Bir Tipitip'ten Başbakan'a Mektup

Hiç yorum yok
Sayın Başbakan,

Geçtiğimiz gece kocaman kahverengi gözlerinizi televizyondan doğru bana dikerek söylediğiniz 'Ülkemizde öyle tipler var ki, evlenmek gibi niyetleri yok' lafından hemen sonra, Çevre Bakanı 'Byzantion diye bir yer aslında yok, uyduruyorlar' demeden hemen önce dün Sabancı Müzesi'ndeki Efsane İstanbul: Byzantion'dan İstanbul'a sergisine gitmiş bulunduk.

Sergide adına arkeolog denen bir takım şahısların çıkardığı çanak çömleklere bakarken, bir yandan da konsantre olmak için çabalamaktaydık, zira etrafımızda bulunan çocukların istinasız hepsi annelerinin eteğine yapışmış bir şekilde mızmızlanmak ve de zırıldamak arası insanüstü bir ses çıkarmaktaydı.

Adına 'anne' denen kutsal varlıklar ise, çocuklarından baygınlık geçirmekle onlara can vermekten ileri gelen bağrına basma arası insanüstü bir duygu içinde sergi gezmeye çabalamaktaydı.

Demek istediğim, çocuklar çok ağlıyor, mızmızlanıyor, ben çocuk hiç sevmem' misali bir güdük düşünce asla değil. Ama şu sıra bindiğim vapurda, gittiğim lokantada, çay içtiğim çay bahçesinde, film izlediğim sinemada karşılaştığım tüm çocuklar mızmız, mutsuz, tatminsiz. İstisnasız hepsini üzen bir şeyler var. Rahatsız oldukları. Bu tesadüf olamaz.

Sayın Başbakan, işbu ülkede nedense gülen, kahkaha atan çocuk yok gibi bir şey. Yıllar boyunca başucumuzda 'Ağlayan Çocuk' resmiyle yatıp kalkmış bir toplumuz biz ne de olsa. Ayrıca, şu üzerinde yaşadığımız dünya çocuklara ve çocuk gibi düşünenlere uygun bir dünya değil. Siz de şairsiniz, şiir seversiniz, bilirsiniz hani. Çocukları Pablo Neruda gibi bağrına basacak şairler yok artık.

Tarafınızdan 'tipitip' olarak adlandırılma pahasına düşüncem budur. Ne zaman ki şu ülkede ağlayan çocuktan çok gülen çocuk görürüz etrafta, o zaman bir kere daha düşünürüz.

Hiç yorum yok :