için teşekkür etmeyi de ihmal etmeden sahneden ayrıldığında Açıkhava hoparlörlerinden Mrs. Robinson'un nağmeleri duyuldu ve merdivenlere yönelmiş dinleyiciler şarkının sonuna kadar bekleyip öyle ayrıldılar alandan.

Paul Simon'ın ilk kez İstanbul'da konser vermesini sağlayan İKSV'ye ve konser sponsoru Sony'e teşekkür ederek, sizi konserden iki video kaydıyla başbaşa bırakıyorum. İyi dinlemeler.

Sound Of Silence

Hiç yorum yok :