Yaratıcılığın sınıra ihtiyacı var mı ?

Hiç yorum yok

“Yaratıcılık sınırlara ihtiyaç duyar”

İngilizce söyleyince daha havalı oluyor nedense : “Creativity needs boundaries”

Dün İKSV Salon’da “Dijital Dünyada Yaratıcılık” ana temasıyla gerçekleşen seminer boyunca kulaklarımda çınlayan bu sözler, semineri organize eden SAE Türkiye Ofisi Kurucusu Hakan Kurşun’a ait.

Hakan Kurşun adını duymayalı yıllar, cismini görmeyeli adeta yüzyıllar olmuştu; dün gerçekleşen etkinlik şu anda SAE aracılığıyla ne işler yaptığını ve gelecekte ne gibi başarılı işlere imza atılacağını öğrenmemiz adına da beni çok sevindirdi.

Başlığa geri dönecek olursak. Hakan Kurşun bu sözleri ilk sarfettiğinde, “nasıl yani?” diye sordum. Biz, yaratıcılığın sınır tanımadığı, özgür düşüncenin önünün açılması gerektiğini düşünen insanlarız ne de olsa. Ne demekti “sınır koymak” , nasıl olurdu da yaratıcılık “sınıra” ihtiyaç duyabilirdiİ?

Muhtemelen Hakan Kurşun da söylediğinin yanlış anlaşılabileceğini fark etti ki açıklama gereği duydu. Ve şu şekilde devam etti:

Teknolojik değişim ve dönüşüm, hayatımızı her anında kolaylaştıracak, bizi daha fazla “çaba sarfetmekten” daha da kötüsü “düşünmekten” uzaklaştıracak bir dizi unsuru önümüze seriyor. Biz tüm bu gelişmeleri an be an takip ederek hayatımızı adeta bir “güncelleme” –Kurşun’un deyişiyle “güncelleştirme”- maratonu içine sokuyoruz. Hal böyle olunca daha kısıtlı imkanlar dahilinde daha çok düşünerek, daha çok zaman harcayarak ortaya çıkaracağımız ürünlerin yerini daha hazıra konduğumuz, bize daha çok imkan sunduğu sanılırken aslında bizi daha çok birbirine benzeyen işler alıyor.

Kurşun konuyu kendinden bir örnekle de açıkladı. Örneğin, bilgisayarında kullandığı programları yıllarca güncellemediğini söyledi, ta ki bilgisayarı uyarı verene, hatta bozulana kadar.

Ayrıca okullarda öğrencilere tam teçhizatlı programlar yerine kısıtlı imkanların kullanılabileceği programları ve bunların temel özelliklerinin öğretilmesiyle çok daha yaratıcı sonuçlar alınabileceğini söyledi. Ne de olsa önemli olan altyapı, geriye kalan öğrencinin zihninin ve ruhunun tezahürüne kalmış. İlk etapta hissettiğim şaşkınlık, bir süre sonra yerini hak vermeye bıraktı.

Hakan Kurşun 1988’de SAE Viyana’ya giderek Audio Engineering eğitimi almış bu, eğitiminin ardından Varşova’ya taşınıp, Polonya’da bir dizi ünlü müzisyenle çalışmış.. Middlesex Üniversitesi Kayıt Sanatları lisans derecesini aldıktan sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders vermeye başlamış.

Hakan Kurşun aynı zamanda SAE İstanbul kurucu temsilciliğini üstleniyor. Hakan Kurşun ve ekibi SAE aracılığıyla gençlere ses mühendisliği, dijital film&animasyon, web tasarımı ve geliştirme alanlarında eğitim veriyor. Bu enstitü bana bir zamanların Akademi İstanbul’unu hatırlattı açıkçası. Ancak arkasında 30 yıllık deneyimi olan ve uluslar arası alanda birçok başarıya imza atan bu köklü kurumsal yapının olması nedeniyle sonunun o şekilde olmayacağını umuyorum.

Tüm dünyada çapında eğitim veren Enstitü’nün İstanbul’da da faaliyet gösteriyor olması İstanbullular adına büyük bir şans.

Ayrıntılı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok :