11 Ağustos Çarşamba: Bizim Evin Halleri Ortaya Karışık

Hiç yorum yok
Don't Complain @ 11th International Istanbul Biennal
Yokluğunda çok kitap okudum. Film izledim. Belle de Jour'u izledim mesela, kimbilir kaç zaman sonra, kimbilir kaçıncı defa. Catherine Breillat külliyatı edinmeye karar verdim. Kararın başlangıcı, geçen gecemin seyrini değiştiren Fat Girl. Amerika ve İngiltere vizyonlarına göre adapte edilmiş bu adındansa 'A Ma Soeur! /Kızkardeşim'e' daha fazla uyuyor filme diye düşündüm. İki kızkardeşin ayna karşısında yaptıkları konuşma, hani şu aynı mı, yoksa birbirlerinin zıttı mı, yoksa birbirlerinin zıttı oldukları için aslında aynı mı olduklarını sorguladıkları sekans, evet müthişti.

Fotoğraf çekmiyorum. Pencereyi açtığım an öyle bir sıcaklık dalgası yayılıyor ki üzerime üzerime, hani o niyetinin aslında ne olduğunu bilmediğimiz 'yetkililerin' zorunda kalmadıkça evden çıkmayın uyarısını uysal uysal dinliyorum. Sürahilerce su, buz, meyve. Gazpacho yapmayı deniyorum bolca. Çok bol domates, usulünce sarımsak-sirke, köy biberi, ekmek içi. Koy miksere, çırpılsın. Tembel çorbası. Atıyorum dolaba, canım istedikçe cam kadehte hüp. Mutfakta daha ağırından denemelere ne sabrım, ne niyetim var şu sıcakta.

Bir yazı okudum Doğa Derneği'nin sitesinde. 'Senoz: Bal ve Dua Vadisi' diye. 'Burası kilutli sandık idu, o kiludi kirdular.' demiş bir dede. Evet, ağladım.

Roll, Express ve Bir+Bir sonunda dayanamamış, sanal aleme taşınmış. http://birdirbir.org. Eski sayılardan kotarılmış arşiv müthiş olmuş. Dergiyi daha sıcacıkken ele almak kadar olmuyor tabi. Yine de beklenen şarkıydı, oldu.

Kafka'nın Çorbası. (14 Tarifle Dünya Edebiyatı Tarihi). Buna başladım dolmuşta. Yanımdaki adam benle birlikte 2 sayfa okudu. İfrit oldum içimden. Başucumda 3 kitap daha ilgimi bekliyor. 'Köy / W. Faulkner' , '9 Öykü / J. Salinger' ve işte sonuncusu da az önceki. Ondan bir satır, öbüründen bir kuple. Geçinip gidiyoruz.

Sözcüklere takıldım bir de. 'Ketenpere' mesela. Güzel değil mi söylemesi? Sonra 'tilt olmak' var. 'Fanfinifinfon' var. Her sabah uyandığımda bu sabah hangi sözcüğe takılsam? diye düşünüp sözlük açıyorum.

Başkaaa... Hmmm. Facebook kullanıyorum, geyik için. Twitter'ı daha çok seviyorum çünkü çok güzel insanları getirdi evin salonuna. Getirmiş kadar oldu yani.

TNT'de bir dizi var. Juddging Amy diye. Şu ara pür dikkat izlediğim 2 diziden biri. Diğeri Doctor Who. Iııı, şey, ikincisinde diziden çok David Tennant'ı izliyorum. Umutsuzevkızı. Geçen bir arkadaşıma 'aşığım' dedim, 'yine hangi hayali kahramana?' dedi. Sinir.

Hadi bir de itiraf. İyi şeyler de oluyor. Karnım tok. Seyahat edecek kadar olmasa da, kitap alacak kadar para kazanıyorum. Yazmaya, çizmeye eskisinden bol vakit var. Topuklu papuç almaya cesaret ettim. Sangria yapmayı öğrendim. Mektup yazanlarım bile var benim.

Bir de Hindistan'a gidesim var. Zeynep'tir müessibi bunun.

Hiç yorum yok :