Perry Blake: İrlanda Cini'nin Hazine Sandığından Çıkan Yakıcı Şarkılar

Hiç yorum yok
İstiyorum ki, size beni zamanında hallaç pamuğu gibi atmış şarkıları besteleyen müzisyenlerden söz edeyim. O müzisyenler ki, sadece müzikçalarımın değil, hayatımın başucunda durmuş olsun. Onlardan o kadar çok, o kadar çok söz etmiş olayım ki, beni tanıyanlar o isimleri ne zaman duysalar hemen akıllarına ben geleyim. Mesela Perry Blake gibi... Çok eskiden beri burayı takip ediyorsanız bilirsiniz belki. Perry Blake'in bizim mahalledeki adı "Ezgi'nin Perry"si'dir. Bu mahalleden gelip geçen çok olsa da, çok az adama böyle özel lakaplar takıp isme özel nağme yazıyoruz biz. Perry Blake bunu hakedecek ne yaptı derseniz, size Forgiveness'la (Crying Room, 2006) başlayan bir liste çıkarırım, This Time It's Goodbye (Still Life, 1999) diye eklerim, Genevieve'i (Perry Blake, 1998) anmadan geçmem, You're Not Alone'un (Songs for Someone, 2004) beni tuhaf hallere soktuğunu saklamam, Lies Lies Lies'ı (Songs for Someone, 2004) duyduğumda şöyle bir sakinlerim, This Life'ı (California, 2002) günde en az bir kere giriş bölümündeki piyano nağmesi için takıntılı bir şekilde dinlediğimi itiraf etmeye utanmam.

Bir efsaneye göre, İrlanda'da minik cinler yaşarmış. Bu cinler, gökkuşağının en ucunda yaşar, bir şekilde bulundukları yerlere ulaşabilenlere yakalanırlarsa yine gökkuşağında sakladıkları altınları vermek zorunda kalırlarmış. İşte günlerden bir gün, ben o cinlerden biri olduğunu tahmin ettiğim birini tanıdım. Onu gördüğüm ve yakaladığım için bana hazinesini açmak zorunda kaldı. Ama benim İrlanda cinimin sandığından altın değil, insanın içine işleyen notalar, kulakta iz bırakan şarkı sözleri çıktı. Çıkanlardan biri, Perry Blake şarkılarıydı. İrlanda cinim, Sligo'lu vatandaşı Perry'e belli ki kıyak geçmiş ve iyi müziğe olan doymak bilmeyen iştahımdan onun müziğini esirgememişti.

İrlandalı cin, Perry'i seveceğimi biliyordu. Çünkü; öyküleri sevdiğimi biliyordu. Masallar uydurmayı, masallar dinlemeyi sevdiğimi biliyordu. Cemal Süreya'nın Lavinya'ya söylediği gibi, incinmemek için yalanlar söylenmesini istediğimi biliyordu. Geçmişe dönüp bakmayı sevmediğimi biliyordu. İronim tuttuğunda ne denli yıkıcı olabileceğimi, bu hallerimle ancak gerçekten ironiden anlayan birilerinin başedebileceğini de biliyordu. Bundandır ki, masaya önce peri masallarını bıraktı. Arkasından Scott Walker şarkıları... Sonra Perry'nin Forgiveness'ını. Sonra siyah-beyaz fotoğraflar. Bir kadeh Jameson.

Hazineden altın yerine çıkanlarla başetmem zor oldu. Artık kimse öykü okumaz olmuştu. Kimse masal okumuyor, masal dinlemek çocuklukla bir tutuluyordu. İncitmemek için söylenen yalanların yerini düpedüz acıtmak için söylenenler aldı. İroniden anlayan çok az insan kaldı. Siyah-beyaz fotoğraflar yerini renkli parlak kağıtlara basılmış olanlara bıraktı. O hazine sandığından payıma Perry Blake ile İrlanda viskisi kaldı. Viski boğazımdan akıp giderken, Perry Blake de kalbimi yaksın, kimsenin kimseyi kırmadığı odalara sığındığımda yol arkadaşlarımdan biri olsun diye herhalde.

Perry'nin neşeli şarkısı yok, üzgünüm. Hani güne neşeli başlamak ya da tüm günün ağırlığından kurtulmak için dinlenecek adamlardan değil. Damağınızda bıraktığı tat daha ziyade gözyaşı tuzu. 1998'den bu yana bir kere bile neşe serçeleri salmaz mı gökyüzüne insan diye düşünüyor insan. Salmıyor Perry. Hep ağır aksak, hep düşük hece. O'nu sevmek zor, sevdiğinde de vazgeçmek. Belki bir tek Canyon Songs albümü insan içinde dinlenilebilir gibi. Ama onda bile Do We Only Fall In Love In Lovesongs başladığında boğazınıza koca bir yumru oturuveriyor. Sokakta kulaklığımı takarım, müzik akar gider demek pek akıl karı değil onunla. Mazallah bir arabanın altında kalmak, otobüste inilecek durağı kaçırmak, vapurda derin sulara atlamayı içinden geçirmek, metroda nefessiz kalıvermek olasılıklar dahilinde. Yine de tüm albümlerini sevdiğiniz müzisyenlerin bir elin parmakları kadar olduğunu düşündüğümüzde, Perry bir elde kaç tane parmak varsa artık birini kapar işte.

Perry Blake, Canyon Songs'dan bu yana geçen üç senenin ardından yeni şarkısı The Earth From Above'u Myspace adresinde yayınladı. Bu kadar zaman onu hiç değiştirmemiş, yine aynı o tok ses, yine piyanonun başrolde olduğu, şarkıların arka planında akıp giden gizemli notalar, yine yakıcı sözler, yükselip alçalan, yer yer tok giden, yer yer incelen ses... Yeni albümü beklerken, ağza çalınan bir parmak İrlanda viskisi gibi.

Hiç yorum yok :