Bülbül Orkestrası'ndan Balkan Nağmeleri

Hiç yorum yok
Yine gecelerden bir gece. Yine bir konserdeyiz. Bir ay kadar önce catlattığım ayağımın alçısını daha o gece atmışım, biraz sızım var. Umrumda değil, çünkü o gece Linda'yla birlikte o Almanya'da, ben Eskişehir'deyken fiber optik kablolar üzerinden birbirimize "bak bu nefis bir parça, bak adamlar Fallen Art filmine de müzik yapmış!" diye işlerini gönderdiğimiz Fanfare Ciocarlia sahnede olacak. Saat 6.30 civarında ofisteki işlerim bitip de ipimden boşaldığımda takvim 2 Mayıs'ı, günlerden de cumayı gösteriyordu. Bir ağrı kesiciyi vişne suyuyla çırpıp mideme göndermiş, cuma kalabalığına karışmak için adımlarımı sıklaştırmıştım. (sıklaştırmıştım dediysem, topal topal bir sıklaştırma hayal edin siz.) 

Vakit gelince Yeni Melek'teki konser için sahnenin en önünde yerimizi aldık. Salonun epeyce kalabalık olduğunu anımsıyorum. Fanfare Ciocarlia müzisyenlerinin janjanlı giysileriyle sahnede yerini alışını ve nefeslilerin ilk şarkıya giriş anını da. O anda ayağımın sızlamasını unutup, kendimi hiç de yabancısı olmadığım 9/8'lik ritimlere, çıldırtıcı güzellikteki Balkan ve Makedon türkülerine bırakacaktım artık. Yalnızca 5 dakikalık bir ara vererek 3 saat boyunca sahnede kalmıştı müzisyenler. 36 saat boyunca kalma yetenekleri de varmış, ama bize acıdıklarını tahmin ediyorum. Final vuruşunu Ederlezi ile gerçekleştirdiklerinde, çok çok çok iyi bir konser izlemiş olmanın kafa güzelleştiren etkisiyle şişe şişe şarap devirmiş gibi sarhoştuk.

Birkaç satırında İstanbul'a da yer verilen bu öykü nerede başlıyor peki? Romanya'nın kuzeydoğusunda, Moldovya sınırında Zece Prăjini adında küçük bir köy. Bu köyde yaşayan 12 kişilik bir müzisyen grubu yerel düğünlerde ve eğlencelerde çalıyor. Zaten bir nefeste 36 saat hiç durmadan çalarlarmış efsanesi de bu düğünlerdeki performanstan sonra yayılıyor. Günlerden bir gün Alman bir prodüktör ve plak yapımcısı köyü ziyaret ediyor, gruba hayran kalıyor ve Fanfare Ciocarlia dünya üzerindeki müzikal dolaşımına böylece başlıyor. 50 ülkede, binlerce konser. Her birinde 3'er saat çaldıklarını hesap edin, işte o kadar deliler. Delilikleri başka delilere de ilham veriyor elbette. Tomek Baginski grubun Asphalt Tango parçasını Fallen Art isimli kısa animasyonunda kullanıyor. Grubun 2001 yılında çıkardığı Iag Bari albümünden aynı adlı şarkıyı da Fatih Akın'ın Duvara Karşı'sında duyuyoruz. Böyle güzel müzisyenler olunca, kendi hayat öykülerini anlatan bir filmin olması kaçınılmaz olduğundan kendilerini Ralf Marscalleck'in ellerine bırakıyorlar ve ortaya Iag Bari: Brass On Fire adlı uzun metrajlı ödüllü belgesel film çıkıyor.

Fanfare Ciocarlia albümlerinin müzik dükkanlarının Dünya Müziği etiketli raflarında ilk belirmeye başladığı tarih, 1998. Ancak ben o zamanlar büyüme sancıları çeken bir ergen olduğumdan ilk keşfim 2001 tarihli Iag Bari. Bulmak nedense biraz zor olsa da grubun 1998 yılında çıkardığı ilk albüm olan Radio Paşcani Yeni Dünya Müzik tarafından, 2005 tarihli Giri Gabaldi albümü ile 2007 tarihli Queens and Kings albümü ise Ekinoks Müzik tarafından Türkiye'de dağıtıldı.)

Fanfare Ciocarlia dünya üzerindeki hızlı dolaşımını sürdürürken, sevenlerine de güzel haber vermeyi ihmal etmiyor. Yeni projeleri, bir başka delişmen Çingene orkestrası olan Marko Markoviç Orkestrası ile birlikte sahne almak! Üstelik öyle alt grup, üst grup gibi Türk gazinosuvari çatışmalar da yok, iki orkestra da aynı zamanda sahne alıyor! Eğer o sahne çökmez de, bu aşık atışmasını izlemek nasip olursa dinleyiciyi Romanya'dan Sırbistan'a, Balkanlar'ın hem oynak, hem de yer yer acıklı halk türküleri bekliyor olacak. Kim daha funk, kim daha hızlı, kim daha gönül telini titretici bir şekilde nefeslilerini üflerse bu savaşın galibi o olacak!
Kan dökülmeyecek bu güzel müzik savaşının bir muharebesi de İstanbul'da olsun desek, çok mu şey istemiş oluruz?

Dinleme Noktası



Hiç yorum yok :