Mabel Matiz: Son Dönem Türkçe Sözlü Müziğin Kafasına Düşen Elma

1 yorum
Eskilerden gelip günümüzü etkileyen zamansız ozanları değerlerini bilerek ve haklarını teslim ederek bir tarafa bırakırsak, Türkçe sözlü müziğin şairane sandığı sözlere tek tip ritim öbeklerini dayayan dahilerce kuşatıldığını anlamak için birkaç radyo kanalı gezmek yeterli. İyi şarkı sözü yazma konusunda kıstasımız ise hâlâ 'Sezen mi, Nazan mı?' olmaktan ileriye gidemiyor ne yazık ki. Ana akım ısrarla görmezden gelse de, neyse ki Türkçe sözlü müziğin alternatif sahnesi kendisini tek kültürle sınırlamayan, ama derdini kendi dilinde anlatmayı tercih eden müzisyenlerle renkleniyor da, bazı şarkılara sadece kendi denetimimiz dışında takside, minibüste ya da kuaförde maruz kalıyoruz. O da işin nazar boncuğu olsun.

Yukarıdaki paragrafta yer alan 'huysuz' giriş, son zamanlarda adını sıkça duyduğum, ancak üç gün önce CD'sini alarak dinleyebildiğim Mabel Matiz'in debü albümü şerefine. Albümle ilgili düşünceme geçmeden önce müzik dinleme tarzımdan -tarzsızlığımdan mı desem yoksa bilemedim- söz etmeliyim size. Daha önceden hiçbir fikrim olmayan bir albüm geçtiyse elime, ilk önce arka kapaktaki parçaların arasından kulağıma en güzel tınlayanı bulup seçiyor ve müzikçaların 'çal' tuşuna basıyorum. Daha dinlemeden sözcük dizilimiyle kendimce bir bağ oluşturduğum şarkı, sözüyle/müziğiyle de bam telimi titretiyorsa o şarkıya ne kadar süreceğini bilemediğim bağlılığım da başlamış oluyor. 1,2,3,10,20... Artık paşa gönlüm kaç tekrar isterse, o kadar dinliyor, dinliyor ve dinliyorum. Bir nevi mesai. Gördüğünüz görebileceğiniz en takıntılı dinleyicilerden biri olmamı bu zamana kadar herhangi bir zararını görmediğim bu tarza borçlu olduğumu söylemeliyim. Bu albümde de tarzımdan ödün vermedim ve arka kapaktan adına çarpıldığım ilk şarkıdan Mabel Matiz'in müziğine daldım: 'Söylese O Ben Söyleyemem'. Şarkıyı ilk dinlediğimde Perşembeydi, şimdi Pazar, halen bu yazıya eşlik ediyor desem durumu anlamışsınızdır. İlk dinlediğim andan şimdiye kadar geçen sürede şarkıyla ilgli onlarca şey düşündüm ama başından sonuna değişmeden kalan tek şey 'Bu şarkı çok Aysel Gürel tınlıyor. Sözlerini Aysel Gürel'in yazdığı bir Sezen Aksu şarkısı sanki...' oldu. Şarkının kulağımda bıraktığı tek tını bu olmamakla birlikte, en baskını diyebilirim. Burada bir parantez açayım. Üreten, yaratan, besteleyen, çizen, yazan insan için referanslarla dolu olmak ve birileri tarafından açılmış manzarası güzel patikalardan yürümek gocunulması değil, övünülmesi gereken bir tercih. Bu Mabel Matiz için de böyle. Daha sahne ışıkları altında kullanacağı ismi seçerken kendini edebiyatın kollarına bırakmış bir müzisyenden söz ediyoruz sonuçta.

Mabel Matiz'in albümünü ilk elime alıp paketini açtığım andan dinlediğim son şarkının son saniyesine kadar geçen sürede duyduklarım türlü çağrışımlar bıraktı damağımda. Benzer yollardan geçtiğimizi, aynı kaptan su içtiğimizi, aynı satırlarda göz gezdirdiğimizi, aynı müziklere kulak verdiğimizi hissettiren nüanslar sayesinde Mabel Matiz şarkılarıyla kurduğum/kuracak olduğum bağın basit bir tesadüften ibaret olmadığını anladım. Şair Birhan Keskin'in şiirinden bestelenmiş 'Zaman', Aysel'in gidişinden sonra acıya şarkı basmak için yapılmış gibi duran 'Peruk Gibi Hüzünlü', sarhoş zamanlar şarkıları listesine üst sıradan düşüveren, Üsküdar'da yazılıp bestelendiğine hiç şaşırmadığım 'Söylese O Ben Söyleyemem' ve vurgularıyla bir neşelendirip, bir hüzünlendiren sinematografik 'Filler ve Çimen' çoğunlukla donuk, ara sıra maceraperest hayatıma ince ince dokunan şarkılar olarak kulağımda hoş bir seda bıraktılar.

Mabel Matiz, 'ayrılık, sevişmek, ten, ürperti, kalp, yalnızlık'tan ibaret kısıtlı sözcük dağarcığıyla ve birbirinden korkunç prodüktör düzenlemelerine teslim edilmiş altyapısıyla giderek çekilmez kılınan son dönem Türkçe sözlü müziğin asla aramadığı(!) ama gölgesinde gaflet uykusunu uyuduğu ağacın dayanamayıp kafasına fırlattığı kırmızı, sulu ve tatlı elma. 6 renkten ibaret sıkıcı paketler arasında 'onu alma, beni al' diye bağıran 48'lik pastel boya. Yorumculuk tarafını oturup, sabaha kadar tartışalım (ehöm) ama şarkılarıyla gönül telini titreten bir ozan besteci olup olmadığı konusunu bir kadeh rakı eşliğinde dinlenecek 'Matiz'in Şarkısı' ile yarım saatte tatlıya bağlarız bence.

Yazıya son verirken, Mabel Matiz'in yarın akşam (8 Ekim Cumartesi) saat 22:00'de Salon İKSV'de konser vereceği müjdesini sözlerimize ekleyelim.

Dinleme Noktası

Söylese O Ben Söyleyemem

Matiz'in Şarkısı

1 yorum :

Baggio dedi ki...

Yazınızı beğeniyle okudum. Çok beğendim. Mabel Matiz'in albümünü dinliyorum uzun zamandır. Belki biraz abartı gelebillir ama bana kalırsa şu an Türkiye'nin en iyi söz yazarı kendisi. Umarım böyle güzel sanat eserleri üretmeye devam eder.