Takıntılı Sinefillere Tomtom Sinema Karnavalı

Hiç yorum yok
Dünyanın en sinematografik şehirlerinden biri olunca, İstanbul'da beyazperdeye kaptırıp gitmenin tadı bir başka oluyor. Son günlerde sinemanın ille de dört duvar ve bir perde istemediğinin hatırlanmasıyla salonlardan başka her yerde film izlenir oldu ki, saatler boyunca aynı yerde oturmakta zorlananan klostrofobik kurtlular için daha iyi bir haber olamazdı.

Tomtom Sinema Karnavalı, film izlemenin belli bir derecede ısıtılmış/soğutulmuş sinema salonundan, rahat koltuklardan, üç boyutlu efektlerinden, panaromik perdelerden daha fazlası olduğuna inananlar için bir sokak etkinliği. Etkinlik detaylarını betimlerken çizdikleri çerçeve, karnavaldan kimlerin hoşlanabileceğinin de ipuçlarını veriyor bize: 'film izlemekten de çok, sonraki süreçte gelişen ve hayatın içinde paylaşılabilen bir ‘sinemasever kültürü’ (ayrıca buna bağlı birtakım ‘faydalı hastalıklar’) hakkında: Filmlerden ilham alma biçimlerimizi kutlama, fetişleştirme, nihayetinde bir performansa dönüştürme arzusu… Bazen filmlerin içinde yaşamayı, bazen de Woody Allen klasiği “Kahire’nin Mor Gülü”ndeki gibi oyuncunun perdeden çıkıvermesini istemek; kimi klasikleri yeniden izlemeyi bir seremoniye dönüştürmek… Filmlerden, yönetmenlerinin belki de hiç tasarlamadığı anlamlar çıkarıp, hayatın başka yönleriyle ve diğer filmlerle ilişkilendirmek…

Açık havada ücretsiz film gösterimlerinin yapılacağı Karnaval’ın programı, ağırlıklı olarak disiplinlerarası etkileşime dayalı performans ve işlerden, sokak partilerinden oluşuyor. Bu sinema haftası, ‘yüksek kültür’ün ayrıcalıklı alanına sıkışan ‘entelektüel düşünme’ ile çoğu kez sadece ‘popüler kültür’ün marifeti sayılan ‘eğlence’yi, yer yer de gerçekle fanteziyi birbirine katmanın peşinde.

Tomtom Sinema Karnavalı süresince sanatçıyla seyirciyi aynı sinemaseverlik düzleminde buluşturmak, filmlerle ilgili takıntılarımız üzerinden göreceliliği ifşa etmek ve birbirimizden etkilenme biçimlerimize saygı duruşunda bulunarak kapalı devre sistemler yerine ‘daimi oluşum’a kadeh kaldırmak istiyoruz.'

Bu bölümden sonrası yukarıdaki tanıma uyan sinefiller için gelsin...

KONTUN BAHÇESİ: GIOVANNI SCOGNAMILLO SERGİSİ

Daha önce hiç sergilenmemiş resimleri, favori filmlerinden parçalar, yazdığı kitaplar, ‘action figure’ koleksiyonu…

Giovanni Scognamillo’yu Levanten bir yazar, bir sinema ve vampir uzmanı (vampirolog) olarak tanıyoruz. Halbuki bu ‘kült İstanbullu’nun, bütünüyle ilham verici bir dünyası var. Edebiyat ve sinemanın bilhassa fantastik türleriyle birlikte ‘gizemcilik’in her çeşidini de araştırmış olan 82 yaşındaki ‘Kont’un evi (evet, hayranlarının gözünde o bir Kont), tam da bu sebeple hala genç hayranlarınca sık sık ziyaret ediliyor.

Kimi arkadaşa dönüşen bu ziyaretçiler ve yakın çevresi, ‘ressam Giovanni’yle de tanışıyorlar. O kendini bir ressam olarak tanımlamıyor ve sadece rahatlamak, anlatamadıklarını aktarmak, suskun dönemlerinde kendine dönmek için resim yaptığını söylüyor. Ama daha önce hiç sergilenmemiş, sadece çok küçük bir kısmı ‘underground’ dergilerde yer almış resimleriyle başkalarının da tanışmasının zamanı çoktan geldi.

Resme çocuk yaşta çizgi roman kahramanlarını (Flash Gordon, Mandrake, Maskeli Süvari…), hayatının ilk yedi yılını geçirdiği Asmalımescit’teki evlerinden görülen ‘perili baca’ları çizerek başlamış. 70’lerde Jackson Pollock’tan etkilenerek soyut resmi denemiş. Çalışmalarının ağırlık noktasını ise, keçeli kalemle yapılmış, ‘rengarenk’ vampirler ile canavarlar oluşturuyor (Türker İnanoğlu gibi yakın arkadaşlarının vampir olarak portreleri de dahil). Başka? Kimi tutsak edilmiş kimi ‘ölümcül’ güzeller, “Dünyanın Sonu”, “Meditasyon”, “Meryem Ana ve İsa”, Charles Baudelaire’in “Kötülük Çiçekleri”nden ilham alan, baştan çıkarıcı göründüğü ölçüde tehlikeyi de çağrıştıran ‘zehirli bahçe’ler…

Aşkla birlikte korkulardan, erotizmden, mistik olana meraktan, sinema, çizgi roman, edebiyat ve şiirden beslenen bir dünyanın, naif, capcanlı ve net göründüğü kadar karanlık ve gizemli imgeleri bunlar.

Sergide, Scognamillo’nun resimlerine ilaveten, yıllardır biriktirdiği ‘action figure’ler, yazdığı kitaplar, hayal dünyasına damga vurmuş filmlerden parçalar, onun için önemli olmuş objelerden örnekler ve ressam/heykeltraş İlhan Sayın’ın, Scognamillo’nun figürlerinden yola çıkan enstelasyonlarıyla karşılaşacaksınız. Sergi, ‘Pera’lı Scognamillo’nun çocukluk ve gençlik yıllarında önemli bir yer edinmiş olan Tomtom Mahallesi’nde, gece kulübü olarak bildiğimiz, ilk kez bir sergi mekanı olarak kullanılan Indigo’da hafta boyu ziyaret edilebilecek.

18-25 Haziran / Indigo / 12.00-20.00

MONSIEUR M – DJ SET: TRAMONTO DI TOMTOM

Şuradan başlayalım: Giovanni Scognamillo’nun İstanbul doğumlu torunu Dimitris Dermentzioglou / ‘Monsieur M’, Atina’da ünlü bir ‘house’ müzik DJ’i. ‘Meğerse’ yıllardır Indigo’da çalmak isteyen Monsieur M, serginin açılış kokteylinde Indigo Lounge’da, kendi tarzı yerine dedesinin gençlik yıllarına damga vurmuş zamansız parçalarla birlikte daha yeni ’jazzy’ sound’ları içeren, ‘Tramonto di Tomtom’ (Tomtom’da Günbatımı) isimli bir ‘set’ sunacak:

Caz, rumba, bossa nova, Fransız & İtalyan ‘oldies’… Johnny Hodges, Clifford Brown, Glen Miller, Mina, Connie Francis, Bebel Gilberto, Antonio Carlos Jobim, Jimmy Fontana, Patty Bravo, Georges Moustaki, Michel Legrand, son albümü “Mondo Cane”de romantik İtalyan klasiklerini yorumlayan (Faith No More grubunun solisti) Mike Patton…

18.06 Cumartesi / 19.00-21.00 / Indigo Lounge

‘PAUL LEGER SHOW’: AÇILIŞ PERFORMANSI

Klasik film sahnelerinin genç performans, dans ve tiyatro sanatçıları tarafından ‘canlı’ olarak yeniden yorumlanacağı, sinemanın tiyatroya taşınacağı bir gösteri. Adını, Emir Kusturica’nın “Arizona Dream” filminde Vincent Gallo’nun canlandırdığı takıntılı Paul Leger karakterinden alıyor.

Bay Leger’in takıntısı, Alfred Hitchcock’un “North by Northwest”inde (1959) Cary Grant’in bir uçak tarafından kovalandığı meşhur sahneydi. Bir yetenek yarışmasında bu sahneyi canlı olarak performe edişi ise, “Arizona Dream”in unutulmaz ve şüphesiz en komik sahnelerinden biri.

‘Paul Leger Show’, aynı ‘sinemanyak ruh’a, filmleri hayat, hayatı film zannedenlere adanmış performanslardan oluşuyor.

Oyuncular: İlyas Odman, Aslı Bostancı, Mehmet Ali Nuroğlu, Okan Urun, Melih Kıraç, Yağmur Gurur, Gökçe Yiğitel

18.06 Cumartesi / 21.00-21.30 / Garajİstanbul

DR. MOOG – DJ SET: GECENİN ÇOCUKLARI /

GIOVANNI SCOGNAMILLO’YA SAYGI

Müzik ile sinemanın avangard, fantastik türleri, duyulmadık-görülmedik hazineleri ve B-sınıfı örnekleri konusunda İstanbul’daki sayılı koleksiyoner ve DJ’den biri olarak istikrarlı bir ‘underground’ kariyeri sürdüren Dr. Moog (Deniz Pınar), Scognamillo için özel bir performans hazırladı. Neler duyup neler göreceğiz?

Video’lar: B-sınıfı Ecnebiler / Türkler; “Drakula İstanbul’da”, “Dr. Mabuse”, “Ölüler Konuşamaz Ki”, İstanbul’da çektiği “Vampiros Lesbos”la tanıdığımız Jesus Franco, Metin Erksan’ın “Exorcist” uyarlaması “Şeytan”…

Sesler: Rockabilly; fantastik korku filmlerinden diyaloglar / şarkılar; Aertha Kitt, Amanda Lear ve Grace Jones gibi ‘soğuk sesli güzeller’; kült yönetmen Jesus Franco’nun caz kayıtları; Marc Aryan, Peppino Di Capri ve Dario Moreno gibi Türkçe söyleyen İtalyanlar; kabare yıldızları…

18.06 Cumartesi / 21.45-01.00 / Indigo Lounge

AÇIK HAVA SİNEMASI

Karnaval boyunca akşam saatlerinde yerli-yabancı film klasikleri, açık havada ücretsiz olarak gösterilecek. Film esnasında konuşmak, yiyip-içmek, dans etmek, şarkı söylemek -ve diğer ‘uygunsuz davranışlar’- serbest.

18-25 Haziran / Akarsu sk.

CONTROL VOLTAGE PROJECT (Mert Topel & Alper Maral):

KRZYSZTOF KOMEDA GECESİ

Roman Polanski ile Polonya cazının efsane ismi Krzysztof Komeda işbirliğinin üç klasiğine, “Rosemary’nin Bebeği”, “Cul-de-sac” ve “Korkusuz Vampir Avcıları”nın soundtrack’lerine ‘voltaj ayarı’…

Rosemary’nin ‘bebeği’ kadar, Mia Farrow’un söylediği ‘ninni’si de meşhurdur. Roman Polanski klasiği “Rosemary’nin Bebeği”nin (1968), büyük bir saflıkla birlikte endişe dolu bir hüznü de barındıran tema parçasını her sinema meraklısı bilir. Geniş kitleler tarafından en çok film müziği çalışmalarıyla tanınan bestecisi Krzysztof Komeda (1931-1969), aynı zamanda modern Avrupa cazının öncülerinden biri.

‘Control Voltage’ ise, analog synthesizer’ların gerçek potansiyelini ortaya çıkarmaya adanmış, deneysel bir proje. Caz piyanisti / öğretim görevlisi / ‘ses bilimci’ Alper Maral ile tuşlu çalgılar uzmanı, Nil Karaibrahimgil’den Tarkan’a birçok popüler ismin usta klavyecisi olarak tanınan Mert Topel’den oluşan ikili, Komeda & Polanski işbirliğinden örnekleri, “Rosemary’s Baby”, “Cul-de-sac” ve “Fearless Vampire Killers”ın soundtrack’lerini yorumlayacak.

Zaman zaman Komeda’nın da kullanmış olduğu kimi ‘ilkel’ synthesizer’lardaki gerçek hikmeti keşfetmek ve Polonyalı caz efsanesinin esrarengiz melodilerine bir kez daha kapılmak için tasarlanmış bir konser.

22.06 Çarşamba / 21.00 / Alt.

FİLM MARATONU: ENGİN ERTAN’DAN KÜLT FİLM SEÇKİSİ

Aylık ‘Sinema’ dergisinin Yazıişleri Müdürü, dergideki ‘Kült Filmler’ köşesi ve aynı isimli kitabıyla tanıdığımız Engin Ertan, Karnaval için, pek kolayca karşınıza çıkmayacak, birbirinden tuhaf (ama gerçekten tuhaf!) filmlerden özel bir seçki hazırladı.

Gün boyu girip çıkılabilecek ‘ücretsiz’ gösterimler esnasında, Garajİstanbul’un barından ‘ihtiyaç’ karşılamak mümkün.

25 Haziran / 11.00-19.00 / Garajİstanbul

LEGOWELT LIVE: ‘13. DİSKOYA SALDIRI’

Hollandalı ‘electro’ dahisi, sinemadaki esin kaynaklarını yorumluyor: John Carpenter, 70’-80’lerin fantastik filmleri, Klaus Kinski…

Önce müzik türlerinden bahsetmek gerekiyorsa, italo-disco, Chicago deep house, Detroit techno ve electro’yu bir çırpıda sıralayalım. Ama bu ‘synthesizer’ sihirbazının esin kaynakları, birkaç müzik türünün epey ötesine uzanıyor.

Legowelt, tek bir imgeden, tek bir tınıdan koskoca bir hayal dünyası inşa edebilen müzisyenlerden biri. Legolarla uzay gemisi yapan çocuğunkine benzer bir hevesle, kültürel anlamda etkilendiği ne varsa, bol çağrışımlı kurmaca serüvenler halinde birer albüme dönüştürüyor. Bunlar, çoğunlukla ‘var olmayan’ filmler için bestelenmiş ‘hayali soundtrack’ler. Bazen de doğrudan bir filmin müziğine ya da bir sinemacıya atıfta bulunan işler.

Legowelt dışında onlarca farklı isim altında müzik yapan –gerçek adıyla- Danny Wolfers’ın ‘evren’inde kimler ve nelerin cirit attığına gelince… Robotlar, Soğuk Savaş casusları, hayalet gemiler, bilgisayar oyunları, uzay araçları, gizemli cinayet öyküleri, Amiga bilgisayarlar, 70’-80’lerin fantastik sineması, (şerefine bir EP yayımladığı) Klaus Kinski, ormanın derinliklerinde gezmeyi seven maceraperestler, John Carpenter filmleri / ‘John Carpenter imzalı’ soundtrack’leri…

Analog ekipmana, ‘elektronik ses üretimi’ tarihinden gelip geçmiş her türlü alet edevata olan tutkusuyla tanınan, yeri gelince dijitalin nimetlerinden faydalanmayı da ihmal etmeyen Legowelt, 2002 yılında “Disco Rout” isimli hit’iyle Avrupa elektronik müzik sahnesinin yıldızlarından biri haline geldi. Buna rağmen ‘yeraltı’ndan çıkmamaya da özen gösterdi.

“European Tribute to John Carpenter” isimli toplama albümde yer alan bir ‘cover’ çalışması var ki, Türk sinema seyircisi için fazlasıyla tanıdık. 80’ler Yeşilçam filmlerinde ‘kötü yol’a düşen gençlerin gösterildiği sahnelerin ‘en az’ yarısında, Carpenter’ın az bilinen ilk filmi “13. Bölgeye Saldırı / Assault on Precinct 13”in tema parçası çalıyordu. Bu beste memleketimizde zamanla ‘Nuri Alço müziği’ olarak ünlendi. Legowelt ise, bu minimal ‘synth’ melodisini mükemmel bir dans parçasına dönüştürmüştü. ‘Nuri Alço müziği’ ve benzerleri eşliğinde dans etmek üzere, kapanış gecesinde Akarsu Sokak’ta buluşalım!

25 Haziran / 24.00 / Indigo Lounge

DISC JOCKEY ARI & B-BOT – DJ SET

Legowelt’in Indigo Lounge’daki performansının öncesi ve sonrasında, benzer müzik türlerini İstanbul kulüplerine taşıyan iki DJ’i, B-BOT’un italo-disco, Disc Jockey Ari’nin ise electro / electro-house parçalarından oluşan setlerini dinleyeceğiz.

‘THRILLER’

Duvardaki bir gölge, usturadan yansıyan ışık, sokakta gece vakti hızlanan adımlar, büyüyen göz bebekleri, ecinniler, ‘o’, ‘onlar’ ve tabii o eski dost: ‘içten yiyen’ paranoya. En fenası, paranoyak olmanız, peşinizde olmadıkları anlamına gelmeyebilir…

Sinema tarihinde kimi sahneler var ki, seyirciyi dehşetin tam da gözünün içine baktırıyor. SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesi Engin Ertan ile onun kadar ‘korkunç’ bir film koleksiyoncusu, ilaveten sinema yazarı / DJ / film distribitörü olan Uğur Bayazıt, ustura ve bıçakların tehdidi, kesip-biçmenin terörü altında geçen klasik film sahnelerini derlediler. Ertan ile Bayazıt’ın birkaç dakika içinde sinema tarihinde ‘gergin’ ve atmosferik bir tur yaptıran seçkisi, Çiçek Kahraman’ın (“Küçük Kıyamet”, “Ara”, “Uzak İhtimal”…) kurgusuyla, ‘mahrem’ bir deneyim olarak küçük bir kulübede meraklısıyla buluşuyor. Gün boyu ziyarete açık.

18-25 Haziran / Akarsu sk. (Alt.’nın yanı)

DOUBLE WHAMMY – DJ SET: MAHVEDEN SESSİZLER

Tren gara girer, adam Ay’a iner, olaylar gelişir… Sessiz sinemanın baş taçları ile ‘kıyıda köşede kalmış’larına ait görüntüler, post-modern çağın avangard müzikleriyle sesleniyor: Disko Detone ve Kinoyxo’nun (Kinohua diye okunur) ortak projesi ‘Double Whammy’den post-punk, electro-punk, new-wave, synth-wave, flexi-pop ve İtalyan underground’una adanmış bir set.

23 Haziran / 22.00-02.00 / Indigo Lounge

‘BREAKFAST AT TOMTOM’

Karnaval bitti; parti bitti; disco bitti… Hatta güneş doğdu bile. Ama film yeni başlıyor: ‘Akşamdan kalma’ olduğu halde şahane görünen Audrey Hepburn, Manhattan’ın meşhur mücevher mağazası Tiffany & Co’nun önünde taksiden iniyor. Elinde kahvaltı niyetine bir fincan kahve ile bir ‘croissant’… Hollywood tarihinin en sevilen romantik komedilerinden “Tiffany’de Kahvaltı”nın (1961) açılış sahnesini, Karnaval’ın son sabahında, Tomtom sokaklarından Akarsu’da bizzat tekrarlıyoruz. Dev çerçeveli güneş gözlüklerimizi unutmayalım. Kahve ve ‘croissant’ servisimiz mevcuttur…

26 Haziran / 06.00-08.00 / Akarsu sk.

Tomtom Sinema Karnavalı ile ilgili tüm detaylar websitesinden alınabilir.

Hiç yorum yok :