"Derin Bi Nefes Alır Gibi Batıyoruz Yükümüz Ağır" Hissiyatına Mola...

Hiç yorum yok
Gözümüzü kapıyoruz Ocak, açıyoruz Şubat. Herkesin diline pelesenk olmuş haliyle "zaman su gibi akıp gidiyor". Her yeni güne gözümüzü "hadi bugün iyi haberler gelsin" diye açıyor, günün sonunda başımızı yastığa kah yorgunlukla, kah mutlulukla, kah iç sıkıntısıyla, kah tüm duyguların karıştığı hissiyatıyla dalıyoruz. Bazen rüya görüyoruz, bazen kabus. Ertesi gün, aynı rutine devam. Günü farklılaştıran su yerine sütle pişirilen ve ateşten indirmeden önce tarçın katılan Türk kahvesinden aldığımız bir yudum, sabahın erken saatlerinde izlenen "Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum" filmi, 2000'li yılların en iyi 50 filmini irdeleyen Altyazı Dergisi'nin Şubat sayısı, bir öğleden sonra en yakın dostlardan biriyle Salacak sahilinde bir kayanın üzerinde sohbet, bir diğeriyle hayallere dalmak, Çin Büfe'de kızarmış dondurmayı yalayıp yutmak, her pazartesi Misak Tunçboyacı'nın Dinamo FM'de yayınlanan Deux Ex Machina adlı programıyla minimal techno ve elektronik müziğin derin sularına alışmaya çabalamak, duvar yazısı fotoğrafı çekmek, Zeynep'in fotoğraflarına bakmak, 75 yaşında ve annenin eniştesi de olsa bir erkekten "Bugün pek güzelsin sen" iltifatı duymak, hiç tanımadığın birinden harkulade bir e-posta almak, akşam bir Kemal Sunal filmine rastgelmek, Kedi Felicita'nın maydanoz sapı ile, Kedi Cancan'ın kendi kuyruğu ile oynamasını izlemek, kargo ile gelen paketi heyecanla açmak, okumak, yazmak, dinlemek, görmek, izlemek...

Çünkü hayatın bir de sıkıcı yüzü var. İşin o tarafında işinden istifa etmiş bir kız, bir türlü aranmayan arkadaşlar, 5 ay içinde taşınılması gereken bir ev, iplerin koparıldığı insanlar, lüzumsuzca edilen kavgalar, 16 yaşında diri diri gömülen genç kızlar, olanağı olmadığı için hayallerini gerçekleştiremeyen arkadaşların ettiği isyanlar, Beykoz'da tüfekle vurulup kulakları da kesildikten sonra ormana atılan sokak köpekleri, açlığa, soğuğa ve emek sömürüsüne direnen Tekel işçileri var. Sözcükler ve harfler değişse de, hayata tutunmanın yollarını bulmak gerek.

Gelelim adımızın hakkını vermeye, Cuma - Cumartesi - Pazar ne yapsak da "herşeye rağmen yaşamak güzel be" diyebilsek faslına:

Cuma

Cuma günü saat 6 civarı ofis köleliğine 2 gün ara verdiniz, ipinizden boşaldınız. Arkadaşım ÜlkerCan'ın önerisi Alboran Trio, kendisi sevdiceği ile Afrika ve Avrupa sentezi cazın ve dingin notaların keyfine varacakmış. Ghetto ise, bu gece benim doğum günüm, gel birlikte Soul Kitchen'dan çıkma bir gece yaşayıp funk'ın dibine vuralım demekte. "Ah keşke AB'ye üye olsak da Avrupa topraklarında serbest dolaşım hakkımız olsa" diye düşünenler yolunu Babylon'a düşürmeliler. Zira bu gece Babylon'a gidenler mekanın 3 katı arasında sınırsız dolaşma imkanı bulacak, Rainer Trüby ve Yakuza'yı Babylon'da retro, future jazz, Brazil, house, boogie ve drum and bass harmanlı playlistlerini çalarken, Johnny Rock'ı Babylon Lounge'da "Egzotic Disco" adlı setini sunarken, Mabbas & Style-ist'i ise Babylon'un üst katında Mc Jojo Banton ile hasbıhal ederken görebilecekler.

Cumartesi

Uyudunuz, uyandınız, siz daha hık diyemeden zaman su gibi aktı ve saatler akşamı gösterdi. Cumartesi Gecesi Ateşi içinizdeki çoşkunluğu anlatmaya anca yeter. Ya kendinizi Babylon'da büyük disko topunun altında Bob Marley'in doğumgününü kutlarken bulacaksınız, kah ben almayayım, alana da mani olmayayım ama, Jay Jay Johanson'un bilmemkaçıncı defa İstanbul sahnesine çıkışına Ghetto'da şahit olacaksanız. İş Sanat ise cumartesi günü caz severlerin İstanbul'un soğundan kaçırıp sığınacakları en ideal mekan, zira saksafonda Joshua Redman, piyanoda Aaron Parks, basta Matt Penman ve davulda Eric Harland'dan oluşan James Farm sahnede olacak.

Pazar

Sizin yerinizde olsam Pazar sabahı uyanır uyanmaz kendimi İstanbul Modern'e atar, Boğaz'a karşı kahvaltımı eder, öğleden sonramı ise İstanbul Modern Sinema'nın "Sıfır Derecede Aşk" programını izlemeye ayırırdım. Saat 13:00'de Kuzey Kutbu Aşıkları / The Lovers of Arctic Circle ve saat 15:00'de Kuzey / Nord filmleri siz değerli sinefilleri bekler.

İşte bir haftanın daha sonuna geldik sayın seyirciler. Önümüzdeki hafta Oi Va Voi 3 gün süresince Babylon'da olacak, şimdiden ajandanızın en görülesi yerine yazın.

Hiç yorum yok :