Ölümden Korkmuyorum Ama Yalnız Kalmış Evler Var

Hiç yorum yok
Her Genç Kızın Rüyası

Bir şeylere, birilerine bağlanmamanın marifet sayıldığı günlerdeyiz. Öyle ya. Her an her şey değişebilir diye hayatımızdan eşya eksiltiyoruz. Uyuduğumuz odaya, kitap okuduğumuz salona, pazar sabahları yumurtalı ekmek pişirip çay demlediğimiz mutfağa alışmamaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki, her an her şey mümkün. Her şey gelip geçici. Yarın ne olacağı belli değil, falan filan. Özgür ruh olmak istiyoruz. Bir sırt çantasına hayatımız sığsın niyetindeyiz. Malum.

Yine de bazen bu gelip geçicilik hali hüzün veriyor. Mahalledeki en eski ahşap evin yandığını öğrendiğinde, çok uzun süre yaşadığın ama sahibinin sen olmadığın evi terketmek zorunda kaldığında, sahibi olduğun ev bir anda elinden kayıp gittiğinde... Ya da yaşlı ninenin arkasında bıraktığı evini öylece pencereleri çıplak, parkeleri kalkmış, kapıları çarpılmış, tozlu ve ölümün olanca ağırlığı üzerinde olduğu halde gördüğünde... Salonunda uyuduğun kanepe, pazar günleri mantı yediğin kırmızı masa, üzerinde elma kabukları yakılan soba, salıncak kurulan balkon, kırk derece ateşle uyuyakaldığın küçük oda, içinden topuklu ayakkabı aşırdığın ve kapağında Alain Delon'un resmi asılı eski gardırop, üzerinde zıpladığın yayları laçka olmuş eski yatak, görmüş geçirmiş eski dikiş makinası, "bana bir şey olmayacak, ben durdukça bu sokak varolacak" dercesine dallanıp budaklanan ıhlamur ağacı... İşte bütün bunları yaşamak yerine tozlu bir evin duvarlarındaki yansımalarını görme zamanı geldiğinde... Ihlamur ağacı kesilip atıldığında...

Birilerine, bir şeylere bağlanmamak diye bir şey gerçekten mümkün mü, hayat gerçekten bir çantaya sığar mı, diye düşünüyorsun.

Çalan; To Build A Home - The Cinematic Orchestra

Hiç yorum yok :