Dert Bende, Derman Kimde?

Hiç yorum yok
Son bir haftadır emektar laptop'um Safiye Toshiba'nın (ad-soyad) çıkardığı yedibinyediyüzotuzbeş küsürüncü sorun nedeniyle gündemi başka pencerelerden izlemek zorunda kaldım. Kendi Safiye'm dışında bir başka klavyede yazmakta zorlandığımdan Efes Pilsen One Love Festival'deki Hayati mevzusuna ne denli ifrit olduğumu yazamadığım gibi, Sezen Aksu'nun "Kış Masalı" şarkısının sözlerini ne denli özel bulduğumu da söyleyemedim. Tim Burton'ın Alice In Wonderland' ine de sinir olduğumu da anlatamadım. İçimde kaldılar.

Kedi Gri öldü. İstanbul Hatırası bir tuhaf bitti. Yağmur oldu, sel oldu. "Beni üzen her neyse hemen burada bitsin" dedirtecek şeyler peşi sıra geldi. Sonra gitti. Gider gibi oldu belki. Yeniden geldi. Gitmedi, kaldı. Müzik dinlemedim. Sinemaya gitmedim. Sadece Soul Kitchen'ı yeniden izledim. Salinger öyküleri okudum.

Hayat yerden yere çarptı, sonra elimden tuttu, tam doğruldum derken, "öyle çabuk umutlanma bakalım" dedi, yeniden sirkeledi. "Eşeği önce kaybettirip sonra yeniden buldurup, tam bulduğuna sevinmişten eşeğe çifte attırmak anca bu demek olsa gerek" dedirtecek şeyler oldu. Misal, geçen pazar arkadaşlarımla Moda'ya Ali Usta'dan dondurmasına okey oynamaya gittik. Ben oyunun kurallarını bilmem. Karşımda üç acar okeyci, biri Linda. Linda'yla ben bir takımız. Karşı takım canımıza okuyor. Sonra bir şey oldu. Şansım döndü. Ardarda 3 el ben kazandım. Son oyunu Linda kazandı ve çok geriden gelip bizim hırslıları yendik. Üçer top dondurmamızı tam kapmış yürüyorduk kiiiiiiiiii.... Benimki elimden kayıp kaldırıma tepe üstü yapışıverdi. Hayat, dedim, ne acayip şey. Tam kaybederken bir şey oluyor ve kazanıyorsun, zafer sarhoşluğunu yaşarken esen ters rüzgarla başladığın noktaya yeniden dönüyorsun.

"Hayat böyle bir şey işte" dediler. Ben o sırada "Dert bende, derman kimde?" diye şarkı mırıldanmaya koyulmuştum çoktan.

Hiç yorum yok :