06 Nisan Salı: Sınırları Aşmakmış

Hiç yorum yok
Fuck The BordersZincirli
Biri eski bir apartmanın duvarına yazmış: Fuck The Borders. Apartmanın görkemli kapısına zincir dolanmış, üzerine de 3 kilit vurulmuş. Yazıyla kilit yanyana. Fuck The Borders yazısı belki ondan sebep yazılı. Ama kilide dokunulmamış. "Fuck The Borders" ama yazıda.

Dün İstanbul Film Festivali'min geç kalmış açılışını yaptım, Küçük İndi ile. Başından sonuna umudunu kaybetmeyen vicdalı bir öykü anlatıyor. Marc Sota, tüm seyirciyi etkisi altına alan sessiz sedasız ama içinde fırtınalar kopan genç adam rolünde nefis. Filmin sonu tokat gibi. Vicdanla gerçekler konusundaki o korkunç çelişki sertçe çarpıyor. Sanırım ben böyle filmleri seviyorum. Filmin müziğini de sevdim, Pau Recha kotarmış. Fıkır fıkır, iyimser, filmin geneline uygun. Funk ve soul ezgileriyle donatılmış, nefis.

Ortala

Sinema perdesinde tanıştığımın yanı sıra, dün bütün gün CocoRosie'nin dördüncü freak bebeği Grey Oceans albümünü dinledim (selam sana HayatBayat ve No Data). Albüm, albüm olarak Mayıs'ta yayınlanacak. Bir sanal bilgisayar dosyasından çıkıp, kapağına dokunabileceğiniz bir albüm demek istiyorum. Tabi Türkiye'de dolaşıma çıkarsa. CocoRosie albümlerini bulamamaktan şikayetim var.

Akşama İKSV Salon'da Charlie Haden Quarted konseri dediler. Bakarız, dedim. Tembel Hasbi kılığımı giydiğimde dünyanın en sünepe şahsiyeti olurum. Hem bahanem hazır, Haden ve kontrbası yarın da İstanbul'da nasılsa.

Sahi aklıma geldi, İstanbul'da gerçek sakız reçeli nerede bulunur?

Hiç yorum yok :