Karanlığın İçinden Mutluluk Çıkar mı?

Hiç yorum yok
Salinger
Salinger'in öykülerini seviyorum. Öykülerine verdiği adların ironisini ve bazen metinden daha başına buyruk olmalarını çok daha fazla seviyorum. Bir yandan satırların gözümün önünden akarcasına uçup gitmesini, tekinsizliğini ve sonunun bilinmezliğini düşünürken, bir yandan da Salinger'in beni sürüklediği tedirginliğin keyfini çıkarıyorum. Kolay mı, öykülerinde çok sevdiğimiz bir karakteri bir başka öyküsünde kimsenin hislerine aldırmadan pat diye, üstelik son derece acımasızca öldürüvermesi... Mesela Seymour. Güle güle Seymour, seni hep sevmiştik, keşke ölmemen için elimizden bir şey gelseydi.

1-2-3. Sonra 6. Gece lambasıyla ışıtılmış bir oda, kucağımda Salinger'in Dokuz Öykü kitabı. Seymour bir taraftan, Black Heart Procession bir taraftan kalbimi deştiler dün gece. Seymour'un bir anda gidişi, Black Heart Procession'un müziğindeki parçalanmışlık... İstanbul konserlerinden önce Reset Magazin'e verdikleri röportajda "depresyonunuza isteyerek ortak olmadık, istediğiniz zaman inşaa ettiğimiz bu evleri yıkarız, yıkmanıza izin veririz" demişler ya, müziğimizi acı çekerek dinlemek sizin seçiminiz, mutlulukta da dinlenir pekala demek bu. Benim her şeyleri birbirine karıştıran tuhaf zihnim Seymour'un hala hayatta olduğu öykülere dönüp biraz olsun neşelenmek ve Black Heart Procession'u mutlulukta dinlemek istedi. Franny ve Zooey öyküsüne dönüp henüz ölmemiş Seymour'u gördüm ve yüreğimi ferah tutarak yeniden dinledim son Black Heart Procession albümü Six'i. Karanlığın içinden mutluluk çıkar mı diye düşünerek...

Sonra da sabah ilk işim koşa koşa 27 Mayıs'ta Ghetto'da verecekleri konser için biletlerimi elime alıp şöyle bir okşamak oldu. Bu konseri epeydir bekliyorduk çünkü.

Gel hadi Perşembe.

Hiç yorum yok :