İstanbul'da 'Dokunulmazlık'

Hiç yorum yok
Şu anda adını bir türlü anımsayamadığım bir şair dünyada bir tane bile ağlayan çocuk kalmadığı zaman her şeyin yolunda olacağını ifade ediyordu. Tabi benim cümlemdekilerden çok daha güzel sözcüklerle. Dün gazetede Artun Ünsal'ın 'bu şehirde kediler, köpekler ve çocukların dokunulmazlığı var' sözünü okuyunca aklıma o mısra geldi. Çok güzel söylemişti Ünsal, güzel yürekli her insanın İstanbul hayaliydi çocuklara ve hayvanlara dokunulmayan bir şehir ve hatta dünya, ama sahiden öyle miydi İstanbul? Evet, kediler ve köpeklerle yaşamlarını ve sokaklarını paylaşan semtler, çocukların topları kesilme korkusu olmadan oyun oynayabilecekleri mahalleler hala vardı şehirde, ama 'dokunulmazlık' gibi bir kesin ifade ne kadar doğruydu?

Ben mi fazla kötümserdim, yoksa Artun Ünsal benden daha fazla görmüş geçirmiş olduğu için ve elbette bir yazar duyarlılığıyla gördüğü değil, görmeyi arzu ettiği İstanbul'u mu anlatmıştı? Yazarların ve öykü anlatıcılarının, iyi ki, olan biteni çok daha duygusal olarak görmek ve gerçekten biraz daha farklı bir boyutta aktarmak gibi bir huyları vardır. İyi ki diyorum, çünkü eğer böyle olmasaydı, ne edebiyat, ne de güzel sanatlar olurdu.

Bu yazıyı hazırlayıp gönderdikten sonra e-posta kutuma düşen mesajın zamanlamasına şaştım desem yalan olur. Haberde 'PETA Deutschland Hayvan Hakları Kuruluşu, Pazartesi günü İstanbul’u ‘Avrupa Hayvanlara Zulüm Başkenti’ ünvanıyla ödüllendirdi.' diyordu. İlk tepkim amaç ironi bile olsa 'ödüllendirmek' sözcüğü yerine 'cezalandırmak' sözcüğünün kullanılmasının daha doğru olduğunu düşünmekti. İstanbul gibi bir şehir ‘Avrupa Hayvanlara Zulüm Başkenti’ gibi bir ünvanla ancak cezalanndırılabilir çünkü.

Sebepleri üzerinde düşünelim.

Hiç yorum yok :