İstanbul'un Saklı Nüfusu Mustafa

Hiç yorum yok
Dün akşam Documentarist tarafından düzenlediği 'Hangi İnsan Hakları?' etkinliğinin açılışı dolayısıyla birkaç kısa filmi önceden izledim.

Bu filmlerden biri de, Amsterdam merkezli HUMAN adlı sivil toplum örgütü tarafından gerçekleştirilen “Çocuk Hakları” serisi için Ayfer Ergün tarafından çekilen 'Mustafa' adlı filmdi.

Mustafa, 18 yaşında bir genç delikanlı. Ailesi Tanzanya'dan İstanbul'a göç etmiş. Mustafa, burada doğmuş ve büyümüş. Türkçeyi çok iyi konuşuyor. İstanbul'un eski mahallelerin birinde küçük bir evde yaşıyorlar. Fakat Mustafa yaşıtlarından farklı olarak eğitim alamıyor, her sokağa çıkışında korkuya mahkum oluyor.

Çünkü Mustafa'nın bir kimliği yok.

Filmde Mustafa'nın ağzından günlerinin nasıl geçtiğini öğreniyoruz. Hayatının ufacık bir odada karlı bir televizyon ekrarına bakarak geçtiğini anlatıyor. Yaşamın onun için ne kadar zor olduğunu, kimliksizlik yüzünden eğitim alamadığını, gitmek istediği yerlere gidemediğini anlatıyor.

Film 3 dakikada Mustafa ile bizi tanıştırıp bitiyor. Işıklar yandığında Mustafa'nın da izleyiciler arasında olduğunu farkediyoruz.

Öykünün gerisini Mustafa'dan dinlemek için sohbete başlıyoruz.

18 yaşındaki Mustafa'nın buradaki ailesi 4 kişilik. Bir de Tanzanya'da hiç yüzünü görmediği, videolarla haberleştiği bir ablası var. Babası tekstil işinde çalışıyor, ailede tek çalışan kişi. Mustafa hasta annesiyle ilgileniyor. İstanbul'un içine kapalı, biraz da tutucu bir mahallesinde yaşıyorlar.

Mustafa Türkçe'yi çok akıcı konuşuyor. İçine doğduğu dil bu ne de olsa. Anadilini ne yazık ki çoktan unuttuğunu biraz da çekinerek anlatıyor. Ve Mustafa, 18 yaşında ve anadili Türkçe olan yaşıtlarının aksine çok ama çok güzel bir diksiyon ve nezaketle konuşuyor.

Kimliksiz olmanın zorluklarından söz ediyor Mustafa. Babasının buraya göç etmesinin sebeplerini bilmiyor. Hangi nedenlerle Türk vatandaşı sayılmadığını da. Göçmenlik, evsiz yurtsuz olmak, kimliksiz yaşamak kavramlarının üzerinde uzun uzadıya tartışacak bilgisi de yok. Yine de en basit haliyle kimlikli insanı bile yutan bir şehirde 'saklı nüfus' olmanın dayanılmaz ağırlığından söz ediyor.

Mustafa, bir kilisenin yardım okuluna giderek okuma yazmayı öğrenmiş. Fakat okul bir sebeple kapanınca kimliği olmadığı için eğitim alamaz olmuş. Bu durum O'nu epeyce üzüyor. 'Ben istemez miyim eğitim alıp daha farklı şeyler öğrenmek?' diyor.

Mustafa yaşadığı mahallede onu derisinin rengi yüzünden aşağıladıklarını ve bunun O'nu çok kırdığını ve umutsuzluğa ittiğini anlatıyor. O'na 'kimi insanlar kendilerinden farklı gördükleri herkese küçümseyerek yaklaşırlar Mustafa, bu senin hayata umutlu bakmanı engellemesin' diyorum. Yanımdaki arkadaşım 'bu onların ego savaşı' diye ekliyor. 'Dünyada hem iyi insanlar var, hem kötü, biliyorum.' diye yanıtlıyor beni. 'Ben belki kapalı bir mahallede yaşadığım için böyle. Zaten bana bunu diyenler tinercisi, balicisi. Belki başka yerlerde böyle olmaz.' diyor. Mustafa, hem kimliksiz, hem siyahi, ayrımcılığı ve otorite tarafından tanınmamayı aynı şiddetle yaşarken yaşıtlarından çok daha ötede bir farkındalığa ulaşıyor. Bunu ister miydi? Bilinmez.

'Mustafa' diyorum, 'belki filmin gösterildikten sonra birileri sana ulaşır ve sorununu çözer, ne dersin?' 'Zaten burada birkaç kişiyle konuştum. Bir tanesi avukattı ve yardım edeceğini söyledi.' diye yanıtlıyor beni ve ekliyor: 'Tabi yarın sabah kalktığında anımsarsa. Kafası güzeldi de...' Gülüyoruz. Mustafa'da çok gelişmiş bir 'sense of humor' olduğu açık. İnsanların verdikleri sözleri tutamayabileceğini, kendi hayatlarına döndüklerinde O'nu unutabileceklerini biliyor. İçimden 'keşke tersi olsa, ama işler istediği gibi gitmezse en azından kalbi çok kırılmayacak.' diye geçiriyorum.

'Mustafa, ben seninle arkadaş olmak istiyorum' diyorum. Facebook adresini veriyor. 'Lütfen eklemem gecikirse unuttum ya da vazgeçtim sanma, bilgisayarım yok benim, zaman alabilir internete girmem' diyor. 'Tamam Mustafa, sen ne zaman uygunsan o zaman ekle' diyorum.

Elim çantamdaki kimliğime gidiyor. Düşünüyorum: Kaç defa sorguladım acaba bana bu kimliği veren ülkeyi? Polis dış görünüşümden dolayı beni hayat kadını sandığında ve çok kabaca kimliğimi görmek istediğinde nasıl sinirli bir şekilde avucuna bırakmıştım? Kaç defa kimliğimin üzerinde yazan din ve medeni hal ifadeleri nedeniyle ifrit olmuştum? Bu ülkenin vatandaşı olmanın sancılarını, acılarını ve güzelliklerini nasıl sorgulamıştım? Peki ya bütün bunları yapamamak, içine doğduğun ülke tarafından yok sayılmak, en basit temel haklarını bile kullamamadan yaşamak nasıl bir şey biliyor muydum?

Mustafa, yani benim yeni arkadaşım bana biraz olsun anlattı.

Siz de Documentarist'in 'Hangi İnsan Hakları?' etkinliğine gidin. Kimliği olmayan Mustafa'yı, elinde bomba patlayan küçük kız çocuğunu, yaşı büyütülerek evlendiren kızları görün.

Onların aslında sizden çok da uzakta bir yerde yaşamadığını da göreceksiniz çünkü.

Hiç yorum yok :