Gelip Geçiciliği ile Bilinen Moda, Sürdürülebilirliği Tartışıyor

3 yorum

Foto: Yerel terzilerle çalışmayı tercih eden ve parça kumaşları birleştiren Arjantinli 12 Na's

Enerjide, turizmde, eğitimde, çevrede, ticarette, uzun sözün kısası her türlü konunun başına getirilen ve şu sıralarda telafuzu pek bir "moda" olan bir sözcük var: Sürdürülebilirlik. Hal böyleyken, artık "endüstrileşmiş" bir olgu olan modanın bu konuya ilgisiz kalması olası değildi.

Modada sürdürülebilirlik kavramı, özellikle biz şehirlilerin aradığı doğallık/organiklik ile sınırlı değil. Sürdürülebilir moda, ucuz olduğu gerekçesiyle ihtiyaç dışı giysi alışverişi yapmamak, düşük ücretle işçi çalıştıran konfeksiyonlarla işbirliği yapan markaları tercih etmemek, çevreye zarar veren hammaddelerle üretilmiş giysileri kullanmayı reddetmek ve daha da güzeli, yaratıcılığı sınırlayan tek tip giysilerden uzak durmak gibi olguları kapsıyor.

Sürdürülebilir moda deyince akla gelen bir başka konu ise, modüler tasarımların kişiye ve bedene özel kıyafetler yaratmaya imkan sağlaması. Kilo alıp 40 bedenden 42'ye mi yükseldiniz, hop takıyorsunuz bir parça ve kullanıyorsunuz. Böylece bu giysi gardırobunuzun en güzide parçası ise, gözden çıkarmanıza ve ağlayarak bir köşeye atmanıza da lüzum kalmıyor. Yine çift taraflı giyilebilen giysiler, beden snırı olmadığından birden fazla kişi tarafından paylaşılabilen giysiler -ki anne kızlar arasındaki malum gardırop savaşlarına son verebilecek bir çözüm-, gündelik bir giysiyken ufak tefek dokunuşlarla gece giyilebilen parçalar... Sürekli "zayıf olun, zayıf olun, zayıf olun" mesajını alttan alttan beyne işleyen "beden ırkçılarına" karşı da geliştirilen hoş bir akım, dahası sevilesi bir felsefe. Üstelik gereksiz tüketimi de önlüyor.

Foto: People Tree

Modanın sürdürülebilirliği mevzusu aslında görünenden çok daha derin. Konu üzerinde bir araştırma yaptığınızda sentetik yerine pamuklu giysiler tercih etmenin çok da "ekoloji-dostu" bir yanı olmadığını görüyorsunuz. Zira pamuk üretiminde kullanılan zirai ilaçlar, toplandıktan sonra kullanılan ağartıcı ürünler ya da konfeksiyon aşamasında kullanılan boyalar sağlıklı gibi görünen bir giysiyi canavarlaştırıyor. Bu nedenle ekolojik dengenin korunması ile yüzeysel değil, derinlemesine ilgileniyorsanız -ki tüm muhalif tercihlerin beraberinde "anlaşılamama" sorununu getireceğini bilirsiniz- giysinin hammaddesinden satın aldığınız tezgahtarın günde kaç saat çalıştığına kadar her aşamasına kafayı takmalısınız. Geçmiş olsun şimdiden, hiç kolay bir iş değil.

Foto: Bird Textiles

Her ne alanda olursa olsun, bir bireyin ya da kuruluşun gerçekten "ekolojik" ya da "adil" olup olmadığını yaşam tarzı açıkça gösteriyor. PR ve reklam bir yere kadar günü kurtarıyor, günümüzde hata kapatıcı makyajların bir dokunuşla yıkılması an meselesi. Zira, sorgulayan şehirli insan yediği yemekte GDO'lu malzeme olup olmadığından tutun da giysisinin üretildiği hammaddeye kadar herşeye tabir-i caizse "takıyor" ve gerçekle "yaldız" olanı fevkalade güzel bir biçimde ayrıştırmayı biliyor.

Özetle, gelip geçiciliği ve anlık/dönemlik oluşu ile popüler kültürün değişmezlerinden olan moda dünyası, ekolojik denge, adil üretim ve ticaret ve gereksiz tüketimin önlenmesi konuları üzerinden sürdürülebilirliği tartışmaya devam ediyor.

Doğa Dostu Markalar

Edun ve People Tree adını bir çırpıda sayabileceğimiz doğa dostu markalar. Geçtiğimiz yıl İstanbul'da sürdürülebilir moda temalı bir serginin küratörlüğünü yapan tasarımcı Kate Fletcher ise bu konuda örnek alınabilecek bir diğer isim. Organik kumaşlardan ürün tasarlayan Avustralyalı Bird Textiles bir başka örnek. Türkiye'de ise, BOA Studio %100 organik pamuklu ürünler tasarlıyor. Tru Project de her yıl farklı bir temadan yola çıkarak organik t-shirt ve kanvas çantalar tasarlıyor.

3 yorum :

Sima* dedi ki...

bu sıralar ecodesign olgusuyla beraber çok tartışılan bir konu gerçekten de bu. aslında bu konu bu kadar popülerleşmeden bir şeyleri değiştirmeye çalışan, en azından kendini değiştiren çok marka var. en son istanbul'da şu an iki mağazası olan Muji var. adamların kıyafetleri organik, oyuncakları geri kazanılmış iplikten. bunlar çok da zor şeyler değil, şirketlerin neye değer verdiğiyle ölçütlü daha çok.

blurred dedi ki...

Aklıma takıldı, 'Sürdürülebilir moda' ve devamında gelen açıklaması: 'ucuz olduğu gerekçesiyle ihtiyaç dışı giysi alışverişi yapmamak'. Moda, alışveriş yapmamayı değil aksine insanları 'al tüket ve yenisini al' mantığı ile sürekli tüketime teşvik eden, popüler kültürün bizlere özene bezene hazırladığı, dışı janjanlı kocaman bir balondur. Sermaye ve sermaye sahiblerinin devamlılığı için sürekli bir değişim içerisinde olması şarttır.

Ezgi dedi ki...

Haklısınız, bu da işin bir başka boyutu. Moda endüstrisinin 'adil ticaret/doğaya saygılı üretim' konularına sırf bu kavramların yüzü suyu hatırına eğildiğini söylemek safdillik olur.

O nedenle yazıda verdiğimiz butikler büyük mağaza zincirlerinden seçilmiş örnekler değiller. Onların sürdürebilirlik konusunu moda olduğu ve sonunda kar getireceği için mi tercih ettiklerini bilemeyiz. (lafın gelişi bilemeyiz).

Bu gibi kavramların alternatif olarak kategorilenmesi de aslında ne sinir bozucu, değil mi? Zincir bir mağaza da çalışanlarının şartlarını göze alıp üretim yaptığı yerin adil üretime uygun olup olmadığına dikkat etmeli.

Koca bir endüstri küçük insanların dayatmasıyla değişir mi?