İstanbul Modern'in Yeni Sergisi Doğa ve İnsan Arasındaki Bağı İrdeliyor

Hiç yorum yok
Doğanın ortasında doğanın olağanüstü gücüyle mücadele eden ve doğada yaşayabilme yeteneğini çoktan unutmuş bir insan. Doğanın esamesinin okunmadığı ve düzenin tamamen insana göre ayarlandığı şehirde insan dışı bir canlı... Birbirlerini dönüştürebiliyorlar mı, dönüştürüyorlarsa nasıl? İnsanın bencil bir tür olarak yok ettiklerinden özür dilemesi neyi değiştirir? Doğaya hükmetmeyi varoluşunun temeline oturtmuş insanın doğal olaylar karşısındaki acınası çaresizliği nasıl bir ironidir? İnsanoğlu doğanın bir parçası olduğu gerçeğini unutup kendi varlığını yoketme pahasında kaynaklarını nasıl tüketebilir? Küresel savaş stratejilerinin ve iktidar mücadelerinin şekillendirdiği yeni dünyanın tasarımında insanı insan kılan değerlerden sözedilebilir mi? 25 Mart'ta İstanbul Modern'de video yerleştirmelerinden ve dijital görsellerden oluşan Kayıp Cennet sergisinden çıktığımda aklımdaki sorulardan bazıları bunlardı. Serginin adı ise, beni Arthur Schopenhauer İstenç ve Tasarım Olarak Dünya (DieWelt als Wille und Vorstellung) eserindeki çocukluk tanımına götürdü. Schopenhauer, çocukluğun hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemimiz olduğunu söyler, beynimiz hızla kirlenirken bu masumiyeti kaybettiğimizi ve çocukluğumuzun artık ulaşılması olanaksız kayıp cennete dönüştüğünü öne sürer. Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu ve Paolo Colombo'nun yaptığı sergi, Schopenhauer'ın savıyla benzer olduğunu düşündüğüm bir bakış açısıyla doğa ve teknoloji arasındaki ilişkiye odaklanıyor ve kayıp, yitirilmiş ve belki de yeniden keşfedilmesi imkânsız bir doğa düşüncesinden yola çıkarak doğaya, doğanın bir parçası olan canlılara son yıllarda dünyayı etkileyen önemli ekolojik değişimlere objektifini doğrultuyor.

Sergide yer alan birbirinden etkileyici görsel çalışmalar arasında farklı coğrafyalardan pek çok sanatçının işi yer alıyor; Doug Aitken, Francis Alÿs, Katerina Athanasopoulou, Jim Campell, Ergin Çavuşoğlu, DesertMed, Shaun Gladwell, Emre Hüner, Nina Katchadourian, Ali Kazma, Laleh Khorramian, Guy Maddin, Rivane Neuenschwander, Ulrike Ottinger, Tony Oursler, Qiu Anxiong, Pipilotti Rist, Charles Sandison, Kiki Smith, Bill Viola ve Pae White. Serginin en etkileyici işleri arasında Emre Hüner'in savaş, modern medya ve yükselen hızın doğa üzerindeki etkisini sorguladığı Juggernaut yerleştirmesi, İskoçyalı sanatçı Charles Sandison'ın Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabında yer alan sözcükleri dijital ortama aktarıp kodlayarak oluşturduğu Büyüteç adlı görsel çalışması, Doug Aitken'in Ulusal Portre Galerisi’ne bırakılan vahşi bir tilkinin alışık olmadığı bir ortamda sergilediği davranışı gözlemleyen çalışması, Shaun Gladwel’in bir motosiklet sürücüsünün Avustralya’da ıssız yollarda araba çarpmış hayvanları yol kenarından alıp taşıyarak sembolik bir cenaze töreni düzenleyişini anlattığı Özür 1-6 adlı videosu bulunuyor.

Önerimiz, 24 Temmuz'a kadar sürecek olan sergiyi tercihen bir rehberle gezerek teknolojinin son olanakları kullanılarak dijital harikalar diyarına dönüşen doğanın sunduğu görsel ziyafete kendinizi bırakmanız.

Sergiyle ilgili detaylı bilgiyi bu adresten alabilirsiniz.

Hiç yorum yok :