Fişne Benu Fişfukleme...

Hiç yorum yok
Fişne Reçeli
Suyunu koyvermesi için her katı şekere bulanmış güzelim vişnelerin karşısına geçip kuruldum. İstanbul'da yağmur varmış, trafik azmış, insanlar çıldırmış, o konser kaçmış... Unuttum. İstanbul'dan yalnızca iki saatlik mesafe kadar uzak olsam da, zamanı durdurdum.

Durdurdum ama, Dünya Kupası tahminleriyle "kahin" mertebesine erişen Ahtapot Paul'ün gördüğü itibar neticesiyle bizim evde cazibesi artan Ahtapot Octavius'a sormadan edemedim: Hani şimdi yeni bir hafta ya, takvimler 13 Temmuz'u gösterince soluğu Lisa Ekdahl'ı dinlemek için Esma Sultan Yalısı'nda mı almalı, yoksa o korkunç ses düzenini görmezden gelip son albüm Heligoland ile müşerref olmak için Kuruçeşme Arena'da Massive Attack'la mı buluşmalı? Ahtapot Octavius, öyle kuru kuruya kahinlik yapmam ben dediği için müzikçalara bir Lisa Ekdahl albümü attık, güne Massive Attack'la devam ederiz ve 13 Temmuz Salı'nın akıbetine karar veririz dedik.

Gazete Sabun yazılarına devam. Bu hafta İstanbul'un UNESCO Kültür Mirası listesi'nden çıkarılabileceği konusuna değindim. Son birkaç ay içinde bu şehirde olup bitenlere dikkat çekmek istedim. Özetle, gelecekte İstanbul'a ağlamaktan kızarmış gözlerle bakıp geçmişin hayaletleriyle avunmayalım diye Sulukule'de, Tarihi Yarımada'da, Ataköy Sahili'nde, Boğaz kıyılarında, Beyoğlu'nda olup bitenlere kayıtsız kalmayalım istedim.

Vişne reçelleri, güneye gitme hayalleri, deniz kıyısı konserleri, akşamüstü rakıları, ikindi kahveleri, envai çeşit ruh beslemeleri iyi güzel ama, İstanbul, bu canım şehir bir cadı kazanı misali kaynarken, yaz sıcağının rehavetine kapılıp, kendimizi kızağa çekmeyelim dedim.

Aktivist fişne beni fişfikledi mi, ne?

Dip Sos: İyi ki doğdun Susanne Vega!

Hiç yorum yok :