Aşkın Laf Kalabalığı

Hiç yorum yok
Fotoğraf makinamın objektifi bozuk olduğundan yazı zor okunuyor ama hemen imdada yetişip tercüme ediyorum: 'Gizem Hanım: Öyle şeyler yaşadım ki, Murat bana evet der sandım'

Öğleden sonra kanallar arasında amaçsızcasına zap yapar ve Yemekteyiz ile Esra Erol'da Evlen Benimle arasında gidip gelirken, Esra Erol'da emo kılıklı bir hanım kızımızla aylık üçbinbeşyüz lira geliri olan müzisyen ve de ziyadesiyle eli yüzü düzgün bir efendi oğlumuzun diyaloğuna denk geldim. Hanım kızımız, şu hayatta çok şeyler yaşadığını, dıştan çok sert görünse de içten içe çok kırılgan olduğunu ve gerçek aşkı aradığını anlatıyor ve anlatırken gözyaşlarına boğuluyordu. Müzisyen oğlumuz ise, eğer kendisi bir kız olarak dünyaya gelseymiş, hanım kızımızın bedeninde ve o olarak gelmek istediğini söylüyor, fakat kendisinden zaten bir tane olduğu için kendisinden bir tane daha olmasına gerek olmadığını söyleyerek hanım kızımızla izdivaç eylemeyeceğini bildiriyordu.

Bu fotoğraf daha belirgin: 'Murat aşk şarkıları yazıyor ama aşktan korkuyor.'

Şimdi ben anlatırken ne kadar anlayabildiğiniz bu diyaloğu bilemiyorum. Ben de zaten izlediğim halde bile pek anlamadım demek istediklerini. Anlamadım ama, yine de bu iki genç dimağı izlemekten kendimi alamadım. Şahit olduğum bu ilginç ötesi cümleler beni aralarında ne geçti de milyonlarca güzide seyircinin önünde aşk üzerine deli saçması felsefik kırıntılar yumurtladıklarını düşünmeye itti (boş zamanlarımda düşünürüm ben). Kendimi bunları düşünürken yakalayınca, 'elalemin yaşanmışlğından bana ne yahu' diyip düşüncemi yeni nesil ilişki bahaneleri konusuna yönlendirdim. 'Modern ilişkiler girdabının en bilindik sorunsalı ne ola ki?' diye kendime sordum. Kendime böyle bir soru sormuş bulunduğum için haliyle cevabını da kendim vermek zorunda olduğumu hissederek şöyle bir tez geliştirdim: Karşımızdakine direkt olarak 'kardeşim senle ne tensel, ne düşünsel, ne kalpsel uyuşamıyoruz, sen bensiz, ben sensiz daha iyiyiz, olmuyor, zorlamaya ne lüzum var?' demektense, dolaylı yollara sapmak, lafı kalabalıklaştırıp başını unutturmak ve başta söyleyeceğimizi en son söylemek gibi tuhaf yöntemlere başvuruyoruz. Bugün eğer karanlık ve izbe barların karanlık köşelerinde gözleri dolarak 'ben sana fazlayım, sen daha iyilerine layıksın' diyen kaybeden tripli adamlar ya da karşısındakini sürekli olarak kendisini anlamamakla ve korkaklıkla suçlayan kadınlar varsa, aşkın gelecekte nasıl algılanacağı konusunda endişel duymam normalmiş gibi geliyor.

Evet bula bula bunu buldum. Eğer ki bu yazının anafikrini anlamadıysanız hata sizde değil, bende. Ama yine de bir şans daha vermenizi, bir-iki kadeh bişeyler içtikten sonra yeniden denemenizi öneririm.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzre, esen kalın.

Hiç yorum yok :