Dayanışma Ruhunu Kaybetmeden ve Doğanın Değerini Bilerek Yaşamak

Hiç yorum yok
Türkiye'de 2001 yılından itibaren hız kazanan altın üretimi, 2010 yılında 17 tona ulaştı. Türkiye'de 5177 sayılı Maden Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle birlikte sadece2006-2008 yılları arasında verilmiş ruhsat sayısı kırk bin. 2007 itibariyle Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı şirketlerin sayısı ise, 143 olarak açıklanıyor. Bu şirketler yeni ve bakir altın yatakları bulabilmek amacıyla Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde çalışmalar yürütüyor. Altın üretiminde en fazla kullanılan yöntem ise, eski ve doğal yaşamı tehdit eden ama ekonomikliği ve verimliliğinden dolayı siyanür liçi adı verilen yöntem.

Kışladağ, Uşak'ın Eşme ve Ulubey ilçeleri arasında kalan bir dağın/yerin adı. Bir ton kayada ortalama 1.23 gram altın ve bir miktar gümüş tespit edilmesiyle beraber bölgede hareketlilik başlıyor. Toronto Borsası'na kayıtlı, yüzde 99.56 hissesi Hollandalılar'a ait olan Eldorado Gold ve bu şirketin Türkiye'deki iştiraki Tüprag tarafından işletilen Kışladağ Altın Madeni'nin ruhsatını alıyor ve 2006 yılından itibaren 1000 metre çapında bir alanda 70 bin ton siyanür kullanarak altın üretimine geçiyor. Altın üretimi başlar başlamaz da, Kışladağ çevresinde yaşayan köylüler yaşam alanlarının ve doğal kaynaklarının yok edildiği gerekçesiyle Bergama'da vuku bulan direnişi örnek alarak örgütleniyor ve madene tepki gösteriyor. Bu tepkiye İnay köyü tüm sakinleriyle katılırken, diğer köylerden kısmen katılımlar oluyor ve kitlesel bir direniş başlıyor.

Geçtiğimiz günlerde Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayınlanan Kışladağ'dan Mektup Var adlı kitap, sistemli halkla ilişkiler faaliyetlerine ve çeşitli baskılara rağmen altın madenine karşı örgütlenen köylülerin anlamlı direnişini anlatıyor. Kitabı kaleme alan Muammer Sakaryalı, bu direnişin kamuoyuna duyurulmasında büyük emeği geçmiş bir isim. Sakaryalı, 'Akılda kalmaz, satırda kalır.' düşüncesiyle köylüleri direnişe götüren aşamaları ve direnişin ruhuna dair tespitlerini her türden insana aktarmak amacıyla Kışladağ'dan Mektup Var'ı kaleme aldığını belirtiyor. Okuyucu, bir yandan yörenin su kaynaklarının altın madeni tarafından kullanılmasına karşı çıkan köylülerin 'İnay Vicdan Hareketi'ni kurarak gerçekleştirdiği mücadeleyi görürken, öte yandan direnişten rahatsız olan otoritenin baskılarına ve yıldırma çabalarına tanık oluyor.

Kışladağ'dan Mektup Var, yaşam hakkına saygı duyan, üzerinde yaşamakta olduğu toprağın, bu topraktan elde ettiği ürünün ve soluduğu havanın değerini bilen vicdanlı insanların muhakkak okuması gereken zorlu ve hiç bitmeyecek bir mücadele öyküsü. Bu öyküde adı geçen köylüleri kahraman olarak adlandırmak abesle iştigal olmaz, zira bu denli bilgi kirliliğinin yaşandığı, farklı düşünenlerin baskı altında yok edilmeye çalışıldığı ve dinin imanın para olduğu bir çağda insanca, vicdanını ve onurunu yitirmeden, dayanışma ruhunu kaybetmeden ve doğanın değerini bilerek yaşamayı bilmeyi yeniden anımsatıyorlar.

"Kışladağ'dan Mektup Var", Muammer Sakaryalı, 237 s., Yeni İnsan Yayınevi, 2011.

Hiç yorum yok :